Beslenme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Beslenme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Salı, Kasım 22, 2016

Beslenme Kültürü ve Kilo Kontrolü Üzerine

Geçtiğimiz hafta yeni bir diyetisyene başlayan bir arkadaşımla daha, diyet programını konuşurken, üç-beş taktik alır mıyım diye ağzım açık dinliyordum. Herkesin diyetinin kendine olduğunu biliyorum da, yok işte ne bileyim: Pekmezle yoğurt yenmez, kalsiyum demir emilimini azaltır; muzun üzerine dökülen tarçın kan şekerinin bir anda yükselmesini engeller; yulaf uzun süre tok tutar taktiklerine bayılıyorum; ama bir kulağımdan girip diğerinden çıkıyor. Endüstrinin her noktasında olduğu gibi gıdada da bir "trend" olduğunu ve beslenme uzmanlarının bu trendlere fena halde takip ettiğini biliyorum; dolayısıyla da sorguluyorum.

Beslenme ve Trendler

Yeni trend: avokado ve yumurta ikilisi
Bir anda mangolu yulaf ezmesi, avokadolu yumurta ve bal kabağı çorbası diyet listelerine girmeye başladı. Yakın lokasyonda üretilen, mevsiminde tüketilen taze meyve-sebze konusunda "Ama içinde çok şeker var" diyerek tu kaka demeyeceğim; ancak anladığım kadarıyla bir haftada kilo verdiren şok diyetlerin yerini bir sonraki trende kadar bu diyetler aldı ve bu esnada Dünya yulaf rezervini yok edeceğiz.
Avokado, yulaf ezmesi, mango, Hindistan cevizi yemeyelim demiyorum da; iki günlük heves uğruna küresel ısınmaya katkıda bulunmayalım.

Utku'dan Şok Edici Diyet

Size diyet sırrımı veriyorum. Alın kağıdı kalemi /telefonu S-peni elinize: 
  • Size (Coğrafyanıza) en yakın meyve-sebzeyi mevsiminde tüketin. Bu kadar. 
Ay n'olur "Ama sen zayıfsın zaten" klişesine girmeyin. Ben zeytinyağının eksik olmadığı bir mutfaktan geliyorum. Tabağımdakileri yemediğim için makarna konulmadı önüme, gerekirse aç kalktım masadan. Meyve-sebzenin mevsimini bilirim, mevsimi geçince kurusunu tüketirim. Son bir yılda satın aldığım ambalajlı gıda sayısı sayılabilecek kadar az.
Üstelik ben de her genç gibi önce yeme özgürlüğümü ilan ettiğim lise yıllarımda, ardından evden ayrıldığım üniversite yıllarımda normalin üzerinde kilo almıştım. Şimdilerde istediğim saatte, istediğim yemeği, istediğim kadar yiyorum. Kendimi de hiç kötü hissetmiyorum.

Beslenme Kültürü Evden Gelir

Beslenme kültürü de aynı kitap kültürü gibi öncelikle çocukluktan gelir. (Burada özenle aile dememeye çalıştım. Bizim gibi anaerkilden bozma ataerkil toplumlarda aile kültür için öncelik olsa da; okul, sokak, görsel, işitsel, yazılı, şimdi de sosyal medyanın katkısı yadsınamaz.) Çocuk, gençlik ve ilk gençlik döneminde kendi kararlarını almaya çabalayıp yönünü şaşırsa da, mutlaka yetişkinlikten itibaren çocukluğun mutfağına dönüyor.
En sevdiğim fotoğraflardan
Şu anda attığınız her sağlam adımın gelecek için de olduğunu unutmayın. Günlük hayata yerleşmemiş her davranış bir gün havada kalmaya mahkumdur. Küçük bir değişiklikte bozulacak düzen, gelip geçici bir çözümdür. Bu noktada sürekli (zorlanarak) diyet yapan bir beslenme uzmanı olabileceğine inanmıyorum; o ancak kilo vermenizi sağlayan birisi olabilir. Diyetinizi bozduğunuzda daha fazla kilo alacağınızdan eminim; sigarayı bırakıp yeniden başlayanların daha çok içtiği gibi. Bu arada çocuğunuzun da beslenme alışkanlığınızın da böyle olacağını belirtmeme gerek yok sanırım.

"Gideyim de evde ne bulduysam koyduğum granolalı ara öğünümü yiyeyim"
Utku;

NOT: Yazı bilimsel bir yazı değildir; zaten böyle bir yazı haddim de değildir. Yalnızca kendi hayatım da dahil olmak üzere farklı cinsiyet, farklı ekonomik seviye ve farklı mutfaklar gibi örneklere dayandırarak gözlemdir. Bazı yerleri çok soğuk yazdım; çünkü kendileri burgerleri höpletirken, sevmediği halde kereviz çorbası içenler hakkında bık bık konuşanlara gıcık oluyorum.


Yorum Yok

Perşembe, Eylül 29, 2016

Evde Yoğurt Yapmak Çok Kolay

Yıllarca bize zorla inek süt içiren karanlığa lanet olsun. Süt iyi hoş da, o kaymağı yok mu! Az kavga nedeni değil. Kaymaklı inek sütü ve yitip giden çocukluğum.
Müzikli not: Bu yazıyı yazarken Beirut dinledim. Siz de buyurun.

Kendisinin Uzun Ömrünü Sizin Ömrünüzden Çalan Süt

Kutu süt, açıkta satılan sütler gibi değil; yağı olmadığı için kaymağı da yok. Zaten süt de değil. Beyaz su. Zevkim için içtim yıllarca. Aylarca bozulmadan duran bir şey ne kadar sağlıklı olabilir ki? Sağlıklı(!), uzun ömürlü kutu süt reklamı için Derya Baykal ile çalışmışlardı, unutmuyorum. O günden bu yana kendisine küsüm. 

Süt Yerine Ayran

Bu asıl sağlıklı olan fermente edilen süttür beyanından (beyanatından) sonra ayrana kanım kaynamaya başladı. Zaten İstanbul'da sütü en az iki, çoğunlukla üç litre birden ve kat karşılığı sattıkları için her damlasını kullanmaya çabalıyorum. 
"Süt yerine ayran" hakkında güzel bir yazı ve derleme için buraya bir bakın.

Evde Yoğurt Yapmak Çok Kolay

Bizim çekirdek ailede yoğurttan sorumlu aile bakanı babam olduğu için önceliği onun yöntemine vermiştik. Sonra baktım ki şehirli kadınlar daha taktiksel, daha pratik yaşıyor. Annemin yöntemi daha cazip geldi.

Malzemeler: 

  • 1 litre ılık süt (Ne kadar ılık? Bebeği yıkadığımız su sıcaklığı kadar ılık. Bu tabir anneme ait. Annem benim birkaç bebek büyüttüğümü sanıyordu sanırım.)
  • 1 yemek kaşığı yoğurt (mayalık)
  • 1 litrelik cam kavanoz 
  • Battaniye (Babama göre)
  • Fırın (Anneme göre)
Öncelikle 1 yemek kaşığı mayalık yoğurdu sütün küçük bir kısmı ile cam kavanoz içinde homojen hale getirin. Sonra geriye kalan sütü ekleyip karıştırın. Cam kavanozu kapağını hava almayacak şekilde kapatın. Bu ağzı kapalı cam kavanozu...
Hikayenin devamı - Babama göre:
...bir battaniyeye sarın...
Hikayenin devamı - Anneme göre:
...Fırını çalıştırmadan içine koyun...
Ortam sıcaklığına göre değişse de yaklaşık 5-6 saatte tutacaktır.

Meyveli soda dahil gazlı içecekler içmediğim için alternatif soğuk bir içecek arıyordum. Milli içeceğimiz ayran pek iyi geldi. Kendime bir de taşımanın kolay olması için katlanabilir şişem de var:

Bu akşam ayranlar sizin için,
Utku
1 Yorum

Salı, Mart 29, 2016

Çocuğunuzu Solaryuma Sokmaya Ne Dersiniz?

Gün geçmiyor ki; Utku dertsiz başına bir dert, daha açmasın. Dert ki ne dert; yakında mağarada yaşayıp avlanmaya başlayacağım. 

Gıda Işınlaması / Radurizasyon Nedir?

Gıda ışınlaması, mikroorganizmaları yok etmek, gıdalardaki filizlenmeyi ve olgunlaşmayı engellemek ve gıdaların raf ömrünü uzatmak amacıyla ışınlamadır. Kuru bakliyat, baharat, kuru yemiş,vs uygun koşullarda uzun süre saklanabilen gıdaların endüstrileşerek daha da uzun süre rafta kalmasını sağlar. (Burada sağlar yerine neden olur çok daha iyi bir sözcük olacak.)
Radurizasyon işlemi, 1980 yılında Hollanda'da, ambalajlarda tüketiciyi bilinçlendirmek ve haberdar etmek üzere amblemleşmiştir. 
Gıda Işınlama Radura
Sağdaki yeşil amblem: Radura

Radura ve Helal Gıda

Elbette ki öğrenir öğrenmez, mutfağa koştum ve kavanoza girmeyi bekleyen paket baharatlara baktım.
İki farklı baharat markasının paketleri vardı dolapta. İsminin üzerine çizik attığım markalar olmasına rağmen, baharat alırken çok da dikkat ederek aldığımı söyleyemem. Bir markada bu amblem yokken, diğerinde vardı. Ve dikkatimi çeken bir başka amblem ise, Radura ambleminin olduğu pakette Arap ve Latin alfabeleri ile Arapça HALAL yazısının olduğunu helal ürünlerden yapıldığına dair amblemdi. Işınlamanın haram olduğuna dair bir bilgi geçilmemiş sanırım.
Hll spr dvm.

Çocuğunuzu Solaryumda Hayal Edin

Gıdanın üretildikten sonra toplanma, saklanma, paketlenme, rafta kalma, eve girme, bir de evin rafında kalma, sofraya gelme süresi uzun bir zaman zarfı. Elbette bu gıdaları tüketmek için bazı işlemlerden geçmesini kabul edebilirsiniz. Ancak bu işlemler her geçen gün daha artmaya başladı. Kontrol etmek epeyce zorlaştı. Markalara ve devletin kontrol mekanizmasına güvenmek size kalmış.
Kanser vakalarının artmasını başka bir yerde aramamak gerek.
Şöyle düşünün: 
Çocuklarınızı solaryuma soktuğunuzu düşünün. Düşünmek bile istemediğinizi tahmin ediyorum. O zaman neden radurizasyona uğramış besinleri tabağına koyuyorsunuz?

Basit Anlatım ile: Neden Artık Pirinçlerde Taş Yok?

Uludağ Sözlük yazarının Radura ile ilgili güzel bir tespiti var: 

"pirinç ayıklama eyleminin artık neden gerçekleştirmiyoruz merak eden varsa cevap ışınlanma. aslında bu bedenin kaldırabileceği derecede bir ışınlanma olsa da haftada ne kadar yediğinize bağlı. "

*Hacettepe Üniversitesi'nin konuyla ilgili bilgilendirmesi ve raporu:

Yorum Yok

Salı, Kasım 11, 2014

Çünkü Vitamini Kabuğunda

Ahh şu anneler; arkadaş toplantılarından, sorularına cevap veren her doktordan, TV programlarından hatta şu sıralar sosyal medyadan öğrendikleri bilgilerle bize hayatı zehrederler. Yok, meyvenin vitamini kabuğundaymış, kahvaltı yapmadan evden çıkılmazmış, gece yatmadan önce yemek yenmezmiş. Sanki biz, İstanbul’da yaşayan/çalışanlar eve 18.00’de geliyoruz da, 19.00’dan sonra yemek yemeyebiliriz. Sanki evden 9.00’da çıkıyoruz da kahvaltı yapabiliriz. Sanki portakalın kabuğu güzel de kabuğunu yemeliyiz. (Gerçi benim annem süper-modern ve genç bir anne ki, ne TV programlarıyla yaşar, ne de dırdır vırvır yapar, yine de sağlığımı düşündüğü için, tavsiyelerde bulunur.)
*** 
Anneciğimin en muhteşem mükerrer tavsiyesi ise meyvelerinin vitaminin çekirdeğinde olması. Üzüm dahil hiçbir meyvenin çekirdeğini sevmedim, sevemiyorum.
Yaşlandıkça/yaş aldıkça, daha sağlıklı yaşamaya ve yemek yemeye çalışıyorum ve bu sağlıklı yemeklerin daha lezzetli olduğunu düşünmeye başladım. Daha önce şu yazımda da yazdığım gibi, ambalajlı ürünlerden elimi eteğimi çektim; yoğurdumu kendim yapıyorum, en çirkin görünen meyve ve sebzeleri satın alıyorum; hatta satın almaktansa bağ-bahçeden topluyorum. Böylece oldukça kilo verdim.
***
Kahvedense çayın her türlüsü seven biri olarak, kendi meyve ve ot çaylarımı yapmaya başladım. Böylelikle hem kabuğundaki ve çekirdeğindeki vitamin bonuslarını kazanıyorum, hem de geri dönüşüme katkıda bulunuyorum. (Sorunlu biri olduğum için ambalajları da kağıt toplayıcılar için özellikle ayırıyorum.)
Mevsim kışa dönerken, eve giren turuncu renkli meyveleri sayısı da artmaya başladı. İçini yiyorum, kabuğunu kurutuyorum; birkaç hafta içinde çayını yapıyorum, işin suyunu çıkarıyorum.
Yaz mevsiminde ise, kalbimin sultanı yeşil otların (maydanoz, gelincik, hardal vb) güneşlenmesini sağlıyorum; bütün kış, yemeğimi taçlandırıyorum. Yemeğimi yiyen ve ot sevmeyen misafirlerime de fark ettirmeden o otları yediriyorum. Biz otçul beslenmeye inanıyoruz. 
 
Muhteşem 'Kuru Meyve Stoğum'u paylaşıyorum sizinle
***
Ay olmuş, Kasım. Domates mevsimi bitti. Hormon basılmış domatesleri yemeyin artık. (Egelilere göre cümleyi güncelliyorum: İlaca basılmış domatları yemen gari). Domatessiz kahvaltı mı olur demeyin,  yazın kurutulmuş domatesleri biraz ölecek kadar haşlayın, zeytinyağında bekletin, yemek istediğinizde, biraz sarımsak ve üzüm sirkesi ile kahvaltınızı şenlendirin. Otsuz olmaz tabi, kuruttuğunuz, kekik, nane ve maydanozları üzerinde gezdirin.
Off, canım nasıl çekti, hemen kendime biraz hazırlayayım. 
***
(15 dakika sonra)
‘Kahvedense, çay seviyorum’ yazdım ya, caanım İsmail Saymaz’ın hislerime tercüman olan şu tiviti geldi aklıma:


Selamlar, saygılar...

Yorum Yok

Perşembe, Kasım 06, 2014

En İyi Diyet: Ambalajlı Ürünlerden Kurtulmak

Ben hep şişko bir çocuktum, sonra şişko bir genç oldum. Boğa burcu insanı olarak ileri seviyede oburum. Her şeyi, her saatte, her porsiyonda yiyebilirim. Gece acıkıp kendime yemek yapabilirim. Ee doğal olarak da, yemekler takiptedir. Birkaç kez diyet yapmaya karar verdim; ancak diyet programım başlangıç seviyesinde takılıp kaldı.
***
Bir gün politik kimliğimi hayatıma yaymaya karar verdim. “İçinde koruyucu madde olan hiçbir şey yemeyeceğim” diyerek kendime yalan söylemedim, tabi ki. Yıl olmuş 2014, evde erişte yapamayacağımı biliyordum. Ama erişteye ulaşabileceğim yerleri bulabilirim, diye düşündüm. Erişte kötü bir örnek oldu aslında, makarnadan vazgeçebileceğimi sanmıyorum. Ama kakaolu fındık kremalarından vazgeçtim. Karadenizli fındık üreticisinden üç kuruşa fındığa alıp ekonomilerine zarar veren sistemden kurtuldum. Onun yerine bahçeden toplanmış meyvelerle yapılan reçeller yiyorum. O reçelleri yiyorum, çok çok yiyorum. Yemelere doymuyorum. 
*** 
http://www.greenpeace.org/turkey/tr/campaigns/tarim-ve-gdo/

Taze meyvenin olduğu bahçeyi nereden bulacağım, hadi buldum diyelim evde nasıl reçel yapacağım, diyorsanız, gezdiğiniz yerlerde özel reçeller alabilirsiniz. Bozcaada’ya gittiğinizde, nefis gelincik reçellerini deneyebilirsiniz. Reçel bana gelsin derseniz, ofisten eve giderken, mobil telefonunuzla bile sipariş verebilirsiniz.
Salça bana gelsin derseniz de, şurdan alabilir, geçtiğimiz Mayıs ayında, son yılların en büyük acılarından birini yaşamış Somalı kadınlara yardımcı olabilirsiniz.
***
Sonuç olarak 18 yaşında İstanbul’a geldiğimde 42 bedendim. Bilgisayar başında çalışıyorum, daha az hareket ediyorum, hatta tenis oynamak için kendime zaman yaratıyorum. Buna rağmen, 28 yaşımda 36 bedenim.
Kendimi, doğal beslenmek konusunda zorlamıyorum, bedenim ambalajlı ürünleri istemiyor artık. Doğalın daha lezzetli olduğunu düşünüyorum. (Şekeri bırakarak çaydan daha çok zevk aldığınız anı hatırlayın.) Üstelik hepsinde de aynı anda vazgeçmedim. Dikkatimi çeken birini eliyorum. Siz de deneyebilirsiniz. Yaşamınıza daha sağlıklı, lezzet alarak ve ince ilerleyebilirsiniz.
Sağlıklı günler efe’m..

Yorum Yok

Salı, Ekim 28, 2014

Bize Cani Demeyin, Çok Kırılıyorum ):

Ben protest hayatı severim. Aktivistleri, direnişçileri, anarşistleri severim. Bir duruşları var insanların. “Artık domatesler böyle parlak parlak, albenili; GDO'lu diyorlar ama sen önemseme, ye, yedir” diyene, “Çocuklarına şu dilde isim koyamazsın” diyene, “Tüp gaz patlaması olabilir ama biz bir terörist seçtik” diyene, "Çok afedersiniz, Ermeni" diyene "Dur!” diyeni çok severim.
Hele ki “Bu parkı yıkıyorum ben, sen de buna alışacaksın” diyene “Dur!” diyeni bambaşka sevdim, seviyorum, saygı duyuyorum, beğenerek takip ediyorum.
***
Veganlığı tercih eden, canlılara zarar verilmesini protesto eden kişilere aynı saygıyı hissediyorum, “Golden'larınız için sabah erkenden park bahçe geziyorsunuz, ama akşam yemekte tavuk yiyorsunuz” dediklerinde oldukça haklı olduklarını düşünüyorum. Ancak anlamadığım bir şey var: Fesleğenlerin canı yok mu? Kloroplastları olduğu için mi, yer değiştirmeden hareket ettikleri için mi suçlular? Ses çıkarmadıkları için canının yanmadığına emin miyiz?
***
Yıl olmuş 2014; ne yaprakla muhtelif yerlerimi kapatıyorum, ne de acıkınca avlanıyorum. Üretime direkt katkıda bulunmuyorum, ama ileri derecede tüketiyorum. Her gün işe gidip geliyorum, iş çıkışında bir yerlere gidip bir şeyler içiyorum, öğle yemeklerinde ne yesem, sabahları ne giysem diye düşünüyorum. Yani her olağan tüketiciden biriyim. Zaten pamuk yetiştirsem, üzüm yetiştirmeye yetişemem; domates eksem, tütün dikmeye. Bir görev dağılımı yapmak şarttı. Bu görev dağılımı içinde politik görüşümün bana verdiği yetkiye dayanarak, ihtiyacımdan fazlasına el uzatmamayı doğru buluyorum. Bu nedenledir ki pamuk yastık kullanıyorum, ipek gömlek giyiyorum, yerli domates yiyorum.
***
Şimdi veganlara sormak istiyorum: Yastık/yorganları kaz tüyü kullanmak yerine sentetik kullandığımızda endüstriyel ürün kullanmayı destekliyor, dolayısıyla hayvanların yaşam alanlarına daha çok zarar vermiyor muyuz?
Gelin, ortak noktada buluşalım; sağlıklı yaşabileceğimiz kadarını yiyelim, şımarıklık yapmayalım. Daha etli olması ve hızla büyümesi için, şişirilen ve gün yüzü görmeden kandırılarak öldürülen tavukları yemeyelim. Ama doğal hayatında gezen tavukları, yumurtalarını yiyelim.
Aslında benim derdim şu: bize cani diyorsunuz ya, ben çok kırılıyorum.

*Sabaha karşı uyanıp taa Ankara’ya giden, 4 saatlik toplantıdan çıkıp gerisin geri İstanbul’a dönen şu bünyem zaten aç. Bu kadar yazınca, canım, çok afedersiniz, odun köfte çekti, Salihli’ye koşmak istiyorum. Şimdi Gürsu'da olmak vardı.
**Fırsattan istifade Irkçılığa ve Milliyetçiliği DurDe! platformuna link vererek Ayın Ayı Irkçısına baktım, kendisini tebrik ediyorum.
Yorum Yok