Gündem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gündem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Perşembe, Temmuz 28, 2016

Farklı Suriye

Suriye Topraklarına Dair, Öğrendiğimde Beni Şaşırtan, Sizi de Şaşırtacağını Düşündüğüm Bilgiler:

30 yıllık hayatımda çok savaş gördüm. Çünkü her savaşın akşam yemeği masasında konuşulduğu bir ailede büyüdüm. Hayat bize mutlu olma şansını vermemişti, biz Dünyanın öbür ucunda hiç tanımadığımız bir insanın gözyaşı bile içimizi parçalamıştı.
Palmira Önce-Sonra kaynak
***

Yaşamımdan geçen, geçerken iz bırakan savaşlara rağmen, beni hiçbirisi Suriye İç Savaşı kadar etkilemedi. Bazen nedenin yaşım dolayısıyla hormonlarım olduğunu düşünürken, çoğunlukla sosyal medyayı suçluyorum.
Öyle ya, hep cinayet vardı, hep katliam vardı; biz en iyi ihtimalle akşam haberlerinde alıyorduk haberini, o da bir-iki dakikalık bantlarla. 
Koskoca yaşamım, koskoca 30 yılım, 20. yüzyılın sonu 21. yüzyılın başına denk geldiğinden mütevellit Orta Doğu Savaşlarının içine düşmüşüz. 50.000 yıllık insanlık tarihinde (ki en yakın atadır sadece)  kendimizi nimetten sanmamızın çok da anlamı yok aslında.
Din savaşları dediğimiz süreç de en nihayetinde 2.000 yıl önce başladı. Öyle ya biz kimiz ki!
***
Ne 'Cennet vatanımcı', ne de 'Sorsalardı Norveçli olmak isterdim'cilikle yazıyorum: Suriye'nin 5 yılının farkında olan bir Batılı olarak çok şaşırdığım, sizin de şaşıracağınızı düşündüğüm birkaç madde yazmak istedim.

Bilinen İlk Şarkı


İnsanlık tarihinin bilinen en eski şarkısı (yaklaşık 3400 yıl önce) şimdiki Suriye topraklarında, Lazkiye'ye yakın Ugarit Antik Kentinde bulundu. Zengin Mezopotamya kültürünün bir yansıması olacaktı elbette. Yazıyı okurken, bir taraftan da bu şarkıyı dinleyin, belki siz de benim gibi anlamlandırmaya çalışırsınız:




Türkiye Dışında Toprak Parçası 

Türkiye'nin başka ülkenin toprakları dahilinde olan tek toprak parçası Süleyman Şah Türbesi Suriye'deBu bilgiyi 2015'te yaşadığımız krizden dolayı bilmeyen yok ama yine de eklemek istedim.

Şam Fıstığı

Şam fıstığı ve Antep Fıstığı aynı mıdır? Değildir. Değilmiş. Şam fıstığı Antep fıstığına göre daha iri ve etliymiş. Siirt fıstığı gibi sanırım. 
Ayrıca Şam da Halep'e haksızlık yapmış. Halep'te üretilen fıstıklara dağıtım yeri olduğu için ismini vererek kendi reklamını yapmış. Sahrap Soysal'ın ilgili yazısı:

Neden Halep değil; Şam fıstığı yazısı için tıklayın.

Sultan Vahdettin'in Mezarı

Roma'da ölen Osmanlı İmparatorluğunun son padişahı Sultan Vahdettin'in mezarının Türkiye'ye girmesi yasak olduğu için Şam'da Süleymaniye Külliyesinde. Borcundan dolayı naaşını vermek istemeyen İtalya'ya borçlarını karşılayacak parayı Suriye vermiş üstelik. 
Sultan Vahdettin hakkında Vikipedi yazısı için tıklayın.

Tedmur Cezaevi

Palmira denildiğinde bizim aklımıza ilk önce IŞİD'in elinden kurtarılan Palmira Antik Kenti geliyor; ancak bir kısım Suriyelilerin aklına türlü işkenceleriyle siyasi suçluların yattığı Tedmur (Palmira) Cezaevi geliyor. 

IŞİD'in 2. Gelir Kaynağı

Palmira demişken, Palmira Antik Kenti üzerinden bir iddiayı da yazmakta fayda var: IŞİD'in petrolden sonra en önemli gelir kaynağının tarihi eser kaçakçılığı olduğu ve özellikle Avrupalıların bu eserlere özel ilgi gösterdiği. Yıkım videolarını yayınlanan Ninova Antik Kentinin ve Ninova Müzesinin eserlerinin British ve Louvre Müzelerinde olması bu iddiayı kanıtlıyor gibi. Üstelik yıkım videoları gösteriyor ki, Suriye ve Irak'taki eserler sadece replika. Avrupalılar, Orta Doğu ve tarihi eser denildiğinde aklıma hep bu fotoğraf geliyor ve içim acıyor:
Talan edilen ülkelerinin tarihi eserlerini Louvre Müzesinde gören Iraklılar kaynak

Suriye Asıllı Ünlüler

Ulusal gazete galeri haberi ile devam edeyim. Suriye asıllı ünlüler için bakınız: Teri Hatcher, Steve Jobs: 

Suriye'de Kumsal Keyfi

Beni en çok şaşırtan, hala daha şaşırtmaya devam eden; tıpkı Türkiye toprakları gibi, şu anda Suriye'nin batısında (Lazkiye civarında) denize giriliyor olması. Instagram'da Lazkiye etiketini ararsanız, savaş fotoğrafları değil; kumsal, parti, kokteyl fotoğrafları göreceksiniz. Fotoğraflar için tıklayın.

 https://www.instagram.com/explore/tags/latakia/

"Hatay benim şahsi davamdır." diyen Atatürk, bağımsızlaştırmak üzere hasta yatağından çıkmasaydı; Hatay -bölgesi itibariyle PYD ya da hükümet elinde olabilirdi ama- IŞİD'in öncelikli tehditlerinden birisi olacaktı. Belki de Ali İsmail'in ya da Abdocan'ın kaderi bambaşka olacaktı. Sanırım, coğrafya kadar geçmiş ve bugünkü tarih de kader. 

Biraz cesaret toplasa Lazkiye'ye gidecek olan Utku
Yorum Yok

Çarşamba, Ekim 28, 2015

Oy ve Ötesi Aday Müşahitlerine Öneriler

Oy ve Ötesi Nedir? Ne Değildir? Soru ve Cevapları

Yazıyı yazmaya karar verdiğimde -takriben 10 gün önce- tamamen başka bir içerik planlamıştım. Oy ve Ötesi üyeleri kimlerdir, Oy ve Ötesi hangi statüdedir, mali ve siyasi bağlantıları nelerdir?,vb. Ancak geçtiğimiz günlerde üst üste çıkan haberlere verilen cevaplar ile zaten soru işaretleri kalktı. 2013 yılının Aralık ayında kurulan Oy ve Ötesi bugün on binlerce gönüllü ile Türkiye'nin belki de en organizasyonel bir yapısına sahip. Bense 2014 yerel seçimlerinden beri Oy ve Ötesi ile gönüllülük esası ile çalışıyorum. 
Yerel ve genel seçimlerde görev almamın dışında eğitimlere katıldım. Sayısız gönüllü ile tanıştım. Neredeyse her gönüllü oyunun peşinde koşan tedirgin seçmen. İletişim kurduğumuz whatsapp grubuyla tanışmak ve bilgi alışverişi yapmak amacıyla buluştuğumuzda ilk kez dahil olanlar yüksek tedirginlikle geliyorlar. Bu buluşmanın sonunda tedirginlikleri azalıyor. Çünkü biz sohbet ediyoruz, birbirimizi tanıyoruz ve sonuç olarak birbirimize güveniyoruz. 
 http://oyveotesi.org/

Oy ve Ötesi Aday Müşahitlerine Öneriler

Buluşmalardan herhangi birine katılan müşahitler bilirler; ancak azıcık tereddüdü olan aday varsa yardımcı olabilirim, diye düşüyorum:
  • Öncelikle herhangi bir okula müşahit olarak atanmanız/dahil olmanızdan itibaren okul sorumlusu tarafından whatsapp grubuna dahil ediliyorsunuz. Böylelikle seçim süresince karşılaşabileceğiniz herhangi bir aksilikte kime gideceğinizi biliyorsunuz. 
  • Seçim Batı illerinde 08:00'de başlıyor, pusula ve zarf sayımı gibi hazırlıklar ise 07.00'de. 06:45'te okulda hazır bulunursanız, buluşmalara yetişemediğiniz Oy ve Ötesi gönüllüleri ile tanışmış olursunuz.
  • Sabah müşahit kartınızı bina/okul sorumlusundan alabilirsiniz. Bu kart Oy ve Ötesi kartı değil; destek veren/kendi organizasyonunu kur-a-mayan partilerin/bağımsızların sağladığı kart olacak. Bu karta sadık olmanız, Oy ve Ötesi'nden olduğunuzu belirtmemenizde yarar var. Özellikle son günlerde çıkan söylentiler seçim görevlilerinin tepkisi ile karşılaşabilirsiniz. Bazı parti temsilcileri zaten anlıyor, kaçış yok.
  • Sınıfınıza girer girmez kocaman bir gülümseme ile herkesle tanışın. Hangi partiden geldiklerini öğrenin. Çok kişisel fikrim: en iddialı, en gözü açık kişiler, o sandıktan bir önceki seçimde ikinci parti olarak çıkmış partinin temsilcisi oluyor. Sınıftan ayrılmanız gerektiğinde ona güvenebilirsiniz.
  • Seçim başlar başlamaz ve seçim biterken oy kullanımı daha yüksek oluyor. Gün içinde sakin olduğunda oy vermeye, sigara molasına çıkabilirsiniz. Bütün gün sandık başında olmayacaksınız; yoğunluk ve yorgunluk nedeniyle müşahit olmaktan vazgeçiyorsanız, nedeniniz bu olmasın.
  • Oy ve Ötesi gönüllüsü olmadan önce bir parti ile müşahitlik yapıyordum. Ataşehir, Üsküdar, Sultanbeyli gibi birbirinden farklı bölgelerde müşahitlik yaptım. Her sandıkta gördüm ki sandık başkanının size ihtiyacı var. Parti temsilcileri -parti ayırt etmeksizin yazıyorum- genellikle gergin ve tek taraflı oluyor. Sandık başkanı ve memuru tarafsızlığına inandığı kişilere sorumluluk vermeyi tercih ediyor. Ayrıca YSK'nin sağladığı ücret için orada olan temsilci sayısı da azımsanacak gibi değil. Kahvede oturmak yerine, sandık başında para için oturan tüm gün sadece konuşan temsilciler olacak. 
***
Yanınıza almanızı önerdiklerim:
  • Nüfus cüzdanı ve seçmen kağıdı (oy vermek gitmek için okuldan ayrıldığınızda eve giderek zaman kaybetmeyin)
  • Mavi/siyah tükenmez kalem (Uçucu kalemlere dikkat)
  • Not defteri (07.00-08.00 arası oy pusulası ve zarf sayılarını not edin)
  • Karbon kağıdı (Tutanak size verilecek, ancak tedarikli olmakta fayda var)
  • Termosa çay/kahve koyun
  • Herkesin yiyebileceği küçük atıştırmalıklar alın (Partilere kumanyalar geliyor, partiler sandık başkanı ile paylaşıyor. Sizi büyük ihtimalle unutacaklar; onlara küsmeyin, atıştırmalıklarınızı paylaşın, onları utandırın (: )
  • Mendil, temizleyici jel, ıslak mendil (Çocuğunuzu okutmak istemeyeceğiniz okullarda müşahit olduğunuzu göreceksiniz ve biraz da bu yüzden çalışacaksınız)
  • Telefonunuzun şarj aleti/taşınabilir şarj aleti
  • El feneri (Nedenini yazmaya utanıyorum)
***
Oy ve Ötesi gönüllüleri olarak seçim güvenliğine destek oluyoruz; ancak her şeyden önemlisi huzura katkıda bulunmamız gerekiyor.  
Oy ve Ötesi online eğitimlerinden birinde -ki webde bulabilirsiniz- çok beğendiğim bir söz vardı: "Oy ve Ötesi mücahit göndermiyor, müşahit gönderiyor." 


Yazıda sandık başında, seçim öncesi ve sonrasına dair bir şey yazmadım. Katılmaya karar verirseniz, yerinde ve uzaktan eğitimlere katılabilirsiniz ve detaylarıyla bu bilgilere ulaşabilirsiniz. Vakit kaybetmeden gönüllü olun. Sadece bir gün erken kalkarak, önemli bir görevin üstesinden gelmenin tadına varacaksınız. 
Özellikle Oy ve Ötesi derneği ve gönüllülerine saldırıların artması, ne kadar doğru bir iş yaptığımı hatırlatıyor. Saldırıların nereye gideceği belli olmuyor gerçekten. Sansürlenen Jiyan.org'un fark ettiği bir saldırı (ya da hazırlığı) hakkında şu yazıyı okumanızı öneririm.
Dernek bilgileridernek tüzüğümali denetim raporu gibi bilgilerine http://oyveotesi.org/ sitesinden ulaşabilirsiniz.
Yorum Yok

Salı, Ekim 13, 2015

ÖLMEDİK; AMA YAŞAMIYORUZ DA

Ölmedik; ama yaşamıyoruz da

Çok yoruldum

Ben çok yoruldum artık. Eve gelir gelmez TV'yi açıp CNN Türk'ü ayarlamaktan yoruldum; internette Hayat TV, IMC TV'yi CANLI İZLEmekten yoruldum.
Kahve, sigara molasında, öğle arasında iş arkadaşlarımla terörden bahsetmekten yoruldum.
Akşam ailemle telefonda kalabalık yerlere gitmediğimiz konusunda konuşmaktan yoruldum.
Lise arkadaşlarımla sendikaların durumunu tartışmaktan yoruldum. 
Hafta sonu arkadaşlarımla seçim ve seçim güvenliğini yorumlamaktan yoruldum. 
Can Dündar, İsmail Saymaz kitapları okumaktan yoruldum.
Kafamdaki milletvekili isim listeme yeni bir milletvekili ismi eklemekten yoruldum.
Güneydoğu'daki küçük ilçelerin bile isimlerini öğrenmekten yoruldum.
Kayıplar arasında tanış isim bakmaktan yoruldum.
Sendikalardan, partilerden tanış yaralı var mı diye sorgulamaktan yoruldum.
Sıradan sivil bir vatandaşken yasa maddelerini öğrenmekten yoruldum.
"O aslında öyle değil" açıklamaları yapmaktan yoruldum.
Sabah uyanır uyanmaz "Gece acaba bir şey oldu mu?" diye Twitter'e bakmaktan yoruldum.
Kardeşime sürekli güvenli bir bölgede olduğundan emin olmak için konum göndermesini istemekten yoruldum.
Kafamın içindekilerden yoruldum.
***
Nuri İyem "Üç Güzeller"e selam
Nuri İyem "Üç Güzeller"e selam

Gündelik işleri yapmaktan utanmakla başladı her şey, sonra yapmayı unuttuk

Aylardır Vogue, Cosmopolitan almıyorum; moda blogu takip etmiyorum.
Alışveriş yapmıyorum.
Hikaye, roman kitapları okumuyorum.
Dizi izlemiyorum. 
Bir Leyla ile Mecnun bölümü seçip kıkır kıkır gülmüyorum.
Aşk şiirleri okumuyorum.
Pazarlama blogları okumuyorum. 
Yeni bir şarap tatmıyorum.
Yeni bir mekan keşfetmiyorum. 
Cevizli kek yapmaya kalkışmıyorum.
Müzeye gitmiyorum, sergi gezmiyorum.
Telefonuma yeni bir uygulama indirmiyorum.
Yıldızların durumunu merak etmiyorum.
Hafta sonu yeni bir şehir gezmek için uçak bileti bakmıyorum.
Resim yapmıyorum; kalemlerimi, fırçalarımı elime almıyorum.
***
Ölmedik; ama yaşamıyoruz da.
Yorum Yok

Cumartesi, Eylül 12, 2015

Umutsuzluk Yasak

Günlerdir Türkiye'de yaşanan katliam, linç, saldırı, vs haberlerine üzüldüğüm kadar sosyal medyada yaşatılan karamsarlık havasından da bıkmış durumdayım. "Ne yani karamsarlık durup dururken mi oluyor?" diyebilirsiniz. Elbette ki yaşanan olaylar çok acı, kaybedilen canları hiçbir kelime geri getirmeyecek. Ancak olayların sorumluları ve nedenleri yanlış yerde aranıyor. 
Umutsuzluk Yasak
***

Siz de Facebook'tan uzaklaştınız mı?

Aktif bir Facebook kullanıcısı olduğumu söyleyemeyeceğim gibi hiç paylaşım yapmadığımı da söylemem. Son günlerde bırakın paylaşım yapmayı, Facebook'u açasım bile gelmiyor. Herkes hunharca saldırıyor. Bu saldırı hali zaten 3 ay, 5 ay önce de vardı, sonra bir yerlerde buluşup çay falan içerdik. Birbirimizi bilir, huysuz davranmazdık.
O günler geride kaldı sanki. "Ama" diyen herkesi dövecek gibiyiz.
***
Geçtiğimiz günlerde iş yerinden bir arkadaşım işe gelirken metrobüse bindiğini, kendisinden sonra binenlerden birinin her zamanki gibi "ilerleyebilir misiniz?" dediğini kimse aldırış etmeyince (metrobüste ölüm sessizliği olduğunu, herkesin mutsuz ve keyifsiz halde Twitter'de biz uyurken olanları okuduğunu söylediğini eklemem lazım) yalvaran ve ağlamaklı bir sesle tekrarladığını söyledi. En yakınındaki kişi yalvarır ve ağlamaklı bir ifade ile cevap verdiğini ekledi:"Tamam ilerleyeceğiz, dokunma."
Karşılaştırılamaz ancak; birileri ölüyor, bizim de ruhumuz onlarla toprağın altına giriyor.
***
Sosyal medyada bana bulaşılmayan hiçbir yoruma bulaşmamama rağmen, ara ara göz attığım Facebook'ta oldukça üzgün bir anda gördüğüm paylaşımlara yorum yaptım. Tabi ki vicdan sahibi olduğunu bildiğim, akıl fikir sahibi kişilere bulaştım. Sonra da bekledim, nasıl bir tavırla karşılaşacağımı.
Ters davranılmayı göze almıştım. Herkes gergin, ağladı ağlayacak. Çatacak bir şeyler, birilerini arıyoruz. 
Paylaşımlar, Şirin Payzın'a ait olduğu iddia edilen bir Facebook sayfasından alınan bir ekran görüntüsü ile Filistin'de çekilen ve Cizre'de çekildiği iddia edilen birkaç fotoğrafın paylaşılmasının Şirin Payzın'ın üzerinden gazetecilerin şerefsiz olduğu, Tunceli'de yaşayan Rojvan ile Tokat'ta yaşayan Burak'ın KPSS kazanmaları sonucunda evden ayrılırken Burak'ın ailesi ile helalleşmesi, bu durumda sadece Burak'ın mağdur olduğu, Boşnak, Bulgarların Türkiye'de ana dillerini konuşmak konusunda ısrar etmezken Kürtlerin ana dillerini konuşmak istemelerinin altından bir şeyler aradıkları gibi aslında yıllardır içlerinde olan ancak net bir cevap almadıkları için hortlayan durumlardı. Hazırlanmış bu paylaşımlar eminim ki her akışta bulunuyordur. 
Oturdum hepsine cevap verdim; çünkü cevabım vardı. 
Aslında her şeye cevabım var. Sadece sabrım yok.
***
Cevaplarını merak ediyorsanız, ya cevap ver(e)mediler ya da saatler sonra cevap verdiler. (Öyle tahmin ediyorum ki) Kırmadan dökmeden yazdım, hiçbir cevabım radikal, keskin cevaplar değildi. Bana verilen cevapların hepsi ise "Haklısın" ile başlıyordu. Evet haklıyım, haklılıktan ölmek üzere olduğum günlerdeyim. 
İçim rahatlamadı değil. Ancak uzlaşarak, anlayarak Gezi'de yarım bıraktığımız (d)evrimi tamamlayabiliriz. Umuyorum ki "Unutursak kalbimiz kurusun" dediklerimizi hatırlar, kalbimizin kurumasına izin vermeyiz.
***
Yaşar Kemal'in Sevmek, Sevinmek, İyi Şeyler Üstüne kitabını okumanızı öneririm. Bu kitap referans alınarak yazılan şu yazı ile başlayabilirsiniz.
***
Güzel bir sabaha uyanmak dileğimle, unutmadan UMUTSUZLUK YASAK!
Yorum Yok

Perşembe, Temmuz 23, 2015

Biriniz de Güzel Haber Verin Lan!

Biriniz de Güzel Haber Verin Lan!

İş ortamı öğle yemeğinde gündemden arta kalan konuların sonunda "Aslında bu topraklarda nefis sanatçılar ve onların şahane işleri var" dedikten sonra Elijah Wood'un Selda Bağcan hayranlığından bahsederken fark ettim ki Selda Bağcan'ım gelmiş. Öğleden sonra sözleşme hazırladığım 2 saat boyunca açtım Selda Bağcan'ımı, arka arkaya şarkılarından tattım. Sonra bir baktım Magusa Limanı: "Uyan Alim, uyan, uyanmaz oldun" aklımdan geçen tek şey Ali İsmail Korkmaz. Şarkının arkasında dönen videoda Ali İsmail'in fotoğrafları. Fotoğraflara bakamıyorum. Kapattım Selda Bağcan'ı. Dikkati dağıtmayacak şarkı aradım, yok. Ancak ne dediklerini anlamadığım hızlı şarkılar. 
Selda Bağcan'a hayran hayran bakılmaz da ne yapılır
Selda Bağcan'a hayran hayran bakılmaz da ne yapılır
Mesai içinde rutinde yaptığım anahtar kelime aramalarımdan yapmaya başladım, bir baktım, Twitter'a girilemiyor, sansür var. Neyse dedim, yine dikkatimi dağıtmayayım.
***
Mesai bitti, eve gittim. Yaz tatilini fırsat bilerek misafir ettiğim annemle oturduk, başladık yaptığı nefis yemekleri yemeye. O sıra televizyonda haberler. Ağlayanlar, bağıranlar, isyan edenler... "Nasıl geçti günün?" konuşmalarına geçemeden Suruç'taki katliamı; cemevleri ve camilere dönen cenazeler, hastanelere dönen yaralılar, Kobane'ye gidemeyen, annelerine dönemeyen canlar. Yine fotoğraflarına bakamıyorum. Konuyu değiştirmeye çalışıyoruz. Ceylanpınar'da öldürülen polislere geldi konu. Konuşmayı yine değiştirmeye çalıştık, bu sefer de Yeşil Yol Projesine karşı çıkan ve nedenle hırpalanan köylüler. Gündemden uzaklaşmayı beceremedik.

Salihli'den Üst Üste Can Sıkıcı Haberler Geliyor

Yemekten sonra müşterilerinin bir kısmı Salihli/Çökelek Köyünden olan eczacı arkadaşımla buluştuk. Düğün mevsimi demek; bol bol Salihli'ye gitmek, bol bol dedikodu demek. Dedikodu yapamadık. Konu döndü dolaştı Bosna Hersek'te özel görevde iken kaybettiğimiz Salihlili Cüneyt Çetin'e geldi. Hadi konuyu değiştirelim dedik, bu sefer de Salihli'de askerde iken intihar ettiği söylenen ama ölümü şüpheli olan Yağmur Durak'a geldi. Salihli'de düğünler var, elbiseler var, ne giyeceksin şunun düğününde derken, bu sefer de ölümlü iki trafik kazasından bahsederken bulduk kendimizi. Ünlü bir futbolcuyla evlenen Salihlili kızdan bahsediyorduk, ne ara konu İzmir/Basmane'de esnaftan dayak yiyen Suriyeli çocuğa geldi.
***
Yollar ölüm saçıyor, sokaklar ölüm saçıyor.
Kara yolları ölüm saçıyor, denizler ölüm saçıyor.
***
Tam aklıma güzel bir şey geliyor, sonra hemen kaçıyor. Hepiniz kötü haber veriyorsunuz. Artık tatlı konular konuşalım. Heyecan verici cümleler kurun. Biriniz de güzel haber verin lan!

En Azından Aramızdan Biri Mutlu

Yaklaşık bir ay önce çok eski bir arkadaşımın İstanbul'a atamasının olduğunu mesai bitiminde çığlık çığlığa öğrenmiştim. Ne olduğunu merak eden iş arkadaşlarıma durumu anlattığımda, aralarından birisi daha uzuuun mesaileri olduğunu bildiğinden "En azından aramızdan biri mutlu" demişti. O anda gayriihtiyari yapılan bu yoruma çok gülmüştük. Şimdi hayran olduğu Selda Bağcan'la tanışma fırsatı bulan Elijah Wood için diyorum ki: En azından aramızdan biri mutlu.
Yorum Yok

Cuma, Temmuz 03, 2015

Madımak Katliamının Yabancı Kurbanı Carina

Yürek ateşimiz Madımak katliamının üzerinden 22 yıl geçmiş, babasını hiç görmemiş Roni Hasret Gültekin 22 yaşına basmış, hala mücadelesini veren Zeynep Altıok Akatlı (Hem annesinin, hem de babasının soy ismini kullanan nefis insan) meclise girmişken; değerli aydınlarımıza mı, 37 cana mı, cehalete karşı aydınlığa mı üzülelim bilemediğimiz günler artıyor. 
Asım Bezirci, Behçet Aysan şiirleri belki şiire aşık olmamı sağlamadı; ama aşık kalmamı sağladı. Üstelik 90'lar karanlığında büyüyen, "Aman sesini çıkarma" ile neslinin bir neferi olarak; Madımak'ta kaybettiğimizi henüz bilmiyorken tanışmıştım onlarla:
...
Hoşça kal ayak izim,
Serseri sokaklarda*... 
*Beyçet Aysan 

Madımak Katliamının Yabancı Kurbanı Carina

Madımak Katliamının Yabancı Kurbanı Carina
Aralarındaki bir kişiyi yeni fark ettim: Carina Cuanna. Türkiye'ye yaptığı seyahat esnasında ilgisini çeken kültürü araştırmak için uzun bir Türkiye zamanı ayıran, Sivri ailesinin yardımını alan, Alevi kültürü ile tanışan, Sivas'a giderek daha yakından görmek isteyen, yaşamına acı bir nokta konulan ve bize güncelerini bırakan Carina. Hikayesine ulaşmak için: 
http://www.bbc.com/turkce/haberler/2014/07/140701_carina_sivas
"Rahmi Sivri, Carina'nın cenaze töreninde şarkılar çalındığını, annesinin çaldığı ilk şarkınınsa Zülfü Livaneli'nin 'Saat Dört Yoksun' olduğunu hatırlatıyor."

Saat Dört Yoksun / Zülfü Livaneli

Bugün Saat Dört Yoksun'u Carina için dinleyin. Bu haftaki #HurraCuma 'yı Carina'nın vasıtası ile Madımak'ta kaybettiğimiz canlara göndermek isterim.

Yorum Yok

Cuma, Haziran 12, 2015

Annemin Barış Çiçeği

Yoğun, tedirgin ve karmakarışık günler geride kaldı. Güneşin tenimize değdiği parlak günler bizi bekliyor. 
Seçim tedirginliği geride kaldı; amaaaa son bi'kaç cümle yazmak istiyorum: Annemin sabırla 8 yıldır çiçek açmasını beklediğimiz kaktüsü 7 Haziran gecesi (saat 12'yi vurmaya hazırlanırken) çiçek açtı. Adını Barış Çiçeği koyduk. Umut böyle bir şey. Bugün açtı mı acaba diye balkonun penceresinden 'Günaydın' demek. Bıkmadan, usanmadan. Çünkü o gün bir gün gelecek. O gemi gelecek.
Annemin Barış Çiçeği
Annemin Barış Çiçeği
Bu da böyle bi' seçim anımdı.
Yorum Yok

Çarşamba, Ocak 14, 2015

Ben de Charlie'yim

Geçtiğimiz hafta yaşanan Charlie Hebdo saldırısının ardından çok şey yazıldı, söylendi. Fikir özgürlüğü olmamasından yakınan insanların bile "ama"lı cümleler kurduğu günlerde, hep aynı çirkin yorum geliyor aklıma: Hıncal Uluç ve türevlerinin Amy Winehouse'un ölümünün ardından kurduğu "Su testisi su yolunda kırılır." cümlesi; "ama"nın deyimli, atasözlü hali, aynısının laciverti. 
Muhatabım Allah'a şirk koşan katiller değil; fikir özgürlüğünü, insan haklarını sahiplenmeyen, hep "ama"ları olanlar. Sıra bir gün size de gelecek, o zaman yardım/destek bekleyeceksiniz bizden. Biz yine koşulsuz şartsız, "ama"sız burada olacağız.
***
Ben de Charlie'yim. Je Suis Charlie.
Je Suis Charlie
***
Benim bunları yazdığım saatlerde, Charlie Hebdo'nun Türkçe yayını dijital ortamda yayınlandı. Bu link burada dusun, bakar bakar ağlarız. 
***
Güzel günlerde yazmak dileklerimle...
Yorum Yok