Tiyatro etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tiyatro etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazartesi, Ekim 16, 2017

Oyun Atölyesi Uyarlaması ile Woyzeck

Yalnızca 23 yıllık hayatına 3 müthiş oyun sığdıran Büchner'in bitiremediği son oyunu Woyzeck bu sezon hem Oyun Atölyesinde, hem de Tatbikat Sahnesinde karşımızda. Bitirememiş olabilir, ama tamamlanarak ya da tamamlanmayarak sahneye koyulabiliyor. Bu da şahane olabiliyor. 
"Danton'un Ölümü" İstanbul'da seyrettiğim ilk oyundu. Benim için Büchner'in yeri her zaman apayrı. 

Oyun Atölyesi Uyarlaması ile Woyzeck

Woyzeck

Woyzeck Hakkında

Düşük rütbeli bir asker olan Woyzeck Marie ve gayrimeşru çocuğuna para yetiştirmek için birtakım deneylere katılarak, deneylerin de etkisiyle akıl sağlığını yitirmeye başlar. Ordunun, doktorun, toplumun ve Marie'nin baskılaması arasında kalır ve yaşama nedeni Marie'yi kendisini aldattığında şüphelendiği için planlı bir şekilde öldürür. 

Oyun Atölyesi Uyarlaması

"Oyun Atölyesi'nin Büchner'in Woyzeck'ine 2017 uyarlaması ne?" derseniz: su, fısıltı ve tabii ki kırmızı derim. Metin hali hazırda güçlü ve etkileyici; ancak sahne tasarımının hakkını hiç de yemek istemem. (Oyun Atölyesi kostüm tasarımına ve dekor tasarımına sahne tasarımı diyor) Özlem Karabay çok iyi iş çıkarmış. 
Woyzeck'in sevdiği kadının eteğinin ve adamın pantolon fermuarının gibi günahlı bölgelerin kırmızı olması ve günah arttıkça kırmızının da artmasını çok sevdim. En çok da hem alt sınıf hem de üst sınıftan tarafından ezilen Woyzeck'in de üzerinde kırmızı bir şerit olması benim için önemliydi. Ezildiği, sıkıştırıldığı için bireyin saf, masum, günahsız olmadığı kesin, nitekim Woyzeck de bu adaletsiz, baskıcı ve suçlu toplumun bir parçası. 
Dans ile bir arada olan su sesini ve fısıltıları da çok sevdim. Woyzeck'in yani bireyin iç sesi gibiydi.
Woyzeck Afişi
Oyunun afişini tasarlayan Ethem Onur Bilgiç'e de hayranlığımı çok öncelerden. Kendisinin şahane illüstrasyonlarını buradan takip edebilirsiniz.
Acaba yalnızca bebeğin ve içkilerin beyaz olması tesadüf mü? 

Künye

Orijinal Adı: Woyzeck
Yazan: Georg Büchner
Çeviren: Haluk Bilginer
Yöneten: Muharrem Özcan 
Sahne Tasarımı: Özlem Karabay 
Müzik: Çağrı Beklen 
Işık Tasarımı: Kemal Yiğitcan 
Koreograf: Orçun Okurgan 
Korrepetitör: Sibel Demir 
Oynayanlar 
Woyzeck: Emre Yetim 
Marie: Ayça Koptur 
Yüzbaşı: Aydın Şentürk 
Doktor: Sefa Tantoğlu 
Bando Çavuşu: Sinan Arslan 
Andres: Yiğit Çakır 
Çırak: Dilara Topuklular 
Panayırcı: Numan Aydın 
Margaret: Hazal İspirli 
Yönetmen Asistanı: Gözde Kırgız 
Yönetmen Asistanı: Mithat Ozan Küren 
Yönetmen Asistanı: Timuçin Başgül 
Sahne Tasarımı Asistanı: Pınar Demir
Oyun Atölyesi Twitter adresi

Canım Kadıköy Tiyatrolar Platformu, canım Kadıköy Tiyatro Şenliği. 
#tiyatroiyidir
Yorum Yok

Pazartesi, Ağustos 14, 2017

Şatonun Altında

Her yıl olduğu gibi bu yıl da tiyatro sezonuna yaşlı gözlerle veda ederken, Ağustos geliverdi, Kadıköy Belediyesi Tiyatro Festivali başladı ve bir nebze olsun beni mutlu etti. Bir nebze olsun, diyorum; çünkü artık hiçbir mekan bana alternatif mekanların verdiği tadı vermiyor. Fuayesi başka, seyircisi başka, oyuncunun duruşu dahi başka. 
Yine de açık havada oyun seyretmek şahane!

Sezonun "Özel Ödüllerini" Kapatan Oyun: Şatonun Altında

Şatonun Altında
Şatonun Altında sezonda neredeyse tüm jüri özel ödülü, seçili kurul özel ödülü, vs ödüllerini topladı. Bolca ödül almasının yanında alternatif tiyatro seyircisinin de dikkatini çekmiş olmalı ki, oyun farklı yerlerde karşıma çıkmıştı.  

Macbeth'e Bir de Şatonun Altından, Yer Altından Bakın

Şatonun Altında, Shakespeare'nin ünlü tragedyası Macbeth'in uyarlanmış, evrilmiş hali. Yani yazarı Shakespeare, uyarlayanları aynı zamanda oynayanları olan Pınar Akkuzu ve Gülden Arsal. Macbeth hikayesinden sapma yok; sonunda Macbeth yine ölüyor. Farklı bir son, farklı bir ana fikir beklemeyin. Ancak Macbeth'in ölümüne giden yolda grotesk, bufon ve clown stillerinden de alınan güç ve esneklikle şahane bir iş çıkmış. 
Oyun Macbeth'in karşısına çıktığı varsayılan iki cadı gözünden anlatılıyor. Bu iki cadı güldükçe, güldürüyor. Bu gülüş tatlı, keyifli bir gülüş değil; daha ziyade rahatsız edici bir gülüş. Fiziksel ve genel geçer ahlaki sınırların dışında bir anlatımı var. Sanatın şahane rahatsız ediciliği.
Sınanmamış iyiliğin kötülük potansiyelinden bahseden Macbeth'i henüz seyretmediyseniz de, oyunu anlar ve seversiniz; ancak seyretmişseniz, daha çok zevk alacaksınız.

"Hiçbir şeye inanmamak ve her şeyle dalga geçmek"

Fena bir tiyatro seyircisi olmadığını düşünen ben, oyunla ilgili biraz gezindim, gezinirken de şaşırdım. Oyun sonrasında röportajlarında dahi eğlendim. (Bu kez keyifle). Grotesk, bufon (buffon), clown stilleri üzerinden şahane bir "Şatonun Altında" röportajı için buraya bakabilirsiniz. 
*Bufonlamak: İçini boşaltmak. Oldu mu sana, bir yaş daha. 

Künye

YazanWilliam Shakespeare
Proje Tasarımı ve UyarlamaPınar Akkuzu, Gülden Arsal
YönetenGüray Dinçol
OyuncularPınar Akkuzu, Gülden Arsal
Işık: Uğur Açıkgöz
Proje AsistanıTuba Keleş
Sahne, Kostüm Tasarımı ve UygulamaFiziksel Tiyatro Araştırmaları
Görsel TasarımUğur Açıkgöz
*
Allah'ım izlenecek ne çok oyun var, tanışılacak ne çok ekip ve stil var! Sezon başlasa da yeniden seyretsek.
Utku,
*Fotoğraf Fiziksel Tiyatro Araştırmaları Facebook hesabından.
Yorum Yok

Pazartesi, Temmuz 24, 2017

15. Kadıköy Belediyesi Tiyatro Festivali Başlıyor

Haziran 1 oldu mu tiyatro sezonu bitti diye eve gelip ağlıyorum; ama bir Kadıköylü / Kadıköycü olduğum için Ağustos geldi mi yine mutlu oluyorum. İstanbul'da yaşamın en güzel hali tiyatro, salonlardan parka sıçrayınca yaz gibi yaz oluyor.
Bu sezonun müthiş oyunlarını yine Kadıköy Belediyesi Festivali'nde izleyeceğiz. Bir kısmını izledim, izlediklerimin de bir kısmını yazdım. (Temsillerin yanında not ettim.) Yine de sezon için fırsat bulamadığım oyunları görünce çok mutlu oldum. 
Temsiller 21:00'de başlıyor. Davetiyeleri kültür merkezleri gişelerinden alabilirsiniz. 
Yaşasın tiyatro!

Etkinlik Programı

  • 4 Ağustos Cuma / Sen İstanbul'dan Daha Güzelsin / BAM Tiyatro / Yazan: Murat Mahmutyazıcıoğlu / Oynayan: Ayfer Dönmez, Başak Kıvılcım Ertanoğlu, Melis Öz / Baksana
  • 5 Ağustos Cumartesi / 1000'de 1 Gece Diyalogları / Çolpan İlhan ve Sadri Alışık Tiyatrosu / Yazan: Birol Güven / Oyuncular: Hakan Meriçliler, Begüm Kütük, Hilmi Özçelik, Gamze Uçar, Engin Demircioğlu, Ece Mağat, Musa Öney, Burcu Görek, Selin Altıntaş
  • 6 Ağustos Pazar / Ebedi Barış / Entropi Sahne / Yazan: Juan Mayorga / Oynayanlar: Rüçhan Çalışkur, Burak Demir, Serdar Yeğin, Olgun Toker, Baran Güler
  • 7 Ağustos Pazartesi / Üç Kız Kardeş / Hayal Perdesi / Yazan: Anton Çehov / Oynayanlar: Özge Özder, Selin İşcan, Tuba Karabey
  • 8 Ağustos Salı / Bütün Çılgınlar Sever Beni / Moda Sahne /  Yazan: Stefan Tsanev / Oynayanlar: Mert Fırat, Volkan Yosunlu, Öznur Serçeler / Baksana
  • 9 Ağustos Çarşamba / Şatonun Altında / Fiziksel Tiyatro Araştırmaları / Yazan: William Shakespeare / Oynayanlar: Pınar Akkuzu, Gülden Arsal
  • 10 Ağustos Perşembe / Cimri / Semaver Kumpanya / Yazan: Moliere /  Oynayanlar: Serkan Keskin, Rojhat Özsoy, Gözde Şencan, Hakan Atalay, İbrahim Barulay, Sezin Bozacı, Ezgi Ulusoy Tamer, Murat Kılıç, Selen Şenay, Uğur Senkeri, Saniye Samra, Mustafa Kırantepe
  • 11 Ağustos Cuma / Kıyıya Oturmanın Böylesi / Merve Engin / Yazan: Antonio Fava / Oynayan: Merve Engin / Baksana
  • 12 Ağustos Cumartesi / Ahududu / Tiyatrokare / Yazan: Joseph Kesselring / Oynayanlar: Suna Keskin, Melek Baykal, Nedim Saban, Cem Güler, Halim Ercan, Bülent Seyran, Dicle Alkan, Birol Engeler, Özgür Yetkinoğlu
  • 13 Ağustos Pazar / Öküz / Ezop Sahne / Yazan: Mike Bartlett / Oynayanlar: Hakan Karsak, Kanbolat Görkem Arslan, İpek Erdem, Bülent Düzgünoğlu
  • 14 Ağustos Pazartesi / Joko'nun Doğum Günü / Yolcu Sahne / Yazan: Roland Topor /Oynayanlar: Tolga İskit, Ayşe Tunaboylu, Cenk Dost Verdi, Efe Ünal, Merve Dağlı, Yasemin Ertorun, Burak Üzen, Sercan Dede / Baksana
  • 15 Ağustos Salı / Sevmekten Öldü Desinler / Kadıköy Emek Tiyatrosu / Yazan: Murat Mahmutyazıcıoğlu / Oynayanlar: Hamdi Alp, İbrahim Halaçoğlu, Meltem Yılmazkaya, Onur Berk Arslanoğlu, Pınar Yıldırım
  • 16 Ağustos Çarşamba / Usta ve Çırak / Ali Poyrazoğlu Tiyatrosu / Yazan: Ali Poyrazoğlu / Oynayan: Ali Poyrazoğlu, Ümir Haşhal
  • 17 Ağustos Perşembe / "Akidezadeler" Bir Tatlı Huzur / Uygur Sanat Tiyatrosu / Yazan: Nejat Uygur /  Oynayanlar: Cengiz Küçükayvaz, Somer Karvan, Seher Terzi, Kirkor Dinçkayıkçı, Burcu Tuna, Güray Yazıcı, Gamze Durmuş, Deniz Yılmaz, Orçun Tansoylu
  • 18 Ağustos Cuma / Yaşamaya Dair / Dostlar Tiyatrosu / Yazan: Nazım Hikmet / Oynayan: Tülay Günal, Genco Erkal
Kaynak için buraya

Önemli Not: Siz de sivrisineklerin sevdiklerindenseniz yanınıza sinek kovucu alın. Alternatif olarak: benim yanıma oturun, hepsi bana gelir zaten. 

#Tiyatroiyidir diyen Utku,
Yorum Yok

Perşembe, Haziran 01, 2017

Joko'nun Doğum Günü

Bu sezon benim için, tiyatro seyirciliğim bakımından dolu dolu, bir taraftan da doyamadığım bir sezon oldu. Sezonun bitmesini akşam eve gidip ağlayarak geçireceğim.

Joko'nun Doğum Günü

Henüz sezon bitmemişken, yıl boyunca 'Aaa sen henüz gitmedin mi?' şaşkınlıkları ile geçirdiğim ve soluk soluğa yetişmiş olmamın hem hüznü hem de keyfiyle nasıl seyrettiysem, daha önce karşılaşmadığımızı düşündüğüm koltuk komşum bana, ne kadar tutkulu bir seyirci olduğumu, bunu onu çok mutlu ettiğini söyledi. Sahnedekiler o kadar tutkuluydu ki, seyirciyi içine aynı şekilde alıyordu.

Sezonun Ödüllerini Kapan Joko'nun Doğum Günü

Sezon boyunca ödülleri kapan Joko'nun Doğum Günü'nü ödülleri almaya başlamadan önce de seyretmek isterdim. Ödülün oyunu değiştirdiğini çokça gördüm. Olumsuz gibi görünse de olumsuz bir cümle kurmadım. Genellikle ödüllerden sonra sahnede daha gergin olduklarını düşünüyorum. Sanki artık hata yapma lüksleri yokmuş gibi davranıyorlar. Oysa ki, hata yapma lüksü, tiyatro için nefis bir şans. 
Roland Topor oyunu toplumun ezen ve ezilen taraflarını fiziksel bir ezme ve ezilme bakış açısı ile yazmış. Ersin Umut Güler'in yorumu ile oyun, bir soylu, bir doktor ve dişiliği ile öne çıkan bir kadının Joko'nun sırtına çıkmak istemesi, Joko'nun başta garipsemesine rağmen iş arkadaşlarından annesine kadar herkesin etkisi ile normalleştirmeye başlaması ile çarkın dişlilerince daha da ezilen kravatlı işçi Joko'yu ve dolayısıyla hepimizi konu ediyor. Konu itibariyle ezilene üzülebilirsiniz; ancak oyun ezilenin de ezilme sürecinin bir parçası olduğunu gözünüzün önüne seriyor. 

Öncelikle söylemem gerekir ki, ben de herkes gibi Joko rolüyle Tolga İskit'e bakakaldım. 
Oyunun ne vermek istediğini, sade ve ince fikirli dekorun verdiğini düşünüyorum. Sahneye teknoloji ile derinlik kazandırarak, tiyatronun verdiği öyleymiş gibi hakkını kullanırken, bir taraftan da derli toplululuğu ile dikkatimizi tek noktada ve sürekli tuttu. 
Oyundan çıktıktan sonra oyundaki sesin ne kadar berbat olduğunu düşündüm. Beni o kadar rahatsız etti ki, kendimi eve kapatıp sessizlik istedim. Üzerinden biraz zaman geçince sistemin rahatsız ediciliğini ses ile vermelerinin ne kadar iyi fikir olduğunu düşündüm. Dans adımları, pirinç ayıklama, örgü örme, böbreğe, dalağa dalma, hepsi birbirinden zorlu, rahatsız edici ve bir kadar da uyumluydu.
Oyun beni hem karakterleri, hem de sesi ile öyle rahatsız etti ki, izlediğimden bu yana boynumda ağrıyı hissediyorum. Sanki seyrederken ben de Wanda'yı, doktoru ve Sir Barnett'i taşıdım. 
Bir de kafamın içinde "Bir de sizleri taşımaya başladığımdan beri yere bakıyorum hep, daha önce göğe bakardım." sözü dolanıyor.
Ben kendi ödüllerimi Makbule Mercan, Tufan Dağtekin ve Selçuk Göldere'ye verdim, gitti. 

Sezon açılsın da, gidin. Tammam?

Yazan: Roland TOPOR
Çeviren: Mine G. KIRIKKANAT
Yöneten: Ersin Umut GÜLER
Oynayanlar:
Tolga İSKİT
Ayşe TUNABOYLU
Cenk Dost VERDİ
Efe ÜNAL
Merve DAĞLI
Yasemin ERTORUN
Burak ÜZEN
Sercan DEDE
Hareket Tasarımı: Selçuk GÖLDERE
Production Design, Sound Design, Animasyon Post Production: Tufan DAĞTEKİN
Kostüm Tasarımı: Makbule MERCAN
Işık Tasarımı: Alev TOPAL
İllüstrasyonlar: Can BADUR
Oyun Fotoğraflar: Orhan Cem ÇETİN - Saygın SERDAROĞLU

Yolcu Tiyatro web sitesi: http://www.yolcutiyatro.com/tr/
*Fotoğraflar Yolcu Tiyatro'nun web sitesinden.
Utku,
2 Yorum

Pazartesi, Mart 27, 2017

Kıyıya Oturmanın Böylesi

Tiyatroda en sevdiğim: oyuncunun bizi sahnede hazır beklediği oyunlar. Bunu milyon kere yazsam da, yılmayacağım. Perdesiz sahnelerin perdesiz oyunlarının tadından yenmeyen yönlerinden birisi. Kıyıya Oturmanın Böylesi de Merve Engin'in bizim koltuklarımıza yerleşmemizi beklemeyerek kendini sahneye atmasıyla başlıyor. Ve hooop oyunun hikayesine alıyor. 
Merve Engin, Kıyıya Oturmanın Böylesi
Merve Engin, Kıyıya Oturmanın Böylesi

Kıyıya Oturmanın Böylesi

Başa dönecek olursak, Benim Komşum Tiyatro kapsamında oyun öncesinde Emek Sahnesinde Merve Engin'le sohbet etme şansımız oldu. Ben bir beyaz yakalı olarak söyleşinin son saatine yetişmiş olsam da, Merve Engin'in enerjisini yakalamış bulunuyorum. Anlatılanı tekrar tekrar sorarak insanları boğdum, o ayrı.
155.sine yetişerek zevkle seyrettiğimiz oyun için Merve Engin'in motivasyonunun azalmadığı açıkça görünüyor. (ya da bu motivasyonun azalmış haliyse, off) Oyun süresinin farklı sayılar olsa da, biz 80 dakika izledik. Oyun fazlasıyla etkileşimli (interaktif). Seyirci de oyunun önemli bir parçası.
Commedia dell’arte türünde yani saray için değil, halk için yapılan, aşık karakterler haricinde tüm karakterlerin masklarla oynadığı tiyatronun evrilmiş hali olan Commedia Gabriellina türü için Merve Engin ile Kıyıya Oturmanın Böylesi, henüz ilk ve tek örneği. Commedia Gabriellina türünün farkı, efsane bu ya, bir oyun öncesinde bir oyuncu hariç tüm oyuncuların oyuna giderken kaza geçirip oyuna yetişemediği (oyuna çıkamayacakları) için tek oyuncunun seyircilerin tepkileri nedeniyle oyunu tek başına sahnelemek zorunda kalması ile ortaya çıkmış bir tür.
Merve Engin, Kıyıya Oturmanın Böylesi
Merve Engin, Kıyıya Oturmanın Böylesi
11 ayrı karakteri, sesi, elleri, ayakları, vs tüm bedeniyle canlandıran Merve Engin'e mask ve diğer aksesuarlar eşlik ediyor. Araya başka masklar da karışmış gerçi (Hala her yer Taksim, her yer direniş). Kıyıya Oturmanın Böylesi uzun süredir almak istediğim mask dersi konusunda beni yeniden heyecanlandırdı. 
İnternet'te kopyala-yapıştır yazıların arasında bu tür konusunda detaylıca yazılmış bir yazı okumak isterseniz, buraya uğrayın. Ya da oyun sonrasında Merve Engin'le sohbet edin. Merve Engin gerçekten şahane biri. Anlamadığım bir mevzuyu bize verdiği, o anda "Amaan, ne soracağım ki?" diye düşündüğüm için almadığım ancak sonra aklımda kaldığı için çok mutlu olduğum epostası vasıtasıyla sordum ve hemmen bir cevap aldım. Onunla tanışmanızı çok isterim.
Kıyıya nasıl oturmuşlar, bi' bakın. 
Utku,
Dünya Tiyatrolar Günü kutlu olsun.
#tiyatroiyidir

Künye:
Oyuncu: Merve Engin
Kanava, masklar ve süpervizör: Antonio Fava

Emek Sahnesi takvimi için tıklayın
Yorum Yok

Pazartesi, Mart 20, 2017

Benim Komşum Tiyatro

Kadıköy'ü sevmeyen var mı?
Biz Kadıköylüler (ya da Kadıköycüler) İstanbul'u seviyoruz; ama İstanbul'un Erguvan zamanını, tarihini, çeşitliliğini, vs severken, Kadıköy'ün yaşamını seviyoruz. Hele ki Gezi'den sonra yayılan kültürle Kadıköy daha da hareketlendi. Butik kahvecileri, pubları, bisiklet yolları, atölyeleri ve en sevdiğim de tiyatroları. Klasiği bilen, yeniyi deneyen tiyatrocu topluluğunu biz de sahiplendik, destekledik. Oyunlara gittik. Koltukları boş bırakmadık. Biz seyirciler, birbirimizi sadece tiyatro koltuklarında, gişelerde ve fuayelerde görmemize rağmen, birbirimize selam verir olduk. Nasıl ki yönetmeninden metin yazarına bir tiyatro topluluğu varsa, tiyatro seyircisi de o topluluğun önemli bir parçası.
Kadıköy Tiyatroları web sitesinden
Kadıköy Tiyatrolar Platformu ve Kadıköy Belediyesinin ortak çalışması ile bu selamlaşmalar arttı. Biz seyircileri de tiyatronun bir parçası olarak gören platformun (şimdilik) son çalışması olan Benim Komşum Tiyatro ile, Emek Sahnesindeki çalışmalara her hafta büyük bir heyecanla katılıyorum. Okulda, sahnede, sohbette öğrendiklerini bize gözleri parlayarak anlatan sevgili tiyatrocular ile sohbet etmek, beni daha çok heyecanlandırdı. Neden tiyatroyu sevdiğimi yüksek sesle düşünmeye başladım. Oyunun nasıl çıkarıldığını, oyundan önceki heyecanı gördüm. Seyirci gözüyle gördüğüm tiyatronun, oyuncu, yönetmen, metin yazarı,vs tarafını öğrenmeye başladım. 
Emek Sahnesinde bir Utku
Bambaşka bir çalışma içinde tanıştığım, sonrasında Benim Komşum Tiyatroculardan biri olduğunu öğrendiğim bir Kadıköylü/Kadıköycü ile sohbetimizin bir saat sonunda sanki yıllarca hayatımın bir parçası gibi hissetmemde bu güzel topluluğun önemli bir payı olduğunu düşünüyorum.
Kadıköy Tiyatrolar Platformu, Kadıköy Belediyesi, Benim Komşum Tiyatro tiyatroları, Emek Sahnesi, Pınar Yıldırım, Edip Tepeli, Gamze Bayraktaroğlu ve tüm konuk tiyatrocular.
Yaşayın, var olun!
#tiyatroiyidir 
Utku,
Yorum Yok

Perşembe, Mart 09, 2017

Güçlü, Sade ve Ölçülü Antabus

Birinin benim yerime tercihlerimi belirlemesine zaman zaman ihtiyaç duyduğumu yazmıştım. "Bunu Ben de Yaparım" ile "Antabus" Afife Jale Ödüllerini tek kişilik dev kadrolarıyla Yılın En Başarılı Kadın ve Erkek Oyuncu ödüllerini alarak, listemde acil gidilmesi gerekenler sırasına yerleşti. Ben de fırsatını bulmuşken ardı sıra izledim. 
Ön bilgi: Antabus nedir? Alkolü bırakmak üzere, alkolle birlikte kullanıldığında ölüm riski taşıyan, özellikle alkolik koca için kullanılan bir ilaç.

Tiyatroda Kadın Metinleri

Son yıllarda tiyatroda kadın metinleri, oyunları çokça yazıldı, oynandı. Hepsi kıymetli, hepsi sağlam. Dert, tasa olunca; sanat da kendiliğinden doğuyor. Doğan da büyüyor haliyle.
Aylardır beklediğim Antabus'u Moda Sahnesinde görür görmez biletleri aldım. Buna rağmen en arkadan izledik, demek ki bekleyen sadece ben değilim. Oyundan çıktığımızda ise, sözlü olmayan bir anlaşmayla kapıda bekledik. Biraz üzerine konuşup biraz da esler vererek düşündük.

Güçlü, Sade ve Ölçülü Antabus

Antabus'un kadın karakteri Leyla, üçüncü sayfa haberlerinde bolca karşılaştığımız İstanbul'un kenar mahallesinde yaşayan; değil İstanbul'u, kendi hayatını yaşayamayan herhangi bir kadın. 
Hikayede hali hazırda herhangi diye tariflediğim bu karakter için ajitasyon yapılmamış, ama hikayesi hançer gibi kalbimize saplanıyor. Öyle ki, bu zorunlu arabesk doğalında yerine oturmuş.
Karakterin zoraki bir Anadolu aksanı yapmaması çok hoşuma gitti. Yerelin aksandan, acının acındırmadan değil de; hikayeden ve gerçeğin kendisinden verilmesi çok sarsıcı ve güçlü; Nihal Yalçın'ın oyunculuğu da, Seray Şahiner'in hikayesi de sade, sadeliğine bağlı ölçülüydü. Elbette bunun önemli bir parçası da yönetmen İlham Yazar'dı.
Nihal Yalçın çok güçlü bir oyuncu. Şu zamana kadar izlediğim hiçbir karakterinden şüphe duymadım. Henüz kendini tekrar ettiğini görmedim. İki saate yakın süre bizi Leyla olduğuna ikna etti. "Hadi çevirin sayfayı" derken tokatladı ve gitti.
Kumaş lastik saç tokasının el bileğinden saçına, sonra yine el bileğine geçmesi, sokaktaki gölgesinin savrula savrula koşması, kafasını öne atıp uyuması ve arkaya atıp uyanması gözümün önünden gitmiyor üç gündür.
*
Ailemizin kız torunu geliyor. Biz aylardır heyecanla isim arıyoruz. Deniz, Nehir, Çağla, vs ne olursa olsun, Ayşe'ye karşı yüzüm eğik.
Evet, susuyoruz, doğru.
Sana söz, artık susmak yok.
Utku,

Künye:
Genel Sanat Yönetmeni: Erdal Beşikçioğlu
Yazan: Seray Şahiner
Yöneten: İlham Yazar 
Oynayan: Nihal Yalçın
Yorum Yok

Perşembe, Mart 02, 2017

Bunu Ben de Yaparım ki

Bazen hangi oyuna gideceğimi şaşırıyorum. Kendi listemde kayboluyorum. Hepsine hepsine gitmek istiyorum. Aralarından seçim yapmam gerekiyor. "Sezonda Gitmek İstediğim Oyunlar" diye bir liste yaptım kendime, o kadar. Bazen bir arkadaşım arıyor, "Bende bilet var hadi gidelim" diyor. Off, en sevdiğim oluyor. Bazen biri benim yerime karar versin istiyorum. 
"Bunu Ben de Yaparım", benim yerime güvendiğim birinin tercihi gibi oldu aslında. İbrahim Selim'e 2016'da Afife Jale Yılın En Başarılı Erkek Oyuncusu ödülünü veren kurul benim için karar vermiş oldu. Yekta Kopan, alternatif programı Noktalı Virgül'de "Hadi bilet al" derken, kardeşim "Ben de geliyorum" dedi.
Görsel go-dot.org'dan

Birbirimizi tanısak ya, aslında çok tatlıyız

Öncelikle derim ki: metinden haberdar olmadığım için oyun esnasında, aklıma şunlar geldi: Birbirimizi tanısak çok severiz aslında. Birbirimize aşık olsak, off, Dünya ne güzel olur. Sorun hiç görmememiz. Zahmet de etmememiz. Daha önce dayanamayıp böyle birkaç cümle etmiştim. İşte burada: Bizim Mahalle, Yukarıki Mahalle

Canım DOT

DOT, klasiği görmezden gelmeden, yüzünü yeniye dönen genç, hep de genç kalacak bir tiyatro. Kanyon'da da olmuş. Beni hiç rahatsız etmedi. Hatta, öncesinde Suvla'da oturulur.

Bence

  • Bence oyun dün yazıldı. 2222 yılında yazılsa da böyle yazılır. 
  • Bence oyun komik falan değildi. Ağır dramdı. Tamam biraz güldürdü ama çok daha fazla üzdü. Dudağım sallandı.
  • Bence gerçekten İbrahim Selim müze görevlisi. Önceden de bodyguarddı.
  • Bence metin çeviri değildi; aynı metin Türkçe de yazıldı. Nick Hornby, Melisa Kesmez, Serkan Salihoğlu birlikte yazdı.
  • Bence "Bunu Ben de Yaparım" adı, orijinal adı olan "Nipplejesus" kadar güzel. (ki bence ikisi de orijinal)
  • Bence soğan ağacından da sanat olur.
  • Bence bunu ben de yazarım. Yazarım tabii, yazılmışı var.
DOT oyunları biraz pahalı. (2017,Şubat'ta 60 TL) Ancak son dakika bileti diye de bi' şey var. Son dakika gidip bilet bulursanız, 20 TL'ye bilet alıyorsunuz. 

Güzel not: Yekta Kopan'ın 2016 Afife Jale Yılın En Başarılı Erkek Oyuncusu ödülünü "Bunu Ben de Yaparım" ile alan İbrahim Selim ve Afife Jale Yılın En Başarılı Kadın Oyuncusu ödülünü "Antabus" ile alan Nihal Yalçın'ın katıldığı programını buradan izleyebilirsiniz. Güzel program, iyi iş. İkinci hedef ne? Antabus. Evet.

Künye:
Yazan: NICK HORNBY
Yöneten: SERKAN SALİHOĞLU
Çeviren: MELİSA KESMEZ, SERKAN SALİHOĞLU
Oyuncu: İBRAHİM SELİM
Dramaturg: MELİSA KESMEZ
Işık Tasarımı: SERKAN SALİHOĞLU
Ses Tasarımı: ÖZGEHAN ÖZTURAN
Afiş Tasarımı: HALUK TUNCAY
Afiş Fotoğrafı: SERDAR TANYELİ
Oyun Tanıtım Fotoğrafları: AYŞEGÜL KARACAN
Proje Ekibi: UĞUR BARAN, BARIŞ AYTAÇ, ATAKAN AKARSU
Mekan Yönetimi: AYŞEGÜL BEYAZDAĞ, ÖZER ERGUVAN
Teşekkürler: ERDEM AVŞAR, CEM YILMAZER

DOT Twitter:
https://twitter.com/dottiyatro

İzleyin "Bunu Ben de Yaparım"ı.
İi günner,
Utku
Yorum Yok

Pazartesi, Aralık 26, 2016

Afife ile Bedia Aynı Sahnede: Hayal-i Temsil

Doctor Who'nun 5. sezonunun 10. bölümde Doktor, Van Gogh resimlerinden birinde bir aksilik sezer ve Amy ile birlikte o resmin yapıldığı tarihe bir yolculuk yapar. Bu yolculuk ile Van Gogh'un acı dolu hayatına girer. Yolculuğunu sonunda Van Gogh'u bir on dakikalık da olsa ne kadar sevildiğine inandırmak için onu bu güne çağırır ve hazırlıksız bir sevgi selinin içine atar. İzlediğim en iyi dizi bölümlerinden biri olan bu bölüm bilim kurgu da olsa gerçek olabilecek gibi mutlu etti beni. Bir şansım olsa ben de Van Gogh'u çağırırdım.

Tiyatronun Güçlü Kadınları Afife ve Bedia

Doctor Who'nun bu bölümünü izlediğimde Van Gogh değil de, Afife Jale olsa nasıl olurdu diye düşünmüştüm. Henüz 18'inde bile değilken sisteme ve ailesine kafa tutan, müthiş-cesur, bir o kadar yalnız, daha doğrusu yalnızlaşan o genç kadına, Afife Jale'ye gitsem, onu kadar sevdiğimizi anlatsam, sarılsam ona. Yıllar geçtikçe onu ve cesaretini daha çok takdir ettiğimizi, en büyük rol-modellerimizden olduğunu söylesem. 
Afife ile Bedia
Afife Jale kadar cesur bir başka müthiş-kadın Bedia Muvahhit'in hikayesi de bir o kadar etkileyici. "Türkiye'den neden Dünya sanatçısı çıkmıyor?" gibi halt etmiş yorumlarda boğulmuş herkesin Bedia Muvahhit'in hikayesine girmesini, onu tanımasını ve aslında nasıl da Dünya sanatına ulaştığımızı görmesini isterim.
Benim için ancak keşke olabilecekler, bir metin yazarının elinde şahane bir metine dönüşmüş. Yeni neslin en yaratıcı yazarlarından Ahmet Sami Özbudak hayal etmiş, Hayal-i Temsil ile Afife ile Bedia tanıştırmış, aynı sahnede dans ettirmiş.
Oyunun en çarpıcı sahnesinin ilk perdenin kapanışı ile güzel bir virgül atan Othella sahnesi olmuş gibi geldi bana. Açıkçası sarsıldım. Yalnızca ben değil, tüm Kadıköy Haldun Taner Sahnesi seyircileri sahneyi soluksuz izledik.
Her fırsatta Türkiye tiyatrosunun son zamanlarda başına gelmiş en iyi şeylerden olduğunu düşündüğüm Yiğit Sertdemir, karakterden karaktere atılırken oyunu şahane oyunculuğuyla taçlandırmış. Kendisi iyi oyunculuğunun dışında, tiyatroya çalışkanlığıyla çokça emek veren, kısa zamanda çok iş yapmış, tiyatronun geleceğine dair büyük umut veren önemli birisi.
Yiğit Sertdemir, Hümay Güldağ ve Şebnem Köstem'in iyi oyunculuklarının dışında tiyatronun kadın oyuncularının başarılı bir belgeseli olmuş.
Oyunun tek itirazım Selahattin Pınar ve Afife Jale aşkını beklediğim hislilikte vermemiş olması. Daha çarpıcı, daha sarsıcı, daha ihtişamlı olmasını beklerdim. Onlarınki belki de gelmiş geçmiş en büyük aşk. Onların aşkı sadece tiyatro sahnesinde değil; beyaz perdede de olmalı. Hüngür hüngür ağlatan, sulu bir filmle değil; insanın böbreğine kadar işleyen, beynini allak bullak eden bir şahesere dönüşmeli. 
***
Her ne kadar, zaman doğrultusunda Afife ile Bedia'nın aynı sahnede olabileceğini düşünsem de, tarihin akışının da değişmesini istemem. Öyle ya anlık acılar sanatın en etkili nedenlerinden biri. Belki de bu dünya, tüm paralel evrenlerin sanat merkezidir. 

Künye:
Yazan: Ahmet Sami Özbudak
Yöneten: Yiğit Sertdemir
Dramaturgi: Sinem Özlek
Kostüm Tasarımı: Nihal Kaplangı
Işık Tasarımı: Cem Yılmazer
Müzik: Tuluğ Tırpan
Koreografi: Cihan Yöntem
Efekt: Kadir Arlı
Kukla Uygulama: Candan Seda Balaban (*Hayranıyız)
Yönetmen Yardımcıları: Seda Fettahoğlu, Özgün Akaçça, Ayşecan Tatari
Oyuncular: Hümay Güldağ, Şebnem Köstem, Yiğit Sertdemir

Tiyatro çığırtkanlığı: Zihni Göktay, Toron Karacaoğlu
Dahiliye Nazırlığı Emre: Erhan Yazıcıoğlu
Radyo Spikeri: Engin Alkan
Boris'in Yeri Çığırtkan: Hakan Arlı
"Bir Kuş" şarkı sözü: Yiğit Sertdemir
"Bir Kuş" şarkı solisti: Dolunay Pirincioğlu


Evet, delirmekten vazgeçmeyeceğim.
Utku,
Yorum Yok

Perşembe, Aralık 15, 2016

Sade ve Vurucu: Sen İstanbul'dan Daha Güzelsin

Her şeyden önce: 10 Aralık'ta Beşiktaş'ta yaşanan terör saldırısının ertesi günü oyunu iptal etmeyerek direnmelerinin önünde saygıyla eğiliyorum. Bu gibi kötü günlerde oyun izlemek, kitap okumak, çalışmaktan daha başka bir çare gelmiyor aklıma. Hele ki tiyatro; yalnız olmadığımızı görmek açısından daha çok direnç katıyor.

Sade ve Vurucu: Sen İstanbul'dan Daha Güzelsin

Gözümüzün önünde hızla değişen İstanbul'u arka plan alarak anneanne, anne ve genç kızın 50 yıllık yaşamları ve duymaktan pek de hoşlanmadığımız iç seslerini konu alan "Sen İstanbul'dan Daha Güzelsin" 2016-2017 tiyatro sezonunda sahne almaya başladı. İlk gününden itibaren dikkatimi çeken bu oyunu hepimiz için oldukça karanlık bir günde, 11 Aralık'ta izleme fırsatı buldum. Karanlık günümüzü aydınlattığını, aydınlatırken de içimize işlediğini söylemeden edemeyeceğim.
Ne kadar da tatlı tatlı sohbet ettik halbuki yıllarca tontiş anneanne ve fedakar anne ile. Ne yani yalan mıydı, yaşımız ilerleyince de iç sesimiz susmayacak mıydı? Susmayacak tabii ki; ne dediğinin pek önemi olmayan, zaten kafası pek "çalışmayan", hep yanlış erkeğin peşinden giden, giderken onu değiştirebileceğini sanan, kendisi dışında herkes için yaşayan, şöyle kendini koyvermeyi bilmeyen her kadın kaç yaşında olursa olsun iç sesinde bulur kendini. İşlenen "fedakar ve boynu eğik anne" karakteri her ne kadar doğrudan benim annem olmasa da, sokakta görmek çok da zor değil. Aynı çizgi üzerinde ve farklı bakış açısı ile tüm yalnız kadınların, yani tüm kadınların hikayeleri. 
Evet, kendimi Melis'in yerine koydum. Kendimi Melis'in yerine koymuşken, metinde yerine oturmayan kelimeler olduğunu fark ettim. Örneğin 80lerde doğan bir genç, "Ben şok!" demezdi, "Kafayı yedim!" derdi. Bu, Başak ve Ayfer'de vardı; ama fark etmemin ve örneklendirmemin kolay olmayacağı nesiller olduğundan Melis'te kalayım.

İstanbul ve Diğerleri

İzlerken şunu düşündüm: İstanbul'un üç kuşak kadını, hızla değişen İstanbul'a bakakalırken, bilmiyor ki taşranın üç kuşak kadının her biri zaten başka şehirlerde yaşıyor. Onların şehirleri değişmiyor; onlar şehirlerini değiştiriyor, değiştirmek zorunda kalıyor.

Seyirciye Güzelleme

Geçtiğimiz hafta tiyatro seyirciliği öğrencisi olduğum şehir tiyatrolarından "Cyrano de Bergerac"ı; geniş, ferah bir salonda, ağdalı ve derin bir metinle, gösterişli kostüm ve dekorla, ince ince işleyen bir müzikle şahane Yiğit Sertdemir'i ve şahane Mehmet Birkiye yönetimini seyrettik. Bileti oldukça geç aldığımız için arkalarda izledik; böylece telefonunu sessize alarak kapattığını sanan ve sıklıkla mesajlarını kontrol eden seyircinin telefon ışığının yüzümüze her vuruşunda sarsıldık. Çıkışta birkaç kişiye cıkcıklamak istedim; ama oyunun etkisiyle unuttum.
Oysaki "Sen İstanbul'dan Daha Güzelsin"in ve "Kadıköy Theatron"un bırakın telefonu, ışığını, nefes almaktan bile çekinen şahane seyircisi ile Başak'ın, Ayfer'in ve Melis'in, yani aslında aynadaki yansımamızı tüm dikkatimizle seyrettik.

Canım "Yeni Dönem Oyun Yazarları"

Seyircisinin, sahnesinin dışında yeni dönemin oyun yazarlarına ayrı bayılıyorum. "Fü"den sonra "Sen İstanbul'dan Daha Güzelsin" ile oyun yazarının taşrada (Kütahya'da, özellikle baktım) doğmuş genç bir erkek olduğuna kim inanır! Murat Mahmutyazıcıoğlu'na saygılar.

Ezcümle "Sen İstanbul'dan Daha Güzelsin" kadınlarının zarif, sade, ince görünüşleri ve sert iç çekişleri var; sizinki gibi. Gidin ve kendinizi görün.
***
Hep yaşlanınca iç sesimde ne olacak diye düşünürüm. Eğer böyle bir şey olacaksa, ben yalnız öleceğim. İç sesim olarak kalmasına izin vermem, söylerim; kimse de beni çekmez.
Ceza olarak çok uzun yaşayacağına bilen Utku,

Künye
Yazan/ Yöneten: Murat Mahmutyazıcıoğlu
Oyuncular: Ayfer Dönmez, Başak Kıvılcım Ertanoğlu, Melis Öz
Yönetmen yardımcısı: Tuba Sorgun
Kostüm: Meltem Tolan
Dekor / Işık: Bam
Fotoğraflar, tanıtım filmi: Serkan Ertekin


Oyunu ve ekibi takip etmek için buraya, bilet almak için buraya lütfen.

İtirazım var: TDK 'annane'yi kabul etmemekte ısrar ediyor. 'Abi' sözlüğe girdiyse, 'annane' de pekala girebilir. 
Yorum Yok

Pazartesi, Aralık 05, 2016

Taşra Kabare'den Ölüm Hastalığı

En sevdiğim oyunlar, seyirciyi sahnede karşılayan oyuncuların olduğu oyunlar. Öncelikle buradan başlayayım. "Biz hazırız, nerede kaldınız?" diyorlar sanki. "Ölüm Hastalığı" da Cemal Toktaş'ın bizi hali hazırda sahnede beklediği oyunlardan.
Fotoğraf: tasrakabare.com'den

Marguerite Duras'ın Ölüm Hastalığı

Marguerite Duras'ın aynı adlı novellasından sahneye uyarlanan "Ölüm Hastalığı" bu sezon Taşra Kabare'de Mehmet Ada Öztekin'in yönetmenliğiyle, Cemal Toktaş ve Nergis Öztürk'ün oyunculuğuyla 18 Kasım'dan itibaren sahneye taşındı. Duras'ın 68 yaşında ve şaraplı günlerde yazdığı her kelimesinden anlaşılan metni modern yalnızlık, çaresizlik ve çözümsüzlük gibi duyguları çerçevesinde bir aşk anlatıyor.

Novella nedir?

Öykü olmak için fazla uzun, roman olmak için fazla kısa metin.

Bir mekan olarak Taşra Kabare

Taşra Kabare'nin alternatif sahnesi Sofa Sahne'yi "Aşk Dersleri" ile açan seyirciler arasında ben de vardım ve bunu ballandıra ballandıra anlatmıştım. "Aşk Dersleri"nin öncesi ve sonrası ile Taşra Kabare'yi bol bol ziyaret eder oldum. Hem sakin, hem de eğlenceli Kadıköy'e yakışır bir mekan.

Taşra Kabare'nin Ölüm Hastalığı

Metin, eski aşk destanlarından uzaklaşmaya çalışsa da bu destanları referans alarak modern çağın aşk anlayışını tanımlama üzerine kurulmuş. Eski aşk anlayışını beyazlar içindeki kadın, yeni aşk anlayışını da siyahlar içindeki erkek tasvir ediyor. Ve aslında tüm olanlar erkeğin kafasının içinde olup bitiyor. 
Erkek bu metni yüksek sesle bize okuyor, arada es verip kafasındaki kadının cevaplarını duymamızı sağlıyor.
Erkek karakteri oynayan Cemal Toktaş'ın sesinin sadece duvara yansıtılan video ile bize ulaşması, oyununu ise sahnede sessiz oynaması fikrine bayıldım. Sahne, dekor, ışık, kostüm, oyuncu ve seyircinin dışında, oyun için yeni bir kanal olmuş. Dijitalle manuel iyi bir uyum tutturmuş. Yalın bir dekor ve durağan bir metne rağmen bu sayede oldukça akıcı bir hal almış. Ancak bu dijital kanal çoğunlukla Cemal Toktaş'ın dediklerini anlamaya çalışmakla geçti. Kelimelerin ağzından daha anlaşılır çıkmasına özen gösterilmeliydi. Erkek karakterin melankolik havasına katkıda bulunsa da, oyundan kopmamıza neden oldu.
Oyunun yazarının kim olduğunu bilmeyen kardeşime, çıkışta yazar hakkında ne düşündüğünü sordum: yazarın kadın olduğunu ve metnin yakın zamanda yazıldığını hemen anladı.

Canım Alternatif Tiyatro Seyircisi

Alternatif tiyatro seyircisi gibisi yok. Oyunu, oyunun ritmini bozmamak için nefes bile almadan izliyor neredeyse. 
Bir hafta önce izlediğimiz başka bir oyunda, evinin salonunda dizi izliyor gibi arada sohbet eden, neredeyse ayva kesip bıçağın ucuyla yanındakine uzatacak, onayladığını daha doğrusu anladığını anlamamız için kafa sallamayı ihmal etmeyen, sessize alarak kapattığını sandığı ama arada ışığını açarak mesajlarını kontrol eden, alay edilmeyi hak eden özel tiyatro seyircisi, oyun güzel olsa dahi önermemi engellemiş, hatta neden uzun süredir özel tiyatroya gitmediğimi hatırlatmıştı. 

***
Sesteki aksiliklere rağmen; Marguerite Duras tanınması gereken bir yazar, Taşra Kabare Sofa Sahne ziyaret edilmesi gereken bir sahne, alternatif tiyatro kucaklanması gereken bir oluşum. 
Özel not: Bu gibi oyunlarda seyircinin de oyunda sigara yakma hakkı olmalı. Sigara içmeyenin eli bile gider.

Kendisi de bir alternatif tiyatro seyircisi olan ve kendini pohpohlamadan geri durmayan Utku,

Künye:
Yazan: Marguerite Duras
Çeviren: Nilüfer Güngörmüş Erdem, Haldun Bayrı
Yöneten: Mehmet Ada Öztekin
Oyuncular: Cemal Toktaş, Nergis Öztürk
Ölüm Hastalığı bilgi ve rezervasyon için buraya tıklayın. 
Yorum Yok