Tiyatro etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tiyatro etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Çarşamba, Ağustos 01, 2018

16. Kadıköy Belediyesi Tiyatro Festivali Başlıyor

Her sezon olduğu gibi, Temmuz'un garipliğinde yaşarken Ağustos geldi, çattı. Gerçi Mayıs sonu biten sezon, bu kez Haziran'a sarktı, ki pek memnun olduk. Yine de serin parklarda festival başka. 
Genellikle her sene festivalde programı doğru tahmin ediyordum. Bu kez yanıldım. Sürpriz oyunlar ve tiyatrolar ile karşılaştım ve çok hoşuma gitti.

Etkinlik Programı 


  • 02 Ağustos2018  Perşembe “Bir Delinin Hatıra Defteri” Dostlar Tiyatrosu (10+)
  • 03 Ağustos2018 Cuma “İstila”   B Planı (13+)
  • 04 Ağustos2018 Cumartesi “Masal Irmaklarında”   İstanbul İmpro  (10+)
  • 05 Ağustos 2018 Pazar “İtaatsizler” Kaptan Yapım (7+)
  • 06  Ağustos 2018 Pazartesi “Enver Aysever” Sgm Yapım (8+)
  • 07 Ağustos 2018 Salı “Hüzzam” Prinkipo Sanat (7+)
  • 08 Ağustos 2018 Çarşamba “Aşk Dersleri” Kollektif Sahne (14+) yorum burada
  • 09 Ağustos 2018 Perşembe “Mutluyduk Belki Bugüne Kadar” Two Two Yapım (18+)
  • 10 Ağustos 2018 Cuma   “Bunu Ben de Yaparım” Dot Sahne (14+) yorum burada
  • 11 Ağustos 2018 Cumartesi “Hamlet” Moda Sahnesi (12+) yorum burada
  • 12 Ağustos 2018 Pazar '' Hayvan Çiftliği '' Altıdan Sonra Tiyatro ve  Tiyatro D22 Ortak Yapımı (13+)
  • 13 Ağustos 2018 Pazartesi “Ev’vel Zaman”  Yapım: Gülce Uğurlu. 2016 Tiyatro Festivali Ortak Yapımı (11+)
  • 14 Ağustos 2018 Salı “Sevgili Arsız Ölüm - Dirmit” Tiyatro Hemhal (12+)
  • 15 Ağustos 2018 Çarşamba “Düşperest” Taşra Kabare (15+)
Seyrettiğim ama yazmaya fırsat bulamadığım oyunlar da var. Bilhassa "Sevgili Arsız Ölüm - Dirmit"i bi' daha, bi' daha seyrederim. Tavsiye üzerine gidip niye daha önceden gitmediğimi anlamamıştım. "Seyyar Sahne ne yapsa severim" kategorisinden bile seyretmeliydim. 
Kadıköy için tiyatro zamanı, koşun dostlar. Detaylar için buraya bakabilirsiniz.
(Bu gedenliği çok boş bırakmışım.)
Utku
Yorum Yok

Perşembe, Şubat 01, 2018

Baba Sahne'den Kanlı Komedya Caligula

Kadıköy tiyatrolarına güç katan Baba Sahne'nin 3. oyunu Kanlı Komedya Caligula 2017 Aralık'tan bu yana sahnede. Ragıp Yavuz ve Barış Dinçel'i görmemle, neredeyse sahnelenir sahnelenmez, koltuğuma oturdum. Ve yanılmadım. 

Kanlı Komedya Caligula

Türkiye tiyatrosunun çok sevdiği Stefan Tsanev'in yazdığı Kanlı Komedya Caligula'nın, Levend Öktem, Ahmet Saraçoğlu, Ecem Üstündağ, Pınar Coşkun'dan oluşan oyuncu kadrosu da seyirciyi sahneye çekiyor. 
Kanlı Komedya Caligula
Kanlı Komedya Caligula
Oyun, halka, soylulara hatta ailesine türlü eziyetler yapmasına rağmen, biat etmeye devam etmeleri nedeniyle kendisinden yeteri kadar nefret etmediklerini düşünerek vahşetin, sapkınlığın ve baskının dozunu giderek artıran Caligula'yı anlatıyor. Caligula delirmenin de sınırlarını zorluyor. 
Bu sezon III. Richard rolüyle Yiğit Sertdemir'den nefret ettiğim kadar, kimseden nefret etmem sanmıştım; ama Caligula rolüyle Ahmet Saraçoğlu yetişti. Hangisinden daha fazla nefret ediyorum, bilmiyorum. Ahmet Saraçoğlu, tiyatronun imkan verdiği büyük büyük oynamayı kullanmış; ama ölçüyü tutmayı da başarmış. Abartılı oynadığını hiç düşündürmüyor. 
Levend Öktem'i seyretmeyi çok seviyorum. Cladius rolüyle, sinir olduğum "usta oyuncu" kontenjanından değil, oyunu götüren müthiş bir temel olmuş.
Ecem Üstündağ'ı ilk kez seyrettim. Mnester rolü, hem üzerine yazılan metin ve fikir, hem yönetmenin bakış açısı, hem de Ecem Üstündağ'ın yorumu çok başarılı olmuş. Halkın suskunluğu, kabul etmişliğini şahane vermişler. Burada sevmediğim kısım; Mnester'i biz seyircilerin halka benzetmesi yeterliydi, oyunda üzerine basılarak söylenmesine gerek yoktu.
Ancak en iyisi Caligula'nın atı rolünde Pınar Coşkun'du. Kostümü, makyajı ve performansı ile gözümü alamadım. Başka sahnelerde bile onu seyrettim. Bayıldım. 
Kanlı Komedya Caligula
Caligula'nın atı rolüyle Pınar Coşkun

Barış Dinçel'in Sahnesi

Tiyatronun hem en iyi hem de en kötü yanı, anlık olması. Seyirci, hem zaman, hem de coğrafyadan dolayı çokça oyun kaçırıyor. Bedia Muvahhit'i hiç seyredemedik sahnede örneğin. Bir taraftan da en iyi yanı anlık olması. Seyirci varken tiyatro var. Sinemanın bir parçası değilim, sinema bana bağlı değil. Ancak tiyatronun parçasıyım.
Barış Dinçel ile aynı dönemde, aynı şehirde yaşadığım için kendimi çok şanslı hissediyorum. Kendisi, Türkiye tiyatrosunun başına gelmiş en iyi şeylerden. Onun sahne tasarımını yaptığı her oyunda, sahneyi uzun uzun inceliyor, olabildiğince detayı zihnime kazımaya çalışıyorum.
Oyun, sahneden taşmış, koridorlar hatta koltuklar bile oyunun bir parçası olmuş. Caligula ile farklı bir yılda yaşamamız, farklı tarz kıyafetler giymemize rağmen biz seyirciler de oyunun içindeydik. 
Işık ve müziğin de yardımıyla sade olan tasarım oldukça görkemli görünebilmiş. 
*
Kanlı Komedya Caligula afişi
Kanlı Komedya Caligula afişi 

Bu oyun üzerine yazmakta oldukça zorlandım. Sahne tasarımı, kostüm tasarımı, yönetim, ışık tasarımı, her bir oyunculuk, metin; hepsi ayrı ayrı çok iyiydi. Hiçbirinin hakkını yemek istemedim. Bir taraftan da Ragıp Yavuz ve Barış Dinçel'e olan hayranlığım ve siyasi baskının apaçık önümüzde olduğu günlerde bu metin nedeniyle duygusal davrandığımı, beğenimi abarttığımı düşünerek kendimi frenledim. Ancak bir daha, bir daha seyretmek istediğim, bu sezonun iyi işlerinden. 
Ragıp Yavuz'u çok özlemişim. 
Sevgiler,
Utku

Künye:

  • Yazan: Stefan Tsanev 
  • Çeviren: Hüseyin Mevsim 
  • Yöneten: Ragıp Yavuz 
  • Sahne ve Kostüm Tasarımı: Barış Dinçel 
  • Işık Tasarımı: Yüksel Aymaz 
  • Müzik: Can Şengün 
  • Koreografi: Yasemin Gezgin 
  • Görsel Efekt Tasarımı: Berkay Yiğitaslan 
  • Yönetmen Yardımcıları: İdil Trabzonlu, Ali Osman Böcekçioğlu, Nesrin Kahveci 
  • Oyuncular: Levend Öktem, Ahmet Saraçoğlu, Ecem Üstündağ, Pınar Coşkun




*Fotoğrafları Baba Sahne Instagram sayfasından aldım.
Yorum Yok

Cuma, Ocak 26, 2018

Vanya, Sonya, Maşa ve Spike

Vanya, Sonya, Maşa ve Spike

Vanya, Sonya, Maşa ve Spike, isimlerini entelektüel ebeveynlerinin sevgisi nedeniyle Çehov karakterlerinden alan ve isimleriyle yaşayan birbirinden farklı üç kardeşin ve etrafındakilerin bir hafta sonunda hikayesi. 
Vanya, Sonya, Maşa ve Spike
Sonya, Vanya ve Maşa
Amerikalı yazar Christopher Durang oyunda, küçük yaşta evlatlık alınan ve kendini ailesine adayan Sonya ve ebeveynlerinin entelektüelliğinin altında ezilen ve kendi birikimini gizleyen nahif Vanya'nın yaşadığı göl kenarındaki taşra evine, istediği oyunculuk kariyerini yapamayan ama popüler bir oyuncu olan kardeşleri Maşa ve Maşa'nın genç ve sığ sevgilisi Spike'nin gelmesi ve komşuları genç ve derin Nina ve pisişik güçleri olduğunu iddia eden garip ve eğlenceli yardımcıları Kassandra ile geçirdikleri hafta sonunu anlatıyor. Her bir karakterin altyapısı çok iyi oturtulmuş, etraflıca düşünülmüş.
Oyun mutsuz hayatını kabul eden taşra ile kent çarpışması. Yaklaşık 2,5 saat olan süresine rağmen, bir an sıkmıyor. Kahkahalarla değil kıkır kıkır güldürüyor, bir taraftan da hem tekdüze taşra hem de plastik kent hayatının kendine has mutsuzlukları ile boğuyor. 
Aile sıcaklığı fikrinin yanı sıra karakterlerin başına aile içinde ve sayesinde kötü şeyler gelmemiş olmasının minneti ve yarattığı sıkıcılık / ortalamalık / tekdüzelik de eklenmiş. Özellikle Sonya kendisi ile kendince "hayatı bitmişken" hesaplaşırken, seyirciyi de düşündürüyor.
Oyunda karakterlerin isimleri dışında, Üç Kız Kardeş, Vişne Bahçesi, Martı gibi Çehov oyunlarına, sözlerine ve hatta oyun kurgularına göndermeler var. Satır aralarında kalan göndermelerin yanı sıra, alenen gönderilen selamlar olduğunu da söyleyebilirim. Hatta bu aleni selamlar lüzumundan fazla. Bu kadar Çehov etrafında dönen bir metne rağmen, hakkında bilgi sahibi olmayan bir seyirci de oyundan zevk alır. 
Vanya, Sonya, Maşa ve Spike
Vanya, Sonya, Maşa ve Spike

Sahne düzeni ve localar

Oyunu Baba Sahne'de, locada seyrettik. Sahne düzeni ön localara uygun değildi, her iki tarafta da bulunan uzun bitkiler görüş açısını epeyce kapatmıştı. Oyunun bir kısmını hiç görmedik. Radyo tiyatrosu gibiydi. Sanırım Nina'nın molekül performansı iyiydi, pek göremedik.

İtirazım var

Sürekli özlem duyulan "geçmiş" üzerimizde öyle bir baskı kuruyor ki, hiç görmememize rağmen savunucuları olduğumuz zamanlar bile oluyor. Sanırım akıl yakın tarihten kötü, uzak tarihten iyi anıları tutuyor. Üzerinden bir zaman geçince kötü anılar siliniyor. Yapmayın etmeyin "eski" arkadaşlar, her "yeni" çiğ değil. Gençlerin üzerinde bu kadar gitmeyin. Yaşlılar artık, saygısızlığı gençlikle bire bir ilişkilendirmekten vazgeçsin. Vanya'nın klişelerle dolu tiradını sevmedim.
*
Amerikalı oyun yazarlarına karşı önyargımı görmezden gelemem, her oyuna bacak bacak üstüne atıp, hadi bakalım yapabilmiş misin diyerek başlıyorum, ben kimsem. Sanırım biraz da bu yüzden ailecek seyredilebilecek klasik bir oyun olduğunu düşünüyorum. Başka bir yönetmen ve başka bir oyuncu ekip olsa, vasat olabilecek kritik bir oyun olduğunu bile söyleyebilirim. Tiyatro Pera'nın güçlü kadrosunu konuk oyuncu Tilbe Saran ve Şerif Erol, konuk yönetmen Yücel Erten daha da güçlendirmiş. 
*
Amerikalı bir yazar Rus bir yazarın yazı ve sözlerinden uyarlama ve derleme yapıyor. Sanat ne güzel şey, ne kadar Dünyalı. Belki bir gün Yusuf Atılgan'ın yazı ve sözlerini de Dünyanın başka bir yerinde seyrederiz. 
Belki bir gün,
Utku

Künye:

Yazan: Christopher Durang
Çeviren: Nesrin Kazankaya
Yöneten : Yücel Erten
Dramaturgi: Şafak Eruyar
Dekor: Başak Özdoğan
Kostüm:Fatma Öztürk
Yön. Yardımcısı-Işık: Zeynep Özden
Oynayanlar:
Vanya: Şerif Erol
Sonya: Tilbe Saran
Maşa: Nesrin Kazankaya
Spike: Doğan Akdoğan 
Kassandra: Başak Meşe
Nina: Gamze İpek


Görseller http://tiyatropera.com/ sitesinden.
Yorum Yok

Pazartesi, Ocak 08, 2018

Bu Suça Ortak Olmayın

Hatırlarsanız, yıkılmaması için mücadele verilen Emek Sineması yıkıldıktan sonra yapılan Grand Pera AVM içine inşa edilen tiyatro sahnesine Emek Sahnesi ismi verilerek kurnazlık yapılmaya çalışılmıştı. Bu da yetmiyormuş gibi, Emek Sahnesi, Emek Sineması, Emek Salonu isimlerinin haklarını alan Grand Pera, Kadıköy'deki Emek Sahnesi'nin ismini mahkeme kararı ile değiştirmesini istemişti. En nihayetinde Emek Sahnesinin ismi Kadıköy Emek Tiyatrosu olarak değişti. Mesele sakinledi. 
Kadıköy Emek Tiyatrosu sahibi Pınar Yıldırım o dönemde Tiyatrokare ile Fosforlu Müzikali'nde bir sezon oynamıştı. Tiyatrokare ikinci sezonda, alay eder gibi, Grand Pera Emek Sahnesi'nde oyun koymuştu. Pınar Yıldırım kadrodan bu nedenle ayrıldı -ayrılmak zorunda bırakıldı-.
Fotoğrafın sahibini bulamadığım için üzgünüm, bulur bulmaz ekleyeceğim.
Grand Pera Emek Sahnesi benim için yasaklı; ara sıra hangi ekipler oynuyor diye bakıp o oyunları kara listeye alıyorum.
Artı Sahne, Grand Pera Emek Sahnesinden daha bir yasaklı benim için. Sami Yen arazisinin kullanım hakkından feragat eden Galatasaray yöneticileri ve buna zorunlu bırakan devlet yetkilileri, önce Galatasaray taraftarına, sonra Mecidiyeköy'de nadir bulunan (artık hiç bulunmayan) afet toplanma yerini elinden alarak halka büyük haksızlık etti. Devlet, oraya bakabilsin diye yıllar önce Galatasaray yöneticilerinin sattığı araziyi, şaibeli ilişkileri olan Torunlar GYO'ya devretti. Torunlar GYO, çalışan mühendislerin  ve uzmanların uyarılarına rağmen işçi güvenliğini hiçe sayarak çalışmalarına devam etti. En nihayetinde 2014'te on bir işçinin can verdiği iş cinayeti yaşandı. Asıl suçlular yargılanmadılar ve olan yine -yakası mavi olsun, beyaz olsun- işçilere oldu. Galatasaray taraftarının hala saygı duruşuna geçtiği Sami Yen, anısı değil arazisi, artık bir bir mezar yeri; Torun Center bir mezar yeridir. 
Torun Center içindeki tiyatro sahnesi Artı Sahne'de oyunlara gitmiyorum; ara ara kimlerin oynadığına da bakıyorum. Geçtiğimiz sezonun en sevdiğim oyunu Joko'nun Doğum Günü'nü sahneleyen Yolcu Tiyatro'nun uzun süredir beklediğim yeni oyunu Kürklü Venüs'ü programda görünce, oyundan tamamen vazgeçtim. Artı Sahne'de oynadığı sürece Kürklü Venüs'ü Baba Sahne'de de seyretmeyeceğim.
"Bu oyunlara gitmiyorum, tamam da; sadece ben mi?" derken karşıma çıkan yazıda yalnız olmadığımı görmek beni çok mutlu etti. Moda Sahnesi'nin haklı isyanı görmezden gelmeyip programdan çekilmesi de, bize umut saçtı.
Tiyatrolar ve organizasyon firmaları orasının mezar yeri olduğunu bilmiyor olamaz; aksi halde Torun Center Artı Sahne yerine Mecidiyeköy Artı Sahne yazmazlardı.
Ben de The Mahmut ve Politeknik'e destek veriyorum ve gerçekten değer verdiğim Yolcu Tiyatro'ya, İstanbul Halk Tiyatrosu'na, Oyun Atölyesi'ne ve Mam'art Tiyatro'ya çağrıda bulunuyorum: Artı Sahne'de oyun oynamayın, bu suça ortak olmayın.
Sami Yen yıkıldığından beri Galatasaray taraftarı orada hep saygı duruşunda; şimdi halk ve tiyatrolar saygı duruşuna geçmeli. Mezarlıkta sahne olmaz. 
#BuSuçaOrtakOlmayın 
Utku
Yorum Yok

Pazartesi, Aralık 25, 2017

Netoçka Nezvanova hakkında

Dostoyevski'nin tamamlanmamış, tamamlanamamış romanı Netoçka Nezvanova ile aynı adlı, ancak uyarlaması olan oyunu seyretmeye gittiğimde, hakkında hiçbir şey bilmiyordum. Sanırım ilk kez bir oyuna hakkında hiçbir şey bilmeden gittim ve yanlışlıkla çok isabetli bir şey yaptım. Oyunun kaç perde ya da kaç dakika olduğu ne afişte, ne bilette yazıyordu, üstelik kitabı da okumamıştım. Oyun süresi ve kaç perde olduğunu konusunda bilgi vermemek nefis fikir. Ben de yazmayacağım ki bilmeden oyuna girin. 
Netoçka Nezvanova
Kitabı da okumadığım için, seyretmeye başladığımda "Ne kadar da Dostoyevski değil" dedim. Sonra biraz bakınınca, kendisinin de öyle gördüğünü öğrendim. Kaldı ki, gönderildiği sürgünde ya da döndükten sonra kitabı yazmaya devam etmemiş, hatta hiç yeltenmemiş.
Netoçka Nezvanova, benim için yalnızca ana karakter olan kızın ismiyken, "İsimsiz hiç kimse" anlamına geldiğini öğrendiğimde daha da anlamlandı. Epeyce zor olan hayat şartlarında aşk'ı algılama ve anlatma biçimi şahane. Bu aşk ilk sahneden itibaren oyunda da verildi. 
Oyun, uyarlama olması itibariyle, sadece Netoçka'nın hayatını anlatmakla kalmıyor, Dostoyevsi'nin de hayatının bir kısmını anlatıyor. Nefis fikir. 
Tamamlanmayan kitapları seviyorum; benimki bencillik, biliyorum. Yusuf Atılgan'ın Canistan'ının yeri bende ayrı. O yazmış, kenara koymuş/kenarda kalmış, kitabı bitirmek bana kalıyor. Ayrıca, seyirciyi sahnede bekleyen oyunlara da bayılıyorum, ki hep yazıyorum. Bu bakımlardan oyunu ayrı sevdim. 
Neden olduğunu tam bulamadığım bir ritm sorunu vardı. İki farklı anlatımda, hikayede veya sahnede geçişlerin daha ahenkli olması, oyunu daha da coştururdu. Belki de en ön sırada oturduğum içindi, sahneyi büyünüyle göremedim. En ön sırada oturmamın katkısı da hiç şüphesiz önümde salya sümük ağlayan Netoçka'yı hissetmemdi. (En ön sıra derken, anlatım bozukluğu yapmadım, kendimce pekiştirdim) 
Oyundan çıktığımda ne kadar süredir içeride olduğum konusunda hiçbir fikrim yoktu. Bu  da oyunun beni sardığını gösterir herhalde.
Oyun, iyi bir metnin üzerine, iyi bir uyarlama ve iyi bir oyunculuk. Alternatif tiyatroları sevenlerin seveceğine eminim. 
Utku,
Netoçka Nezvanova

Künye:

Yazar: Fyodor Mihayloviç Dostoyevski
Çevirmen: Anzhela Barshchevskaya
Dramaturg & Yöneten: Deniz Hamzaoğlu
Oyuncular: Gülay Say, Zafer Altun
Koreograf: Bülent Develi
Müzik: Deniz Karausta
Işık Tasarım: Doğa Demirhan
Kostüm Tasarım: Gülay Say
Işık Kumanda: Erdi Göksu, Doğa Demirhan
Müzik Kumanda: İsmail Nadir Bilgili, Murat Mendeş
Yönetmen Yardımcısı: Fatma Yılmaz
Görsel Tasarım: Osman Moustafa
Trailer: Kürşat Taşçı
Asistan: Ufuk İnce, Murat Mendeş

Görseller: http://www.yabancisahne.com/netocka-nezvanova/
Yorum Yok

Perşembe, Aralık 14, 2017

Tehlikeli Oyunlar hakkında

Oğuz Atay'ın 'Tutunamayanlar'dan sonra en çok bilinen, benimse en sevdiğim kitabı 'Tehlikeli Oyunlar' ile aynı adı taşıyan oyunu, geçtiğimiz sene önerdiği her oyunu beğendiğim bir arkadaşım önermişti. Zaman zaman elime alıp, altını fosforlu kalemle ya da kara kalemle çizmiş diğer yaşlardaki Utkularla karşılaşma mekanım olduğu için benim için özel kitaplardan. 'Bu kez de dinleyeyim' diyerek sesli kitabını ararken karşılaştığım ağlak dizi sahneleri beni "bilet bulamadım, zaman ayıramadım" bahanelerinin ötesinde, soğutmuştu. Oyuna gitme hevesimi bir kenara bırakmış, her iki seyirciden birinin albayı olabilir, diye düşünerek korkmuştum. Öyle ya, seyirci tiyatronun en önemli parçalarından. Bazen öyle oluyor ki, tüm salon aynı aynı soluk alıp veriyor. Tiyatroyu en çok bu yüzden seviyorum. Tanımadığın onlarca insanla "bir" oluyorsun. 
https://seyyarsahne.com/ 'dan

Tehlikeli Oyunlar oyunu hakkında 

Bir kişiden birden fazla kişi ve bir mekandan birden fazla mekan yaratan Oğuz Atay'ın yaptığı işin üstüne çıkmak kolay olmayacaktı. Seyyar Sahne ekibi zor olanla mücadele etmiş. Sahnedeki dört halat ve iki kalas; bazen salıncak oluyordu, bazen koltuk, bazen yatak, bazen tepsi, hatta bazen deniz. Bu -mış gibi durumu çok ince ve şıktı. Bu fikri düşünen, geliştireni özellikle tebrik ediyorum. 
Çoklu mekan sadece dekorla verilmemiş elbette, kitabın da şık hareketlerinden, parantez içleriyle verilmiş. Kitaptaki bir kişiden birden fazla kişi, bir zamandan farklı zaman yaratmakta muhteşem Oğuz Atay'ın alaycı karmaşası ezilmemiş. Bunda ayak parmaklarına kadar fiziksel tiyatronun da hakkını vermek gerek. 
Oyuncunun sahnede seyirciyi beklediği oyunlara bayılıyorum, ne yalan söyleyeyim, pek gerçek. 'Tehlikeli Oyunlar'da da Hikmet Benol seyircinin yerleşmesini seyrediyor.
Oyun, seyircinin yüzünü ekşiterek onu mütemadiyen gülümsetiyor. Yüz ekşitme, Hikmet'ten. Ben kitabı okurken de yüzümü ekşiterek gülümsüyorum. Bence de Hikmet böyle bir şeydi. 
*
Kitabı yeniden elime alma zaman gelmiş. Yalnız bir kez daha başka bir şey anladım albayım. 
Ve çeliştim. 
Utku

Künye:

Konsept ve Yönetim: Celal Mordeniz
Metni Düzenleyen ve Reji Danışmanı: Oğuz Arıcı 
Metni Düzenleyen ve Oynayan: Erdem Şenocak
İki perde (90' ve 50')
Yorum Yok

Pazartesi, Ekim 16, 2017

Oyun Atölyesi Uyarlaması ile Woyzeck

Yalnızca 23 yıllık hayatına 3 müthiş oyun sığdıran Büchner'in bitiremediği son oyunu Woyzeck bu sezon hem Oyun Atölyesinde, hem de Tatbikat Sahnesinde karşımızda. Bitirememiş olabilir, ama tamamlanarak ya da tamamlanmayarak sahneye koyulabiliyor. Bu da şahane olabiliyor. 
"Danton'un Ölümü" İstanbul'da seyrettiğim ilk oyundu. Benim için Büchner'in yeri her zaman apayrı. 

Oyun Atölyesi Uyarlaması ile Woyzeck

Woyzeck

Woyzeck Hakkında

Düşük rütbeli bir asker olan Woyzeck Marie ve gayrimeşru çocuğuna para yetiştirmek için birtakım deneylere katılarak, deneylerin de etkisiyle akıl sağlığını yitirmeye başlar. Ordunun, doktorun, toplumun ve Marie'nin baskılaması arasında kalır ve yaşama nedeni Marie'yi kendisini aldattığında şüphelendiği için planlı bir şekilde öldürür. 

Oyun Atölyesi Uyarlaması

"Oyun Atölyesi'nin Büchner'in Woyzeck'ine 2017 uyarlaması ne?" derseniz: su, fısıltı ve tabii ki kırmızı derim. Metin hali hazırda güçlü ve etkileyici; ancak sahne tasarımının hakkını hiç de yemek istemem. (Oyun Atölyesi kostüm tasarımına ve dekor tasarımına sahne tasarımı diyor) Özlem Karabay çok iyi iş çıkarmış. 
Woyzeck'in sevdiği kadının eteğinin ve adamın pantolon fermuarının gibi günahlı bölgelerin kırmızı olması ve günah arttıkça kırmızının da artmasını çok sevdim. En çok da hem alt sınıf hem de üst sınıftan tarafından ezilen Woyzeck'in de üzerinde kırmızı bir şerit olması benim için önemliydi. Ezildiği, sıkıştırıldığı için bireyin saf, masum, günahsız olmadığı kesin, nitekim Woyzeck de bu adaletsiz, baskıcı ve suçlu toplumun bir parçası. 
Dans ile bir arada olan su sesini ve fısıltıları da çok sevdim. Woyzeck'in yani bireyin iç sesi gibiydi.
Woyzeck Afişi
Oyunun afişini tasarlayan Ethem Onur Bilgiç'e de hayranlığımı çok öncelerden. Kendisinin şahane illüstrasyonlarını buradan takip edebilirsiniz.
Acaba yalnızca bebeğin ve içkilerin beyaz olması tesadüf mü? 

Künye

Orijinal Adı: Woyzeck
Yazan: Georg Büchner
Çeviren: Haluk Bilginer
Yöneten: Muharrem Özcan 
Sahne Tasarımı: Özlem Karabay 
Müzik: Çağrı Beklen 
Işık Tasarımı: Kemal Yiğitcan 
Koreograf: Orçun Okurgan 
Korrepetitör: Sibel Demir 
Oynayanlar 
Woyzeck: Emre Yetim 
Marie: Ayça Koptur 
Yüzbaşı: Aydın Şentürk 
Doktor: Sefa Tantoğlu 
Bando Çavuşu: Sinan Arslan 
Andres: Yiğit Çakır 
Çırak: Dilara Topuklular 
Panayırcı: Numan Aydın 
Margaret: Hazal İspirli 
Yönetmen Asistanı: Gözde Kırgız 
Yönetmen Asistanı: Mithat Ozan Küren 
Yönetmen Asistanı: Timuçin Başgül 
Sahne Tasarımı Asistanı: Pınar Demir
Oyun Atölyesi Twitter adresi

Canım Kadıköy Tiyatrolar Platformu, canım Kadıköy Tiyatro Şenliği. 
#tiyatroiyidir
Yorum Yok

Pazartesi, Ağustos 14, 2017

Şatonun Altında

Her yıl olduğu gibi bu yıl da tiyatro sezonuna yaşlı gözlerle veda ederken, Ağustos geliverdi, Kadıköy Belediyesi Tiyatro Festivali başladı ve bir nebze olsun beni mutlu etti. Bir nebze olsun, diyorum; çünkü artık hiçbir mekan bana alternatif mekanların verdiği tadı vermiyor. Fuayesi başka, seyircisi başka, oyuncunun duruşu dahi başka. 
Yine de açık havada oyun seyretmek şahane!

Sezonun "Özel Ödüllerini" Kapatan Oyun: Şatonun Altında

Şatonun Altında
Şatonun Altında sezonda neredeyse tüm jüri özel ödülü, seçili kurul özel ödülü, vs ödüllerini topladı. Bolca ödül almasının yanında alternatif tiyatro seyircisinin de dikkatini çekmiş olmalı ki, oyun farklı yerlerde karşıma çıkmıştı.  

Macbeth'e Bir de Şatonun Altından, Yer Altından Bakın

Şatonun Altında, Shakespeare'nin ünlü tragedyası Macbeth'in uyarlanmış, evrilmiş hali. Yani yazarı Shakespeare, uyarlayanları aynı zamanda oynayanları olan Pınar Akkuzu ve Gülden Arsal. Macbeth hikayesinden sapma yok; sonunda Macbeth yine ölüyor. Farklı bir son, farklı bir ana fikir beklemeyin. Ancak Macbeth'in ölümüne giden yolda grotesk, bufon ve clown stillerinden de alınan güç ve esneklikle şahane bir iş çıkmış. 
Oyun Macbeth'in karşısına çıktığı varsayılan iki cadı gözünden anlatılıyor. Bu iki cadı güldükçe, güldürüyor. Bu gülüş tatlı, keyifli bir gülüş değil; daha ziyade rahatsız edici bir gülüş. Fiziksel ve genel geçer ahlaki sınırların dışında bir anlatımı var. Sanatın şahane rahatsız ediciliği.
Sınanmamış iyiliğin kötülük potansiyelinden bahseden Macbeth'i henüz seyretmediyseniz de, oyunu anlar ve seversiniz; ancak seyretmişseniz, daha çok zevk alacaksınız.

"Hiçbir şeye inanmamak ve her şeyle dalga geçmek"

Fena bir tiyatro seyircisi olmadığını düşünen ben, oyunla ilgili biraz gezindim, gezinirken de şaşırdım. Oyun sonrasında röportajlarında dahi eğlendim. (Bu kez keyifle). Grotesk, bufon (buffon), clown stilleri üzerinden şahane bir "Şatonun Altında" röportajı için buraya bakabilirsiniz. 
*Bufonlamak: İçini boşaltmak. Oldu mu sana, bir yaş daha. 

Künye

YazanWilliam Shakespeare
Proje Tasarımı ve UyarlamaPınar Akkuzu, Gülden Arsal
YönetenGüray Dinçol
OyuncularPınar Akkuzu, Gülden Arsal
Işık: Uğur Açıkgöz
Proje AsistanıTuba Keleş
Sahne, Kostüm Tasarımı ve UygulamaFiziksel Tiyatro Araştırmaları
Görsel TasarımUğur Açıkgöz
*
Allah'ım seyredilecek ne çok oyun var, tanışılacak ne çok ekip ve stil var! Sezon başlasa da yeniden seyretsek.
Utku,
*Fotoğraf Fiziksel Tiyatro Araştırmaları Facebook hesabından.
Yorum Yok

Pazartesi, Temmuz 24, 2017

15. Kadıköy Belediyesi Tiyatro Festivali Başlıyor

Haziran 1 oldu mu tiyatro sezonu bitti diye eve gelip ağlıyorum; ama bir Kadıköylü / Kadıköycü olduğum için Ağustos geldi mi yine mutlu oluyorum. İstanbul'da yaşamın en güzel hali tiyatro, salonlardan parka sıçrayınca yaz gibi yaz oluyor.
Bu sezonun müthiş oyunlarını yine Kadıköy Belediyesi Festivali'nde seyredeceğiz. Bir kısmını seyrettim, seyrettiklerimin de bir kısmını yazdım. (Temsillerin yanında not ettim.) Yine de sezon için fırsat bulamadığım oyunları görünce çok mutlu oldum. 
Temsiller 21:00'de başlıyor. Davetiyeleri kültür merkezleri gişelerinden alabilirsiniz. 
Yaşasın tiyatro!

Etkinlik Programı

  • 4 Ağustos Cuma / Sen İstanbul'dan Daha Güzelsin / BAM Tiyatro / Yazan: Murat Mahmutyazıcıoğlu / Oynayan: Ayfer Dönmez, Başak Kıvılcım Ertanoğlu, Melis Öz / Baksana
  • 5 Ağustos Cumartesi / 1000'de 1 Gece Diyalogları / Çolpan İlhan ve Sadri Alışık Tiyatrosu / Yazan: Birol Güven / Oyuncular: Hakan Meriçliler, Begüm Kütük, Hilmi Özçelik, Gamze Uçar, Engin Demircioğlu, Ece Mağat, Musa Öney, Burcu Görek, Selin Altıntaş
  • 6 Ağustos Pazar / Ebedi Barış / Entropi Sahne / Yazan: Juan Mayorga / Oynayanlar: Rüçhan Çalışkur, Burak Demir, Serdar Yeğin, Olgun Toker, Baran Güler
  • 7 Ağustos Pazartesi / Üç Kız Kardeş / Hayal Perdesi / Yazan: Anton Çehov / Oynayanlar: Özge Özder, Selin İşcan, Tuba Karabey
  • 8 Ağustos Salı / Bütün Çılgınlar Sever Beni / Moda Sahne /  Yazan: Stefan Tsanev / Oynayanlar: Mert Fırat, Volkan Yosunlu, Öznur Serçeler / Baksana
  • 9 Ağustos Çarşamba / Şatonun Altında / Fiziksel Tiyatro Araştırmaları / Yazan: William Shakespeare / Oynayanlar: Pınar Akkuzu, Gülden Arsal
  • 10 Ağustos Perşembe / Cimri / Semaver Kumpanya / Yazan: Moliere /  Oynayanlar: Serkan Keskin, Rojhat Özsoy, Gözde Şencan, Hakan Atalay, İbrahim Barulay, Sezin Bozacı, Ezgi Ulusoy Tamer, Murat Kılıç, Selen Şenay, Uğur Senkeri, Saniye Samra, Mustafa Kırantepe
  • 11 Ağustos Cuma / Kıyıya Oturmanın Böylesi / Merve Engin / Yazan: Antonio Fava / Oynayan: Merve Engin / Baksana
  • 12 Ağustos Cumartesi / Ahududu / Tiyatrokare / Yazan: Joseph Kesselring / Oynayanlar: Suna Keskin, Melek Baykal, Nedim Saban, Cem Güler, Halim Ercan, Bülent Seyran, Dicle Alkan, Birol Engeler, Özgür Yetkinoğlu
  • 13 Ağustos Pazar / Öküz / Ezop Sahne / Yazan: Mike Bartlett / Oynayanlar: Hakan Karsak, Kanbolat Görkem Arslan, İpek Erdem, Bülent Düzgünoğlu
  • 14 Ağustos Pazartesi / Joko'nun Doğum Günü / Yolcu Sahne / Yazan: Roland Topor /Oynayanlar: Tolga İskit, Ayşe Tunaboylu, Cenk Dost Verdi, Efe Ünal, Merve Dağlı, Yasemin Ertorun, Burak Üzen, Sercan Dede / Baksana
  • 15 Ağustos Salı / Sevmekten Öldü Desinler / Kadıköy Emek Tiyatrosu / Yazan: Murat Mahmutyazıcıoğlu / Oynayanlar: Hamdi Alp, İbrahim Halaçoğlu, Meltem Yılmazkaya, Onur Berk Arslanoğlu, Pınar Yıldırım
  • 16 Ağustos Çarşamba / Usta ve Çırak / Ali Poyrazoğlu Tiyatrosu / Yazan: Ali Poyrazoğlu / Oynayan: Ali Poyrazoğlu, Ümir Haşhal
  • 17 Ağustos Perşembe / "Akidezadeler" Bir Tatlı Huzur / Uygur Sanat Tiyatrosu / Yazan: Nejat Uygur /  Oynayanlar: Cengiz Küçükayvaz, Somer Karvan, Seher Terzi, Kirkor Dinçkayıkçı, Burcu Tuna, Güray Yazıcı, Gamze Durmuş, Deniz Yılmaz, Orçun Tansoylu
  • 18 Ağustos Cuma / Yaşamaya Dair / Dostlar Tiyatrosu / Yazan: Nazım Hikmet / Oynayan: Tülay Günal, Genco Erkal
Kaynak için buraya

Önemli Not: Siz de sivrisineklerin sevdiklerindenseniz yanınıza sinek kovucu alın. Alternatif olarak: benim yanıma oturun, hepsi bana gelir zaten. 

#Tiyatroiyidir diyen Utku,
Yorum Yok

Perşembe, Haziran 01, 2017

Joko'nun Doğum Günü

Bu sezon benim için, tiyatro seyirciliğim bakımından dolu dolu, bir taraftan da doyamadığım bir sezon oldu. Sezonun bitmesini akşam eve gidip ağlayarak geçireceğim.

Joko'nun Doğum Günü

Henüz sezon bitmemişken, yıl boyunca 'Aaa sen henüz gitmedin mi?' şaşkınlıkları ile geçirdiğim ve soluk soluğa yetişmiş olmamın hem hüznü hem de keyfiyle nasıl seyrettiysem, daha önce karşılaşmadığımızı düşündüğüm koltuk komşum bana, ne kadar tutkulu bir seyirci olduğumu, bunu onu çok mutlu ettiğini söyledi. Sahnedekiler o kadar tutkuluydu ki, seyirciyi içine aynı şekilde alıyordu.

Sezonun Ödüllerini Kapan Joko'nun Doğum Günü

Sezon boyunca ödülleri kapan Joko'nun Doğum Günü'nü ödülleri almaya başlamadan önce de seyretmek isterdim. Ödülün oyunu değiştirdiğini çokça gördüm. Olumsuz gibi görünse de olumsuz bir cümle kurmadım. Genellikle ödüllerden sonra sahnede daha gergin olduklarını düşünüyorum. Sanki artık hata yapma lüksleri yokmuş gibi davranıyorlar. Oysa ki, hata yapma lüksü, tiyatro için nefis bir şans. 
Roland Topor oyunu toplumun ezen ve ezilen taraflarını fiziksel bir ezme ve ezilme bakış açısı ile yazmış. Ersin Umut Güler'in yorumu ile oyun, bir soylu, bir doktor ve dişiliği ile öne çıkan bir kadının Joko'nun sırtına çıkmak istemesi, Joko'nun başta garipsemesine rağmen iş arkadaşlarından annesine kadar herkesin etkisi ile normalleştirmeye başlaması ile çarkın dişlilerince daha da ezilen kravatlı işçi Joko'yu ve dolayısıyla hepimizi konu ediyor. Konu itibariyle ezilene üzülebilirsiniz; ancak oyun ezilenin de ezilme sürecinin bir parçası olduğunu gözünüzün önüne seriyor. 

Öncelikle söylemem gerekir ki, ben de herkes gibi Joko rolüyle Tolga İskit'e bakakaldım. 
Oyunun ne vermek istediğini, sade ve ince fikirli dekorun verdiğini düşünüyorum. Sahneye teknoloji ile derinlik kazandırarak, tiyatronun verdiği öyleymiş gibi hakkını kullanırken, bir taraftan da derli toplululuğu ile dikkatimizi tek noktada ve sürekli tuttu. 
Oyundan çıktıktan sonra oyundaki sesin ne kadar berbat olduğunu düşündüm. Beni o kadar rahatsız etti ki, kendimi eve kapatıp sessizlik istedim. Üzerinden biraz zaman geçince sistemin rahatsız ediciliğini ses ile vermelerinin ne kadar iyi fikir olduğunu düşündüm. Dans adımları, pirinç ayıklama, örgü örme, böbreğe, dalağa dalma, hepsi birbirinden zorlu, rahatsız edici ve bir kadar da uyumluydu.
Oyun beni hem karakterleri, hem de sesi ile öyle rahatsız etti ki, seyrettiğimden bu yana boynumda ağrıyı hissediyorum. Sanki seyrederken ben de Wanda'yı, doktoru ve Sir Barnett'i taşıdım. 
Bir de kafamın içinde "Bir de sizleri taşımaya başladığımdan beri yere bakıyorum hep, daha önce göğe bakardım." sözü dolanıyor.
Ben kendi ödüllerimi Makbule Mercan, Tufan Dağtekin ve Selçuk Göldere'ye verdim, gitti. 

Sezon açılsın da, gidin. Tammam?

Yazan: Roland TOPOR
Çeviren: Mine G. KIRIKKANAT
Yöneten: Ersin Umut GÜLER
Oynayanlar:
Tolga İSKİT
Ayşe TUNABOYLU
Cenk Dost VERDİ
Efe ÜNAL
Merve DAĞLI
Yasemin ERTORUN
Burak ÜZEN
Sercan DEDE
Hareket Tasarımı: Selçuk GÖLDERE
Production Design, Sound Design, Animasyon Post Production: Tufan DAĞTEKİN
Kostüm Tasarımı: Makbule MERCAN
Işık Tasarımı: Alev TOPAL
İllüstrasyonlar: Can BADUR
Oyun Fotoğraflar: Orhan Cem ÇETİN - Saygın SERDAROĞLU

Yolcu Tiyatro web sitesi: http://www.yolcutiyatro.com/tr/
*Fotoğraflar Yolcu Tiyatro'nun web sitesinden.
Utku,
2 Yorum