Sinema etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sinema etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazartesi, Mayıs 23, 2016

Paralel Evrenli, Kaderli, Reenkarasyonlu Filmler Listesi

"Acaba paralel evren var mı? Varsa orada mutlu muyuz?" diye sormaktan hepimiz yorulduk. Paralel evren varsa, bu keşfe henüz zaman olduğu aşikar, ziyaret etmemize daha da zaman var gibi. Bu durumda, her şeyi yasaklayabilirler, hayal kurmamızı yasaklayamazlar. Gelin paralel evren, kader, reenkarnasyon gibi kendimizden kaçmalı, hayal kurmalı filmlerimin listesi.

*Filmlerle ilgili yorum yapmamaya, bilgi vermemeye özen gösterdim. Üzerine herhangi bir şey okumadan (bilgi almadan) izlemenizi tavsiye ederim. 

1- (BAŞLANGIÇ) Coherence / Paralel Evren
Filmde çok boşluk olmasına rağmen, daha iyisi olana kadar en iyisi bu. İsminden de anlayabileceğiniz gibi, Olay Paralel Evren'de Geçiyor.
IMDB puanı: 7,1 /10. Link burada. 

2- I Origins / Göz
Sevmeyen sevmiyor, haksız da değiller. Ama iyi bir zincir halka filmi. Vurucu (tokatlayıcı) sahnesinin de hakkını vermek gerek. 
IMDB puanı: 7,3/10. Link burada. 

3- Mr. Nobody / Bay Hiçkimse
Kelebek Etkisi'mtrak, bol Jared Leto'lu, çok seveni olan film. IMDB puanı oldukça yüksek.
IMDB puanı: 7,9/10. Link burada. 

4- Children of Men / Son Umut
Ay bu listeye neden aldım bilmiyorum. Hele ki paralel evren çıkmazsa, oturur ağlarız. Geleceğimizi anlatmışlar, sağ olsunlar.
IMDB puanı: 7,9/10. Link burada. 

5- The Butterfly Effect / Kelebek Etkisi
Televizyonlarda bol bol yayınlandığı için, artık herkes izlemiştir. Ancak hızınızı alamazsanız, yeniden izleyin bence.
IMDB puanı: 7,7/10. Link burada. 


6- Predestination / Alınyazısı
Jane'ler, John'lar, paradokslar, en güzeli de Ethan Hawke. Adam oynuyor.
IMDB puanı: 7,4/10. Link burada. 


7- Donnie Darko 
Film paralel evreni döngüyle anlatırken, bir taraftan da paralel filmlere hizmet ediyor. İçinde ne anlatılırsa anlatılsın, gönderme yapılsın yeter diye sinema severlerin bol bol puanladığı bir film. NOT: 2. filmini izlemeyin.
IMDB puanı: 8,1/10. Link burada 


8- (ALTIN VURUŞ) The Man From Earth / Dünyalı 
Listedeki filmlerin arasında en sevdiğim, izlediğim tüm filmlerin arasında ilk 3'te. 12 Angry Men severler için daha da güzel bir film. (Bir grup insan tersini iddia edebilir)
IMDB puanı: 8/10. Link burada. 




Listenin eksik olduğunun farkındayım. Hızını alamayanlar için: +1RepeatersLos Cronovrimenes (Timecrimes),Triangle, Moon

Dikkat: Bu filmleri arka arkaya izlediğim hafta sonundan sonra beni gören kardeşim, benim için endişelenmişti.  Arka arkaya izlemek kısa süreli de olsa hayattan koparabilir. 

Paralel evrenin olması gerektiğini düşünen ve orada daha mutlu olduğumuzu hayal eden Utku
Yorum Yok

Pazartesi, Şubat 02, 2015

12 Beyaz ve Erkek Jüri Üyesi: 12 Kızgın Adam


Evet sayın okuyucu, yüz yaşına geldim; ama 12 Kızgın Adam’ı (Utku burada, 12 Angry Men’den bahsediyor) izlemeyi kaçırdım. Görmedim, öteledim, erteledim. Bir akşam yine "Bu insanlar akşamları evde ne yapıyor yaaa?” diye odadan odaya, dergiden dergiye geçerken izlemeye karar verdim. Evet, hayatımın ilk yüz yılında izlemedim. Pişmanım.
***

12 Beyaz ve Erkek Jüri Üyesi: 12 Kızgın Adam

Herhangi bir yerde bu bilgiyi alabileceğiniz gibi; film, 50’lerin ABD’sinde babasını öldürdüğü iddia edilen genç bir çocuğun mahkemesi ile başlar. Hakim 12 beyaz ve erkek jüri üyesinden çocuğu suçlu bulup bulmadıkları konusunda oy birliği ile karar vermelerini ister. Suçun cezası ölümdür. Ve 12 beyaz ve erkek jüri üyesi karar verecekleri odaya girerler.
12 Kızgın Adam
 *Burdan sonrası spoiler içerir.
12 beyaz ve erkek jüri üyesi, önce tanışıyor; hem kendi aralarında, hem de sizinle. Film mahkeme sahnesi ile başlaması ve tümdengelimci bakış açısı sizi de 13. jüri koltuğuna oturtuyor fikrimce. Fark ettikleri detayları teker teker, birbirine bağlantılı halde açıyorlar ki, siz de diğer tüm jüri üyeleri gibi çocuğun suçsuzluğuna (daha doğrusu suçsuz olma ihtimaline) inanmaya başlıyorsunuz.
Açık oylama ile ardı ardına gelen “Guilty” oyları, tek bir “Not Guilty” oyuyla bölünüyor ki, bence filmin dönüm noktası yaşlı jüri üyesinin ikinci ve kapalı olan oylamada “Not Guilty” oyu. Kendisi, siz dahil kimsenin mahkemede fark etmediği ayrıntıları, sırası geldikçe açıklıyor.
12 Kızgın Adam
***
Filmin beni heyecanladıran en can alıcı ayrıntısı, olumsuz oyların olumluya dönmesiyle birlikte hava durumu da iyi tasviri. Oylama klimanın çalışmadığı, boğuk, sıcak (biz Salihliler bu havaya “bungun”diyoruz) bir öğleden sonra başlarken, bir anda rüzgar ve yağmurun hakim olduğu bir havaya dönüyor ki, klima da çalışmaya başlıyor. Hava geçişini, ses, ışık ve sözcüklerle o kadar iyi veriyorlar ki, siz 13. jüri üyesi olarak, önce sıkılıyor, terliyor, ardından yağmurla rahatlıyorsunuz.
Bu süreç bana Tevfik Fikret’in “Yağmur” şiirindeki s ve ş seslerinin tekrarlanışıyla okuyucuya verilen hızlanan yağmur hissini verdi. Özellikle dikkatimi çekti ve hoşuma gitti. 

Filmde hoşuma giden bir başka detay ise şahane dilbilgisine sahip olduğunu düşünen beyaz ve erkek jüri üyesine yine beyaz ve erkek jüri üyesinin verdiği cevaptı
A-  He don't even speak good English. 
B-  He doesn't even speak good English.

Afişte de afişe edilen bıçak sahnesinin vurucu olmasının nedeni zamanlaması. Çünkü mimar, bıçak zaten cebinde durmasına rağmen, doğru zaman ve doğru tavırla çıkarması/saplaması müthiş bir pazarlama stratejisi.

Naçizane fikrim filmin en şahane sahnesi ise, beyaz, erkek ve üst düzey ırkçı jüri üyesinin konuşması esnasında henüz fikirleri değişmemiş jüri üyeleri dahil üyelerin protesto etmek amacıyla sırtlarını dönmesi. Müthiş ırkçı jüri üyesi diyor ki “Varoşlarda yetişen, suça meyilli bu çocuk şimdi suç işlememiş olsa da bir gün işleyecek. Şimdi ipini çekmezsek bir gün başımıza bela olacak. Guilty diyorum guilty.” Bu konuşma bu topraklarda olsa bırakın protestoyu, alkış alırdı. Filmin adı da 12 Beyaz Adam olurdu. 
12 Kızgın Adam
***
Filmde kimsenin adı yok, sizinki gibi. Ne zaman ki oybirliği sağlanıyor, yaşlı adam ve mimar sizinle tanışıyor:
A-Hey! Adınız ne?
B-Davis
A-Benim adım da McCardle. Görüşürüz.
B-Görüşürüz.


Henüz tanışmadıysanız, bu adamlarla tanışın.
Yorum Yok

Cuma, Ocak 30, 2015

Her Zaman Bir Şans Vardır: Snow Piercer

*Dikkat birazcık spoiler içerir.
Filmle ilgili duygusal fikirlerimi söylemeden önce sahne değerleri, karakter olgusu, gerçekçilik üzerine birkaç bir şey söylemek istiyorum. Filmin birçok sahnesinde abi bu nedir? Çok saçma olmuş diyebileceğim yerler vardı. Zoraki konmuş demek değil de, bağlantıyı kurmak için pek uğraşmamışlar diyebilirim. Ama bağlar haricinde olay örgüsü içerisinde muhteşem hissettiğim yerler vardı.
Snow Piercer
Ağaçları ve toprağı gördükten sonra.

Fizik kurallarına aykırı sahneler olmasına rağmen, bazı sahnelerin gerçekmiş hissi vermesi gözümü doldurdu açıkçası. Onlar acıyı hissettiğinde ben de gözlerimi kıstım diyebilirim.

Bazı karakterlerin ayrıntısı o kadar güzel eklenmiş ki. Bize tanıtıldıktan sonra kendisine aykırı herhangi bir şey yapmıyor. Aykırı bir şey yapmamasını geçtim, 'Evet bu adam bu gerçekten, daha iyi anlatamazdın.' diyorsun.



Sonlara yaklaşırken şu çıkarımı yapabilirim: Bazı mantık hataları olduğunu düşünsem bile. Film konusu haricinde gerçekçilik üzerine gitmeye çalışmış. Ve hakkıdır birçok yerde başarmış. Gerçekçilikten kastım da daha çok. Sanki sen oradaymışsın, onları görüyormuşsun gibi. Ya da anlatılmak istenen duygunun sahnesi üzerine iyi çalışılmış da diyebilirim. Gerçek gibi olmuş.

Bir insana insan demememiz için gerekli şeyler vardır. Hayatı hissetmesi gerekir mesela. Tat alması, görmesi, dokunması, dünyanın ona sunduğu şeylerin farkına varması. Burada hayattan dışlanmış bir topluluğun, kendi elleriyle, bize küçük görünse de belki yapabileceği en büyük devrimle hayatlarını geri almasını izliyoruz. Adım adım, vagon vagon. Bazı sahnelerde durdurup insanların yüzlerine bakmak bile yeterli oluyor filmden zevk almak için. Sıkılıp ya da saçma bulup; bu da neymiş abi deyip kapatabilirsiniz. Ama görülmeye değer çok da şey var. 
Aşama aşama, kaç yaşında olursa olsunlar insanların yeniden doğuşunu izliyoruz film süresince. Çevresindekileri tanımlamaya çalışan bir bebeğin tepkilerine sahip insanlar. Korkutucu güzellik onlar için.
***
Bunu söylemeden kesinlikle olmaz en sona saklamak istediğim bir şey; basit bir şekilde sınıf ayrımına, üst sınıfın her katmanına değinilmiş. Ancak bu günümüzdeki gibi arka plandan yapılan şeyler gibi değil de, 1700-1800'lü yılların Avrupası sınıf ayrımına benziyor. Aradaki uçurumdan bahsediliyor. Toplumun gittiği yeri gözler önüne seriyor diyebilirsiniz, belki bazı yerlerde, ama bana soracak olursanız onun yerine; çevrede ne olup bittiğinin
farkında olmayan insanların kendi hayatlarının içinde kayboluşunu anlatıyor. Bunların yanında bunun farkında olup bir şey yapmak istemeyen ve bu durumun tam içinde olan insanlar da...
***
Film bitince ne diyeceğimi bilemiyorum gerçekten. Açıkçası tekrardan izlenebilir hatta izlenmeli. Ayrıntıda daha da şeyin saklı olduğuna inanıyorum şu an. Film şimdi bakınca daha da bir fikirler üzerine yapılmış bir film gibi görünüyor gözüme, görselliğinden daha ön planda şu an, sanki onu anlatmak istememişler gibi. Çok uzatmadan şunu söyleyeyim; hani derler ne abi ana fikri bana bir şey söyle diye. Benim aklıma o kadar yazdığımdan sonra şunu söylemek geldi; ne olursa olsun, her durumda, her yerde, bir düzenin devam etmesi gerekmiyor. Her zaman bir şans vardır. Klasik gibi biraz ama daha fazla konuşursam filmle ilgili şeyler ağzımdan kaçıracağım. 

İzleyin, bitince vaov diyin, sonra tekrar izlemek isteyin.
Yorum Yok

Cumartesi, Ocak 24, 2015

Walter Mitty'nin Gizli Yaşamı

Filmin neresinden başlasam bilemiyorum. Keşke aralarda durdurup notlar alsaydım dediğim bir film. Küçük güzel ayrıntıları vardı. Sade ve klasik bir konuya sahipti ve bunu o kadar güzel anlatmıştı ki. Eksiksiz, her şey uyumlu. İstemediği hayatının ve geçmişindeki bir acının içinde boğulmuş bir adamın gerçek benliğine tekrardan kavuşma hikayesi. 
Walter Mitty'nin Gizli Yaşamı

Aslında o adamı biraz da bizlermiş gibi anlatmış yönetmen. Yönetmen dediğim de Ben Stiller zaten başrolün ta kendisi. Ben Stiller bu rolünde istemeden başladığı yoğun iş hayatında kendi benliğini kaybetmiş bir insanı oynuyor. Film içerisinde o kadar da muzdarip olmasa da bu durumdan, başka yerlerde olmak istediğini anlıyoruz. Hayatı boyunca aslında olduğu kişi, filmde hayalindeki kişi olarak görüyor ki aslında o hayalleri içindeki insan tam olarak kendisi, olmak için bir çaba sarf etmemiş ancak bu sefer uğruna bir şeyler başarabileceği bir insanı bulmuştur. Ya da aslında onun için değil, kendisi için bir şeyleri başarıyordur.

"Güzel şeylere iltifat gerekmez." Başarılı bir fotoğrafçının sözü. Benim de aslında bu filmle ilgili söyleyecek pek bir  şeyim yok. Çok basit ve etkileyici bir film. Şunu anlatıyor ki; kendi hayatlarımızda, başarılarımızda emeği geçen her insana teşekkürler ve en nadide parçalar aslında içimizdeki insanlar. Her zaman hayata dönmek için birileri çıkar ve, veya sizin şansınız vardır. Tekrar tekrar izleyin. Sonu kadar kendisi de güzel.
Yorum Yok

Perşembe, Ocak 01, 2015

Gerçeğe Tahammülünüz Var mı?: Biutiful



*Dikkat birazcık spoiler içerir.

Ölümünü bekleyen bir insan daha ne kadar şey kaybedebilir; sevgisini, vicdanını, benliğini... Aslında her şey kaybedildiğinde o gülücükler bizi bekleyecek.
***
Bütün çıplaklığıyla gerçekler. Avrupa'nın sömürdüğü, ilk başta güzelliğini alıp, onları muhtaç bırakıp, sonra kendilerine sığınan insanlara yaptıkları. Görünen gerçeği göz ardı etmeleri. Memleketlerinden edip, kendi topraklarında ölüme terk etmeleri. Sahne sahne, tüm ayrıntılarıyla işlenmiş toplum katliamları. Doyumsuzluklar adına alınan hayatlar..
Kendi yaşam mücadelesi içerisinde kaybolan insanlar. Kaçaklar. Kaçaklardan beslenen insanlar. Bu insanlardan biri de Uxbal. Tam olarak bir emperyalizm vicdanı. Aslında sömürdüğü insanları düşünen, aslında onlara yardım etmek isteyen bir insan. Yaptığı işi de -filmdeki birçok kişi gibi- ailesi için yapan bir insan. Gördüğü ve dayanamadığı çok şey var, yorgun ruhunun ve vücudunun ise yapması gereken çok daha fazla şey.
Vicdan muhasebesini filmdeki her insanın suratında yapabilirsiniz. Aslında gerçekler biziz. Aslında aradıklarımız kaybolmuşluğun içerisinden çıkarabileceğimiz gülücükler.
***
Filmde tek 'biutiful' sahneler ailelerin çocuklarıyla geçirdiği sahnelerdi. Aslında bunun üzerine kurulmuş bir film. Birçok sahnenin arkasına saklanmış mutlulukları da kaçırmayın. Karanlık ve soğuk çekimlerin arkasına ustaca işlenmiş.. 

Yorum Yok

Pazartesi, Aralık 29, 2014

Bir Başa Dönüş : Cube



*Dikkat birazcık spoiler içerir.
Dışarıya çıkmak için uğraşmak mı, yoksa kaderinin bu olduğunu kabul etmek mi? Kader diyorum. Kader dediğim buraya seni getirdiğini düşündüğün gücün varlığına teslim olmak.
Dışarıya çıkmak. Dışarıya çıkmak her şeyin çözümü mü? Hayır. Dışarıda seni bekleyenle içeride olan çok mu farklı?
***
Sadece 4-5 karakterle anlatılmış aslında tüm insanoğlu. Birbirini yemelerinden başlamıyorum, toplum denen olgunun oluşmaya başladığı zamandan itibaren onun başlarına geçen insanlar, gerek liderlik bilinciyle, gerek tatmin için, ve toplum olgusunu besleyen insanlar. Polisler, doktorlar, memurlar, halk, biz..
İçimizden dışarıya bakıp gördüğümüz sayısız aptal sürüsü insan var bazen. Bazense onlardan sadece biriyiz. Film insan düşüncelerini, psikolojilerini, olabileceği en basit haliyle bizi, hepimizi anlatıyor. Kendi yarattığımız insanlık ve kendi kendimize tekrar bunu yok edişimiz.
Aslında birbirimizi yiyişimiz. Film bir başa dönüş. Hiç başlayamadığımızı da hissettirebilir.
Fazla kaybolmayın. Çıkış biziz, saflığımız.
Yorum Yok

Perşembe, Kasım 20, 2014

Yüzyıllık Aşk, Aşkımız

İşimin en güzel yanlarından biri “toplantı sonrası gezmeleri”. Toplantımdan çıktıktan sonra, bulunduğum semtteki butik pastaneleri, nefis lokantaları ya da takip ettiğim sergileri geziyorum. İstanbul Modern bu gezme listemin ilk sıralarında yer alıyor. Yolum Kabataş ya da Karaköy’e düştüyse, mutlaka giriyorum. Yeni sergi yoksa bile, sabit sergiyi geziyorum, Erol Akyavaş’ın Hallac-ı Mansur’una selam veriyorum.
***
İstanbul Modern’de Eylül ayında, Türk Sineması 100. Yılına ithafen ilk kez bir araştırma sergisi açıldı. Mekanist’in davetiyle bu özel araştırma sergisini rehberli turla gezme fırsatı bulduk. Bize küratörlerden Müge Turan da katıldı.
http://www.istanbulmodern.org/tr/sergiler/guncel-sergiler/yuzyillik-ask_1436.html
Sergide, seyircilere, hayranlara, oyunculara, sinema salonlarına ait fotoğraflar, plaklar, film afişleri, gazete kupürleri ve özel eşyalar bulunuyor. Serginin en ilgi çekici bölümlerinden biri, yıllar yılı Yılmaz Güney, Filiz Akın ve Türkan şoray’a ait özel eşyalarını, mektuplarını, fotoğraflarını saklayan hayranlarının bu eşyalarından oluşan “Sinema Seyircisi Fanatiktir” bölümüydü. Rehberimizin söylediğine göre, hayranları, eşyaları kısa süreliğine de olsa almak için ikna etmek zor olmuş.
Eski sinema biletlerinin replikasına misafirlere anı olması açısından sunmaları tatlı bir detay olmuş. Ne kadar erken giderseniz, biletlerden edinme ihtimaliniz artar.
Kişisel fikrim, sergi, elbette ki, yeterli değildi; bazı sinema emekçilerine ulaşamamıştı. Bu kadar yakın bir tarihe ait olan ve üstelik popüler kültür olan öğelerden daha çok edinebilirlerdi. Türk sineması denildiğinde akla ilk gelen filmlerin sahibi Arzu Film’den iz göremedim mesela, ki son zamanlarda eski filmleri restore eden çalışmaları takdire şayan. Televizyonda gördüğümüzde değiştirmeye kıyamadığımız, Gülen Gözler, Hababam Sınıfı, Neşeli Günler,.. yoktu. Sergi, yeterli olmasa da gayet iyi bir İLK olmuş.
***
4 Ocak 2015 tarihine kadar İstanbul Modern’de olacak bu sergiyi gezmenizi öneririm. Üstelik İstanbul Modern, her Perşembe ücretsiz. 
*İstanbul Modern'e kadar gitmişken, nefis Çok Sesli sergisini mutlaka gezin.



Yorum Yok