Cuma, Ağustos 28, 2020

Yeni Normal, Yenilenen Merak



Arkadaşlarımla birlikte ilk kez alkollü ortamlara 7 yaşımda gittim. Yedi, evet, yedi. 
Sanırım 92 yazıydı. 90'ların popüler şarkıları, büyük yüzükleri, renkli bileklikleri, İspanyol paça pantolonları, taytları falan. Ben 7 yaşındaydım, Handan 9, Erdem 10. Altunoluk'taydık. Benim İspanyol paça pantolonum yoktu, parlak bir taytım vardı. Handan'ınsa tam tersi. Bir çılgınlık yapıp pantolonları değiştirdik. Hatırladığım kadarıyla ilk kez İspanyol paça pantolon giydim. Handan'ın ablası Nazan bana renkli bir yüzük hediye etmişti o gün. İnanır mısınız, çok uzun yıllar sakladım o yüzüğü. Sonra evimizde çıkan bir yangında kaybettik, çocukluğuma dair çokça anıyla birlikte. 
Neyse. 
Üç arkadaş giyindik, süslendik, annemlerden para aldık, diskoya gittik. Hep televizyonda gördüğüm gibi renkli, ışıklı, gürültülü, içkili diskoya. Başta, kapıda duran abi -abieheuehh- bizi içeri almak istemedi elbette. Alkol almayacağımıza ve o istediğinde dışarı çıkacağımıza söz vererek içeri girdik. (Ya bize alkol almayacağımıza niye söz verdik ki! Sanki bıraksa alacağız. Hahha.) 
Sanırım içeri giriş kişi başına yani yetişkin kişi başına bir alkollü içki dahil 30 liraydı ya da 3 lira ya da 300 lira. (3 milyon olsa şaşırmam. Bir para dengem bir de üniversite sınavına girme dengem kaçtı.) Biz üç çocuk toplam bu sadece bir rakamını hatırladığım parayı verdik, bir de üzerine üç tane gazoz aldık. 92 yazı olduğuna göre Birlik gazozu falandır. İçeri girerken hem gergin, hem meraklıydım. Sonra çok eğlendim, dans etmekten yoruldum. 
Birkaç saat hiç pistten inmeden gazozlarımızla dans etmiştik. Annemler geldi, birlikte eve gittik. 
Acaba o disko duruyor mudur? 
Hikaye şöyle de olabilir; annemler evden çıkmamızla birlikte bizi takip etti, disko kapısındaki abiye kaş göz yapıp bizi içeri soktu, kenardan bizi izledi, sonra eve giderken bizi aldı. Bilmiyorum.
Ne dinledik acaba? İsmail falan mı? İs - ma - il .
Sen koca bir çılgınsın Utku!
*
İnsan yedi yaşında alışınca bırakamıyor tabii hahah.
2002 yazında en büyük hayalim olan İstanbul'a ilk kez gelmiştim. (En büyük hayal kısmı epey abartılıymış, nihayetinde sınava girdim, tercihlerime İstanbul yazdım geldim, zor olmadı.) İstanbul'a çok aşık olunca, her şeye aşık aşık bakakalıyorsun. Bir de tam futbol milli takımının 3. olduğu Dünya Kupası dönemiydi, İstanbul, sokaklar cıvıl cıvıldı.
Ben 16 yaşındaydım; ilk kez bir bara bu yaz girmiştim. Caddebostan'da kuzenim ve arkadaşlarıyla. Hep yaşımdan büyük göründüğüm için içeri girmem hiç sorun olmamıştı. Bu kez gazoz içmemiştim tabii, bira içmiştim. Dedim ya çılgınım. O mekana giriş de epey gergin ve merak hissettiren bir andı. Bir süre etrafa merakla bakmıştım. Ama tabii bir taraftan da aşşşırı ergen olduğum için, cool cool bakmış da olabilirim. En nihayetinde okul çıkışında parkta bira içmeye benzemiyordu, dönünce bol bol anlattım. Epey havalıydım. 
*
Bundan bir yaz sonra da Salihli'de bir bara gitmiştim kuzenimle. Çünkü çılgınım, çünkü havalıyım. Babam birkaç saat sonra yanımıza gelip kendisine bir bira isteyip bizimle oturmuştu. Sonra hadi kalkalım demişti. Ben sadece kendim karar verdiğimde kalkacak kadar havalı-değil tabii ergen olduğum için çok bozulmuştum. Kalktım; ama sonra ağlama ve söylenme. "Bir sene sonra İstanbul'a okumaya gideceğim, bana karışamayacaksınız. " minvalinde sözler. Bu olay esnasında ve bir süre daha çok öfkelendim; ama Salihli'nin en havalı yeri sandığımız o yer, sanırım o sene silahlı saldırı sonucu kötü imajının akabinde kapatıldı. Mekan sahibi vurdu mu, vuruldu mu; detayını hatırlamıyorum. Sahibini bir biz bilmiyormuşuz, herkes olağan karşıladı. İyi ki çılgınlık yapmayıp bir daha gitmemişim oraya. 
*
Herkesin bir ilk kez "bara" gitme hikayesi vardır; ve hemen hemen 10lu yaşların  sonlarındadır. Benimki de öyle tabii. Sonra kendimizi iyi hissettiğimiz, arkadaşlarlarımız buluştuğumuz, hatta dadandığımız mekanlar olmaya başladı. 30larıma geldim; hala aynıyım. Hala arakadaşlarımla barda buluşuyorum, hala dadandığım, hatta müdavimi olduğum mekanlar var. Bazen PC'mi alıp barda çalışıyorum. Hafta içi gündüz sessiz sakin oluyor. Kendi işini yapanlar bilirler, rahat, sakin bir mekan ihtiyaç duyuyorsunuz. 
*
Sonra nolduysa oldu, bir salgın tüm Dünyayı, hem de aynı zamanda etkiledi. Kaçacak yerimiz kalmadı. Şanslı olanlarımız güvenli bölgelerimizde saklandık. Normalimiz öyle değişti ki, üç ayda eskiyi unuttuk. Ben unuttum en azından. Unutmuşum.
Haziran ayında alkollü mekanların açılmasıyla, Kadıköy'de düzenli olarak gittiğim barlardan birine gittim. Heyecan, gerginlik, merak. Sürekli etrafımı izledim, belki yabancılaştım. 7 yaşındaki Utku'yu hatırladım orada. Sanki yeni baştan başladım. Sanırım meraklarımı yeniledim.
*
Utku kız, kaç yaşına gelirsen gel, yine en başa dönebiliyorsun. 
***
Bu yazıyı Temmuz başında yazmış; ama kapayamamıştım. Son cümleyi bekliyordu sanki. Sonra son cümleyi "duydum". Bana yedi yaşımda o havalı yüzüğü veren, bizi hazırlayan Nazan'ı kaybetmişiz. Nazan'ı kaybettiğimizi duyduğumda gözümün önüne gelen ilk şey yüzüğün taşının rengiydi. Parlaktı, havalıydı, güzeldi. Nazan gibi. 
Yorum Yok