gezi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gezi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Perşembe, Şubat 22, 2018

La bu Y kuşağı size ne etti gardaşım?

Geçenlerde bir arkadaşım odama "Sana bi' şey göstericem ehuerhe" diye geldi. Linkedin'de ortak bir tanıdığımız bir X-Y kuşağı karşılaştırma tablosu paylaşmış. Paylaşım amacı, X kuşağının ne kadar muhteşem bir kuşak olduğunu göstermek belli ki; yönetebiliyorlar, çalışıyorlar, seviyorlar, sayıyorlar, anlayışlılar, sadıklar, güzeller, ışık saçıyorlar, parlıyorlar, bambaşkalar... Elbette biz Y kuşağının iki neferi olarak uzun süre alay ettik. Masa başında alay ettik, yetmedi mesajlaştık, o da yetmedi sigara arasında, oo biter mi yemekte.. En son eve dönüş yolunda alay edip konuyu bir sonraki buluşmamıza kadar kapattık. 
Aradan birkaç hafta geçti; ara ara aklımıza gelir, güleriz. 
İllüstrasyon brokelyn.com 'dan

İş Hayatı ve Kaygılar

Tabloda yöneticilik, sadakat, uyum, teknoloji kullanımı gibi özellikler üzerinden X ve Y kuşakları karşılaştırılmış. Teknoloji kullanımı dışında tüm özellikler -ki toplumun olumlu bulduğu özellikler- X kuşağının lehine.
X kuşağı Linkedin'deki o tablodan bolca paylaşıyor. Yönetici olmak için yeterli kıdemi olmayan Y kuşağının yöneticilik yeteneğinin -vasfının- olmadığını hangi veriye göre ölçümlediklerini merak ediyorum doğrusu. Kaldı ki, Y kuşağı, X kuşağına göre daha erken yaşta kendi işini kuruyor. Aynı merak, çalışmaya henüz başlamamış olan Z kuşağının çalışmaya uygun olmadığını ölçümlediklerinde de var. 
Korkuyorlar, anlıyorum. Para harcamaya ve çalışmaya başlamayan Z kuşağına "Nasıl satış yaparız?" seminerleri çoktan başladı bile. Görmezden gelemedikleri ama hiç anlam veremedikleri bir kuşağa sesleniyorlar. Seslenirken de hor görmeyi ihmal etmiyorlar, ki asıl sorun bu.

Biz baskılama biçimi olarak: Deneyim

Bazen "anne olunca anlarsın", bazen "sen gelirken ben dönüyordum", bazen de "canım biz onu daha önce düşünmüştük" ile önümüze çıkan deneyimciler, biz olmak nedir bilmiyorlar. Zaman ve mekan bağımsız düşünmeyi, şartlar değiştikçe yeniden denemenin, gerekirse hata yapmanın kıymetini anlamıyorlar. Düşünceli davrandıklarını sanıyorlar, ama tıpkı bilgi ve deneyim gibi acımasızlar. Kek yerken de karşımıza çıkan bu X kuşağı, toplantı odasında da var, sokaklarda da. 

Yazılı Olmayan Kent Kuralları ve Benmerkezcilik

Kendinden sonraki kuşakları çok benmerkezci olmakla suçluyorlar. Çalışkanlık, sorumluluk sahipliği, yöneticilik, sadakat gibi özellikleri bir yere kadar anlayabilirim; ama benmerkezci, bencil olmayı anlayamıyorum.
Söylenmeye trafikten örnekle devam edeyim: Kadıköy'de çalışıyor, yaşıyor, oturuyor, yiyor ve içiyor olmamdan mütevellit sokaklarını pek bilirim. Fahri fahri trafik müfettişi olarak kaldırımdaki araçları indiriyorum, inat ediyorum, başlarında bekliyorum. Bu esnada kaldırıma araç park eden bir X kuşağıysa aracı indirmemek için kendince güzel, ama oldukça çirkin, direniyor. "Tatlım, beş dakika sonra gideceğim." diyor. "Tatlım, Canım, Bilmemnecim" gibi baskılama kelimelerini mutlaka kullanıyor. Kural yok, kendi ve daha önemlisi çocuğu dışında kimse yok. 
Ya da metroda boş koltuğa oturmak için sıranın önüne geçebiliyor. Hata yaptığını anlamazdan gelebiliyor. "Tatlım, sen otur, aşk olsun." diyor mesela. Sanki tek derdimiz onun o boş koltuğa oturmasıymış, sıranın önüne geçmesiymiş gibi anlamazdan geliyor.
*
Sadakat ile konfor alanının, teknolojiye uyum sağlama ile teknolojiyi kullanmanın arasındaki farka girip daha da söylenmeyeceğim.
Ancak Y kuşağının müzik gruplarının, müzisyenlerin, tiyatroların, dergilerin, kafelerin vs başka bir şey istediğini, istemekle kalmayıp aradığını görmezden geliyorlar. Y kuşağı kahvehanenin duvarlarını siyaha boyuyor, burası tiyatro sahnesi diyor, perdeye ihtiyacım yok diyor. Hikayeciler yayıncıya gerek duymuyor, blog açıyor, kağıda yazıp durağa bırakıyor. Müzisyenler Youtube kanalı açıyor, sokakta gitarını eline alıyor, yüz binlerce takipçisine müzik yapıyor. Müzik grubuna Kaç Canım Kalmış, Yüz Yüzeyken Konuşuruz, Büyük Ev Ablukada gibi isimler koyuyor. Yasaklara karşı kafelerde tiyatro oyunu okuyor. Teknoloji ile ilişkisi burada, video çekip Twitter üzerinden yayınlıyor. Y kuşağı tiyatro sahibi ekibine, tiyatro yönetmeni seyircisine sahip çıkıyor, o varken ben varım diyor. 
*
Bunları yazarken aklıma, yıllar önce İzmir'de tanıştığım İtalyan kesim takımlı janti BB kuşağının bir neferi olan abi geldi. Ben henüz lisedeyken -ya da en fazla üniversiteye geçmişimdir- yeni neslin ne kadar kötü giyindiğinden bahsediyordu. Diyordu ki, "Çok şık bir eteğin altına spor ayakkabı giyiyorlar, olmaz." Niye olmayacağını anlamamakla beraber, peki demiştim, hatırlıyorum. Peki. Öyle olsun. Sensin. 
Bırakın tayyör altına sneakers giyelim. 
*
Katıldığım bir seminerde coğrafya itibariyle BB, X, Y, Z kuşağı diye adlandırmamızın hatalı olduğunu, Türkiye'nin bir darbeler ülkesi olması nedeniyle, 70liler, 80liler, 90lılar demenin daha doğru olduğu konuşulmuştu. Hak vermemek elde değil elbette. Bir taraftan da kuşakları nüfus cüzdanına bağlamıyorum. Kendimi bir başkasından ayırma gayretinde hiç değilim. Hele ki istatistiklikler direkt beni işaret etse de, kendimi muhteşem "Gezi gençliğini" üzerime tamamen alamıyorum.
Yazıyı kapatıyorum. 
Tatlı Utku der ki: Başka türlü bir şey Y kuşağının istediği.
Biraz sıkılmış Utku der ki: Gölge etmeyin, başka ihsan istemeyiz.
Delirttiğiniz Utku der ki: SA NA NE!
(ki, delirmekten vazgeçme)
Utku
Yorum Yok

Perşembe, Mart 16, 2017

Pek Kadın* Yırca Hanımeli Kadınları

Kömürün İsi, Sabunun Misi

Soma'nın Yırca köyünü ve halkını duymuşsunuzdur: Soma'nın başına gelen üst üste felaketlerden sonra termik santral yapmak üzere 6 bin ağacın kesilmesine karşı çıkan ve bu direniş esnasında hırpalanan köy halkı. Hırpalandılar; ancak haklı davalarından vazgeçmediler. Bunu yaparken de gülmeyi, içlerindeki sevgiyi tutmayı ihmal etmediler.
Yırca Hanımeli
Yırca köylüleri ile ilgili güzel fikirlerimin bir kısmı okuduğum, izlediğim bilgiler iken, büyük bir kısmı tanışıklığımızdandır. Geçtiğimiz hafta "Birlikte çalışabilir miyiz acaba?" diyerek kafa yorarken, hikayelerini uzun uzadıya dinledim. Uzun uzadıya diyorum ama yetmedi. Görüşmek için ayarladığımız bir saati dört saat yaparken, hiç kalkıp gitmek istemedik. En nihayetinde Elvan, Hanife, Emine ve Kenan'la neredeyse beni de yanlarında götürecekleri kadar birbirimizi sevdiğimiz bir akşam geçirdik. 
Yırca Hanımeli
Yırca Hanımeli Facebook sayfasından
Kenan'ın İstanbul'daki okul sonrası iş hayatından Yırca Köyüne taşınma hikayesi hem imrendiriyor, hem de acaba ben de yapabilir miyim dedirtiyor sahiden.
25 kadın tedarikten satışa, üretimden sosyal medyada görev dağılımı için, planlı ve disiplinli şekilde çalışıyor. Dur durak yok. 
Anladığım kadarıyla Kenan'ın işi aslında zor olmamış. Yırca halkı zaten bilinçliymiş. Kenan, Yırca kadınlarını organize etmiş ve cesaretlendirmiş. Şimdi de sürdürülebilir bir proje olmasına destek vermeye çabalıyor. Proje dedim; ama bu iş bir projenin çok ötesinde, bir yaşam olmuş artık.

Zararlı Kimyasallardan Uzak, Ekolojik Ürünler

-Güçlü kadınları desteklemeliyiz.
-Kadınların ayakları yere sağlam basmalı.
-Kadın para kazanmalı. 
Evet. Ancak çok önemli başka bir durum daha var Yırca Hanımeli ile ilgili. Tüm ürünler ekolojik; ürünlerin içinde renklendirici ve koku verici zararlı kimyasallar yok. Geleneksel yöntemler kullanılıyor, hatta bu desteklenmeye çalışılıyor. Ürünler doğaya en zararsız ambalajlarla korunuyor. Önümüzdeki zamanlarda ambalajları toplayıp daha da sağlam bir çalışma yapmayı planlıyorlar. Zeytinyağı sabunu ve mumu kullandım. Çok memnun kaldım. Mum, yalnızca bal mumundan yapılıyor ve yandıkça mis gibi bal kokusu yayıyor. Görünüşü güzel. Nefis bir hediyelik. Güzel bir koku ve görüntü için kendinizi ve sevdiklerinizi zararlı kimyasallarla boğmayın.
Yırca Hanımeli Yırca Hanımeli
***
Bazen kendi aramızda konuştuğumuzda "Bir daha Gezi olamayacak" konuşmalarında genel fikir: Gezi'nin bir sonuca ulaşmaması. Asla katılmadığım bu fikir, Yırca Hanımeli ile bir kez daha karşıma çıktı. Gezi, can suyunu verdi bize. Artık boylu boyunca yeşillenmek bizim elimizde.

İstanbul'a geldiği gibi kendisine de bahar gelen Utku,

*Pek kadın=Yırca'da bir şeyin çok beğenildiğini anlatmak için "pek kadın" kullanılırmış. "Pek kadın" nefis değil mi!

Bir de Değer Katan Kadınlar projesi içinde izleyin.

Yırca Hanımeli Sosyal Medya Hesapları
Yorum Yok

Pazartesi, Haziran 06, 2016

Bugün Anarşizm, Yarın Kahramanlık

Kerimoğlu Zeybeği Hikayesi

***Türkünün hikayesini türkünün eşiliğinde okuyunuz. Elbette Tolga Çandar'ın sesinden.***

Osmanlının son zamanlarında, 1800'lü yılların sonunda, Muğla'nın Pisi (şimdilerde Yeşilyurt) köyünde abisi Kerimoğlu Hüseyin Efe ve anneleri Hatice ile yaşayan Kerimoğlu Eyüp Efe hikayesidir: Abisi Kerimoğlu Hüseyin Efe, Osmanlı'nın tekelde tuttuğu tütün işine karşı çıktığı ve tütününü Osmanlı'nın zorunlu tuttuğu reji dışında başka bir yere sattığı için muhtarla papaz olur, muhtar her fırsatta aileyi taciz eder.
Ressam Mustafa Ali Kasap'tan
Günlerden bir gün düğün yerinde muhtar İzzet Aga ile  Kerimoğlu Eyüp Efe arasında oyuna kalkma kavgası çıkar. Derler ki, düğün yerinde köyün ileri gelenlerinden (para babaları) biri oyuna kalktı mı, diğerleri izler, oyunun üzerine oyuna kalkmak karşıdakine saygısızlık olarak görülürmüş. Malum Kerimoğlu Eyüp Efe, oyuna davetsiz kalkar ve muhtarın müdahalesi ile karşılaşır. Muhtar İzzet Aga'nın ters çıkışı, yılların tacizi ile birleşir ve sonunda kavga başlar. Silahlar çekilir, Kerimoğlu Eyüp Efe muhtar İzzet Aga'yı yaralar ve düğün yerinden kaçmak zorunda kalır. Yolda yakalanır, feci şekilde dövülür. Kerimoğlu Eyüp Efe'nin annesi oğlunu sırtlanarak eve getirir. Bu kez de muhtar İzzet Aga zaptiyeye haber vermiştir. Zaptiye evde sıkıştırır, çıkan çatışmada Kerimoğlu Eyüp Efe zaptiyelerden birini öldürür. Artık dağa çıkmaktan başka çaresi kalmaz.
Zaptiyeler kendilerinin başa çıkamayacağını anlayınca, Kör Arap namlı İsmail Aga'dan yardım ister. İsmail Aga, Kerimoğlu Eyüp Efe'nin yerini öğrenir ve uykuda katleder.

Bugün Anarşizm, Yarın Kahramanlık

Neredeyse tüm Ege türkülerinde olduğu gibi, gözü pek ve herkesçe sevilen genç, zalimin zulmüne, baskısına yenilmiştir. Kulağa savaş kahramanlığı gibi gelen türkü, basbayağı anarşist bir garibin (ya da yiğidin) hikayesidir. Sisteme, tekele karşı çıkan, yine bu sistemin yıllarca tacizine uğrayan kahramanımız gençliğinin ateşiyle fevri davranır ve sonunda genç yaşında kahramanlığı ile türkülere konu olur. 

Zalim Hep Zalim, Yiğit Hep Yiğit

Ressam Mustafa Ali Kasap'tan
150 yıl önce tekele karşı çıktığı için bedel ödeyen Egeliye türkü yakıldı ve biz hala dinliyoruz. 150 yıl sonra da bugünlerde Karadeniz'de, Akdeniz'de, Güneydoğu'da düşen yiğitlere yakılan türküler dinlenecek. Türküler yalan söylemez.
Dik başlı efem, dizlerimizi yere vura vura seni anıyoruz.
***
"Oyna len de Kör Arabım, sen oyna
Senden başka yiğit kalmadı"

Senden başka yiğit kalmadı de'mi Kör Arap! Hala insafsızsın. Hala zalimsin. 
***
Yazıyı yazarken türküyü loopa aldığı için koşarak Salihli'ye gitmek isteyen Utku
Yorum Yok

Perşembe, Aralık 24, 2015

Alternatif Yılbaşı Hediyesi: Patronsuz Kazak

2014 biterken ekşisözlükte "2014 yılının en beğenilen entryleri"ni okurken 2015'ten en büyük dileğim "2015 yılının en beğenilen entryleri" başlığını okurken, bağıra bağıra ağlatmamasıydı. Olmadı. Olamadı.
Yine de "yeni"den umutla 2016'dan büyük beklentilerim olmaya devam ediyor. Umut işte. 

Alternatif Yılbaşı Hediyeleri 

Yeni yıl hazırlıkları yaparken hala eğlenmek için gücü olanlar yılbaşı gecesi planlar yaparken ve ne hediye alsam diye düşünürken, geçtiğimiz hafta el yapımı ve kişiye özel hediye yazısı ile karşınızda olmuştum sayın okuyucu. 
Bir alternatif yılbaşı hediyesi daha buldum ki, alternatif yılbaşı hediyesi, alternatif doğum günü hediyesi, alternatif anneler günü hediyesi, vesaire her şey olabilir.

Patronsuz Kazak

Kazova Tekstil işçilerinin 2013 Şubatında ücretlerini alamadıkları gerekçesiyle başlattıkları fabrika işgali, "Halkımızı kanser ipliklerine mahkum etmeyeceğiz" diyerek kooperatif sistemi ile üretime devam etmiş, 2013 Mayısında Gezi direnişi ile büyük bir güce dönüşmüş; hepimiz büyük bir gülümsemeyle takip ettiği bir süreç haline gelmişti. Şişli'de okur/yazar/entelektüellerin de destek vermesiyle bir defile yapmış, daha çok kişiye ulaşmıştı. Bir zaman sonra ise Özgür Kazova Tekstil Kooperatifi olarak belirli noktalar ve e-ticaret siteleri üzerinden satış yapmaya başlamıştı.
Arama motoruna Özgür Kazova yazdığımda çok iç açıcı yazılar ve röportajlar okudum. Bu yazılarda bu kooperatifin amacı için çok güzel bir cümle vardı: "Özgür Kazova Tekstil Kooperatifi emek mücadelesi ve Mayıs-Haziran 2013 Taksim Gezi Parkı direnişinin en önemli miraslarından." Evet, mirasımıza sahip çıkalım.

"%100 koton, %100 yün, %100 patronsuz" mottosuyla hazırladıkları ve sattıkları ürünlere bakmak ve sevdiklerinize yılbaşında hediye etmek için buradan buyurun efendim:

*Fabrikasyondan özel üretime dönüyor şehirli insan. Sen öncülerden ol.

Yaşasın patronsuz üretim!
Yaşasın kooperatifler!

Renk İkindileri Alternatif Hediyeler

Yorum Yok

Pazartesi, Ocak 26, 2015

Bir Gezi Meselesi



Cumartesilerden bir Cumartesi saat 02.00’ye yaklaşırken telefonum çaldı; ben eve henüz girmiştim, çantamı bir yere, ayakkabılarımı başka bir yere atmış, evde ses arıyordum. Bu saatte arayan ancak Türk erkeklerini tavlamaya çalışan yabancı kadınlardır, diyerek hiç oralı olmadım, ama çaldı çaldı çaldı. İkinci aramaya yetiştim ki, önce yüksek tonda müzik sesi geldi. Ayy Cumartesi Cumartesi, biri telefonuma dadandı, off, diye birkaç saniye düşünerek Türk kızı kimliğime girdim. Ardından kardeşimin adını vererek, tanıyıp tanımadığımı sordu ki kalbim telefonda atmaya başladı. Çünkü benim belaları üzerine çekmekte süper yetenekli bir kardeşim var. Neyse ki cüzdanını minibüste unutmuş, çok tatlış minibüs şoförü cüzdanında acil durumlarda ulaşılacak numaralardan beni aradı. Süper akıllı kardeşim kendi telefon numarasını yazmadığı için numarasını sms olarak attım.
Farkındalığım burda başlamadı, buraya kadar sıradan bir olaydı benim için. Zaten yapılması gereken bir şeydi. Yaklaşık 10 dakika sonra kuzenim aradı; minibüs şoförü, kuzenimin çalıştığı firmadan birini daha aramış nasıl olduğuysa (bozuk el yazısı nedeniyle rakamlar karıştı ve iş numarası olduğunu için benzer bir numarayı benzetti sanırım), olayın kuzenimle ilgili olduğu anlaşılmış. Yanlış anlaşılmalar düzeltilmiş. Herkes gecesine devam etmiş.
Kuzenim beni aradığında, kardeşimin cüzdanında Gezi günlerinden kalma, benim, kendisinin, eşinin, kardeşinin telefon numarası, kan grubu gibi bilgilerin olduğunu, o yüzden minibüs şoförünün aradığını tahmin ettiğimi anlattım. Bu vesileyle yüksek sesle düşündüm: Geziden kalma alışkanlıklarımız, notlarımız,vs.
Bir Gezi Meselesi
Gezi, ’90lar ve ’80ler doğumlu apolitik gençliğin sansüre, dayatmalara, betona karşı duruşunun sevimli bir yansımasıydı. Sonuçları ne kadar keyif verici ise, bir o kadar da acı vericiydi. 2014 yılı hakkında, ne kadar berbat bir yıldı, listemize Berkinciğimizi eklememize neden oldu.
Benim de cüzdanımda, acil durumda aranacak listem, kan grubum,vs bilgilerimin olduğu bir kartvizitim var Geziden kalma. Ne olur ne olmaz.
Bir ara yanımda biber gazı taşımayı, bir aksilik anında sere serpe sıkar, korunurum, diye düşünmüştüm. Ne de olsa biz biber gazına alışıktık; kötüler zorluk yaşayacak, biz de korunacaktık. Çünkü bize zarar verecek kişiler, Gezide bizimle değildi. Gezi havası dağılır gibi olsa da ben hala aynı şeyleri düşünüyorum.
***
Bana Geziden bunun gibi bir sürü fikir, davranış ve his kaldı. Ne olur birbirimizden vazgeçmeyelim. 
***
Gezide yaşanan telefon hikayesi beni hala bağıra bağıra ağlatır. Hatırlamak, unutmamak gerekir:

Bir Gezi Meselesi
*"Annen aradı, başka biri açarsa telaşlanır diye ben açmadım."


*Minibüs şoförünün tatlışlığından bahsettim; ama öğrencinin cüzdanından çıkan 20 TL’ye musallat olmuş biriymiş; hadi hep birlikte şoföre ‘cık cık’layalım.
Yorum Yok

Cuma, Ekim 17, 2014

Welcome to Tijuana

Tijuana, Meksika’nın ABD sınırında nüfusu 2 milyonun üzerinde bir kasaba. Dünyanın suç oranı en yüksek şehirlerinden birisi. Suç oranı yüksek her şehir gibi renkli, karışık ve hayat sokakta.



Derler ki; ABD’den elini kolunu sallaya sallaya geçilirken, Meksika’dan terleten sorularla geçilir. İçki çok ucuz, esrar her yerdeymiş. Özellikle 21’ini doldurmamış ABD gençleri gece hayatı için bu yakaya geçermiş. Fuhuş yasal ve nerdeyse şehrin gelir kaynağıymış. Suçun sokakta olduğu bir şehirde elbette ki güvenlik, ancak gücün maşası olabilir. Polis, vatandaşı korumak, asayişi sağlamaktan öte, sokaklarda fink atıp tehdit ederek rüşvet almayı bir görev edinmiş. 

Manu Chao’nun şu nefis şarkısını dinlerken bir şey fark ettim: şarkı konuşma sesleriyle başlarken bir arkadaş ‘Aşk Hayatta’ diyor. Evet, Türkçe ve Türk aksanla ‘Aşk Hayatta’. Şarkı ruhumda farklı bir yorum kazandı. O ana kadar benim için, bir ‘sokak şarkısı’yken, şimdi ‘sokağımızın şarkısı’ oldu. Welcome to İstanbul; Boğaz, rakı ve direniş...


Hadi, bu şarkıya ağlamak için İspanyolca bilmeye gerek yok ki, desenize.



*Tijuana hakkında güzel bir gezi yazısı için göz atabilirsiniz: http://sevdaserbest.com/welcome-to-tijuana/
 
Yorum Yok