Etkinlik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Etkinlik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cuma, Ocak 23, 2015

Şifahen Masallar

 
Şifahen Masallar yani sözlü, anlatma yoluyla masallar. Şimdi siz
diyebilirsiniz. Zaten masallar anlatılarak aktarılmaz mı! Ne yazık ki herkes
sizin kadar şanslı olamayabiliyor, bazıları kendi masallarını kendi
okuyor. 
Aslında ben de sizin gibi şanslı çocuklardanım. Edebiyat öğretmeni olan babam beni hep hikayelerle masallarla büyüttü. Ne zaman ki masalları tükendi; roman özetlerini (en çok da öğrencilerine ödev verdiği özetler^.^) okumaya başladı. Bu yüzdendir ki bazen okumadığım kitapların karakterlerini bile tanıyorum. 
***
Şifahen Masallar
Şifahen masallar ile Kadıköy sokaklarında dolanırken “Bu akşam ne seyretsem” diye Moda Sahnesine gitmemle tanıştım. Daha önce adını görmüş ama bu kadar farklı bir deneyim olacağını tahmin etmediğim için incelememiştim. Açıkçası izlemek istediğim o kadar çok oyun var ki başka bir oyunu öne almadım. Ama arama motoruna adını yazmakla egoist okurun (ki en sevdiğim bloglardandır) yazısını görüp hemen bu akşama da bir bilet aldım. Biraz sürpriz olmasını isterken, farklı içeriği bana hakkında bir şeyler okumaya itti. Beyza Akyüz modern zamanlarda “Bir varmış, bir yokmuş” ile başlayan masallar anlatıyordu. Kalktım gittim. Biz seyircileri yan flutuyle bir müzisyen karşıladı.(Ne yazık ki ismini hatırlayamadım, öğrenip hemen ekleyeceğim) Seyirciden önce sahnedeki bulunuşa bayılırım ki, öyle böyle değil.
***
2 perde, 60 dakika, 2 masal, 1 anlatıcı, 1 müzisyen Moda Sahnenin küçük stüdyo sahnesinde belki 20 dinleyici. Hep birlikte masalların içine girdik. Karıncaların birlikte ne kadar güçlü olduğunu ve alicengiz oyunlarından sakınmamız gerektiğini hatırladık. Masalların bir parçası olduk. Kurutulmuş elma yedik, hazırladığı afişin bardak altlığı hediyelerini tek tek hazırlayan Fırat Yaşa ile tanıştık, çay içtik, vesaire.
En nihayetinde her günü masal gibi olan güzel İstanbul’da farklı bir akşam daha yaşadık.
***
Bu vesileyle romanlarını, hikayelerini dolayısıyla karakterlerini en çok tanıdığım Yaşar Kemal’e acil şifalar diliyorum.
Umarım her çocuk şifahen masallar, herkes Şifahen Masallar’ı dinler. 
Hadi birine bir masal anlatın. İyi uykular...
*Beyza Akyüz'ün facebook sayfası için buraya, Şifahen Masallar facebook sayfası için buraya, Moda Sahnesinin web sitesi, dolayısıyla yeni masalların programı için buraya birkaç tık, o kadar.
*Size sahneden fotoğraf çekmek isterdim ama masallar esnasında o kadar dalmışım ki unuttum. Neyse, zaten o işi beceremiyorum.
*Bir de "Dünyanın bütün karıncaları, birleşin!"
Yorum Yok

Çarşamba, Aralık 24, 2014

Artık Benim de Bir Müzem Var

Artık benim de bir müzem var: Utku'nun Yüzyıllık Aşk'ı

Utku'nun Yüzyıllık Aşk Sergisi

İstanbul Modern'de 25 Eylül (2014)'den bu yana sergilenen, Yeşilçam'ın 100. yılına ithafen hazırlanan Yüzyıllık Aşk hakkında içeriği zayıf bulmakla beraber, önemli bir İLK olduğunu düşündüğümü daha önce şurada yazmıştım. 
***
Sergide eksiklikler olmasına rağmen, Modern'in ve popüler kültürün desteğiyle nefis pazarlama yapılıyor ki; sonuncusu, çok önemli bir teklifi revize ederken sitede dolanmamı sağladı(ya da neden oldu, artık satışı kapatma sürecim gösterecek).
Müzede yer alan bazı fotoğrafları dijital ortama aktarılmış; hem bu fotoğraflara yeniden göz gezdirmemiz, hem de beğendiklerimizi işaretlememiz, dolayısıyla kendi sergimizi oluşturmamız sağlanıyor. 
Sergi üzerine hatırladıklarımın üzerinden geçtim, yeniden gezmiş kadar oldum. Bu yöntemi çok sevdim. 
Siz de Emek Sineması'nın fotoğraflarıyla anılara dalabilir, bir ah çekebilir, 'Aa ben bu filmi izleyecektim' diyebilir, kendi müzenizi kurabilirsiniz.
En nihayetinde benim müzem, senin müzen.
***
Şehir hafızası, kurum hafıza, proje hafızası önemli. Çünkü biz insanlar geçiciyiz, hafızamızda anlık olarak tuttuklarımız daha da geçici. Gün içinde o kadar çok şey düşünüp görüyoruz ki, yeni bilgi gelirken, bir öncekini ite kaka dışarı atıyor.
Bir yandan da, şehir hafızasına zarar vermek için elimizden geleni yapıyoruz. Cumhuriyet Gazetesinde 100 yıllık İBŞT arşivinin talanı haberini içim acıyarak okudum.
***
Sadece 4 yıl için değil, yarından itibaren her gün için planlar yapılması ve bugünden itibaren dünün unutulmaması dileklerimle...

*Kendi müzenizi kurmak için: bir tık lütfen.
Yorum Yok

Perşembe, Kasım 20, 2014

Yüzyıllık Aşk, Aşkımız

İşimin en güzel yanlarından biri “toplantı sonrası gezmeleri”. Toplantımdan çıktıktan sonra, bulunduğum semtteki butik pastaneleri, nefis lokantaları ya da takip ettiğim sergileri geziyorum. İstanbul Modern bu gezme listemin ilk sıralarında yer alıyor. Yolum Kabataş ya da Karaköy’e düştüyse, mutlaka giriyorum. Yeni sergi yoksa bile, sabit sergiyi geziyorum, Erol Akyavaş’ın Hallac-ı Mansur’una selam veriyorum.
***
İstanbul Modern’de Eylül ayında, Türk Sineması 100. Yılına ithafen ilk kez bir araştırma sergisi açıldı. Mekanist’in davetiyle bu özel araştırma sergisini rehberli turla gezme fırsatı bulduk. Bize küratörlerden Müge Turan da katıldı.
http://www.istanbulmodern.org/tr/sergiler/guncel-sergiler/yuzyillik-ask_1436.html
Sergide, seyircilere, hayranlara, oyunculara, sinema salonlarına ait fotoğraflar, plaklar, film afişleri, gazete kupürleri ve özel eşyalar bulunuyor. Serginin en ilgi çekici bölümlerinden biri, yıllar yılı Yılmaz Güney, Filiz Akın ve Türkan şoray’a ait özel eşyalarını, mektuplarını, fotoğraflarını saklayan hayranlarının bu eşyalarından oluşan “Sinema Seyircisi Fanatiktir” bölümüydü. Rehberimizin söylediğine göre, hayranları, eşyaları kısa süreliğine de olsa almak için ikna etmek zor olmuş.
Eski sinema biletlerinin replikasına misafirlere anı olması açısından sunmaları tatlı bir detay olmuş. Ne kadar erken giderseniz, biletlerden edinme ihtimaliniz artar.
Kişisel fikrim, sergi, elbette ki, yeterli değildi; bazı sinema emekçilerine ulaşamamıştı. Bu kadar yakın bir tarihe ait olan ve üstelik popüler kültür olan öğelerden daha çok edinebilirlerdi. Türk sineması denildiğinde akla ilk gelen filmlerin sahibi Arzu Film’den iz göremedim mesela, ki son zamanlarda eski filmleri restore eden çalışmaları takdire şayan. Televizyonda gördüğümüzde değiştirmeye kıyamadığımız, Gülen Gözler, Hababam Sınıfı, Neşeli Günler,.. yoktu. Sergi, yeterli olmasa da gayet iyi bir İLK olmuş.
***
4 Ocak 2015 tarihine kadar İstanbul Modern’de olacak bu sergiyi gezmenizi öneririm. Üstelik İstanbul Modern, her Perşembe ücretsiz. 
*İstanbul Modern'e kadar gitmişken, nefis Çok Sesli sergisini mutlaka gezin.



Yorum Yok

Pazartesi, Eylül 29, 2014

Biz Türkler, normal(!) olmayan çocuklarımızdan utanıyor muyuz?

Stephen Wiltshire, henüz 3 yaşındayken otizm tanısı konulan otizmi saklanılan değil paylaşılan çok da iyi yapılan bir resim dehası. 9 yaşında konuşmaya başladığında söylediği ilk kelime kağıt olmuş. Wiltshire’nin insanlarla iletişim kurmanın en iyi yolunun resim çizmek olduğu fark edilmiş. Hayatında ilk kez gördüğü New York’u yalnızca 1 saat kuşbakışı gördükten sonra detaylarıyla çizdi. Bu özelliği ile BBC belgesellerine konu oldu, Londra’da kendine ait sanat galerisi mevcut. Retrospektifleri ile şehir şehir gezdi. New York’u muhteşem belleğiyle resim çizme şovuyla, Sidney, Tokyo, Madrid, Roma gibi şehirleri de ziyaret etti. En nihayetinde 24 Eylül 2014 tarihi itibariyle İstanbul’a konuk oldu. Tahincioğlu Gayrimenkul’un Palladium Tower’ının açılışı için davet edilen Wiltshire, 45 dakika bir helikopter ile İstanbul’u gezdi, ve aklında kaldığıyla İstanbul’u çizmeye başladı.
Dünya gözüyle bu muhteşem resim dehası ve büyük kapasite belleğini görmek arzusuyla, ilk uygun zamanımda Palladium Cam Küreye attım kendimi. Yaklaşık 5 metrelik bir platforma, belleğindeki İstanbul’u çiziyordu. 10 yıllık İstanbul ikametimde, defalarca kez Avrupa yakasını izlememe rağmen, belleğimde olmayan detayları gördüm, İstanbul’u bir kez, bir kez daha sevdim.
Canlı çizimin dışında, kendisini tanıtan bir yazı, çizimlerinin kopyaları ve 20 yaşında olduğunu düşündüğüm bir sunucu ile Wiltshire tanıtılmaya çalışılmış. Küçük yaşta çizmeye başladığından, kendine ait galerisinin olduğundan, dünyayı şehir şehir gezdiğinden ve belleğindeki bu şehirleri çizdiğinden, kraliyet ailesinin kendisini kraliyet ailesi üyesi olarak taçlandırdığından bahsedilmiş. Bu bilgiler tabi ki önemli, ancak otizmli olması ile ilgili herhangi bilgi göremedim.
Okuyan-yazan ya da en azından Facebook kullanan herkes artık otizmin hastalık olmadığını biliyor/düşünüyor. Ancak iş fiiliyata geldiğinde kimse çocuğunun otizmli olmasını istemiyor. Çocuğunuzun dahi olmasını ister miydiniz, diye sorduğunuzda ise, kocaman bir İNŞALLAH ile karşılaşıyorsunuz.
***
Tanınan bir kolejde görev yapan okul öncesi öğretmeni bir arkadaşım, henüz 3 yaşındayken otizm tanısı konulabildiğini, yardımcı olunursa, yönlendirebilieceğini söylemişti bana. Bu bilgiyi velilerle paylaştıklarında, iyi okullarda okumuş ve iyi para kazanan bu velilerin bir kısmının kabul etmediğini, çocuğunun normal(!) olduğunu düşündüklerini söylemişti. Büyük ihtimalle, kendileri dahil herkesin, çocuklarına ‘farklı’ davranacağını düşünüyorlar.
Sosyalleşmenin, konuşmanın, yazmanın, para kazanmanın, sevgili sahibi olmanın vasat belki ortalama halini yaşıyoruz. Sıradan hayatımızda, sıradışı olana ahkam kesiyoruz. Dahası, sıradışı olanı eve kapatıyoruz, ilişki kurmasını engelliyoruz, belki oy vermesini engelliyoruz.
Biraz düşününce, bendeniz, büyük ihtimalle 100 yıl sonra tanınmayacağım; ancak Wiltshire tanınacak. Demek ki, otizmli (daha ziyade savant) bireyler, biz normal (!) insanlardan daha üstün.
***
Bu şahane şov, otizm ile ilgili kampanyalar ile birleştirilip farkındalık yaratabilir miydi? Otizmli bireylerin, biz normal(!) insanlardan farklı olmadığını gösterir miydi? Ziyaretçiler, otizmlilerin de iki gözü, bir burnu olduğunu, hatta bu organları daha iyi kullanabileceklerini görüp, kabul ederler miydi?
Farkındalığın televizyon ünlülerinin şov aracı olmadığı günleri görmek umuduyla…


*Stephen Wiltshire ile ilgili şu güzel yazıyı okumanızı öneririm:

**Stephen Wiltshire, resmi sitesini ve twitter adresini de inceleyebilirsiniz.

*** Görseller twitter adresinden alınmıştır.

Yorum Yok