Cuma, Ocak 26, 2018

Vanya, Sonya, Maşa ve Spike

Vanya, Sonya, Maşa ve Spike

Vanya, Sonya, Maşa ve Spike, isimlerini entelektüel ebeveynlerinin sevgisi nedeniyle Çehov karakterlerinden alan ve isimleriyle yaşayan birbirinden farklı üç kardeşin ve etrafındakilerin bir hafta sonunda hikayesi. 
Vanya, Sonya, Maşa ve Spike
Sonya, Vanya ve Maşa
Amerikalı yazar Christopher Durang oyunda, küçük yaşta evlatlık alınan ve kendini ailesine adayan Sonya ve ebeveynlerinin entelektüelliğinin altında ezilen ve kendi birikimini gizleyen nahif Vanya'nın yaşadığı göl kenarındaki taşra evine, istediği oyunculuk kariyerini yapamayan ama popüler bir oyuncu olan kardeşleri Maşa ve Maşa'nın genç ve sığ sevgilisi Spike'nin gelmesi ve komşuları genç ve derin Nina ve pisişik güçleri olduğunu iddia eden garip ve eğlenceli yardımcıları Kassandra ile geçirdikleri hafta sonunu anlatıyor. Her bir karakterin altyapısı çok iyi oturtulmuş, etraflıca düşünülmüş.
Oyun mutsuz hayatını kabul eden taşra ile kent çarpışması. Yaklaşık 2,5 saat olan süresine rağmen, bir an sıkmıyor. Kahkahalarla değil kıkır kıkır güldürüyor, bir taraftan da hem tekdüze taşra hem de plastik kent hayatının kendine has mutsuzlukları ile boğuyor. 
Aile sıcaklığı fikrinin yanı sıra karakterlerin başına aile içinde ve sayesinde kötü şeyler gelmemiş olmasının minneti ve yarattığı sıkıcılık / ortalamalık / tekdüzelik de eklenmiş. Özellikle Sonya kendisi ile kendince "hayatı bitmişken" hesaplaşırken, seyirciyi de düşündürüyor.
Oyunda karakterlerin isimleri dışında, Üç Kız Kardeş, Vişne Bahçesi, Martı gibi Çehov oyunlarına, sözlerine ve hatta oyun kurgularına göndermeler var. Satır aralarında kalan göndermelerin yanı sıra, alenen gönderilen selamlar olduğunu da söyleyebilirim. Hatta bu aleni selamlar lüzumundan fazla. Bu kadar Çehov etrafında dönen bir metne rağmen, hakkında bilgi sahibi olmayan bir seyirci de oyundan zevk alır. 
Vanya, Sonya, Maşa ve Spike
Vanya, Sonya, Maşa ve Spike

Sahne düzeni ve localar

Oyunu Baba Sahne'de, locada seyrettik. Sahne düzeni ön localara uygun değildi, her iki tarafta da bulunan uzun bitkiler görüş açısını epeyce kapatmıştı. Oyunun bir kısmını hiç görmedik. Radyo tiyatrosu gibiydi. Sanırım Nina'nın molekül performansı iyiydi, pek göremedik.

İtirazım var

Sürekli özlem duyulan "geçmiş" üzerimizde öyle bir baskı kuruyor ki, hiç görmememize rağmen savunucuları olduğumuz zamanlar bile oluyor. Sanırım akıl yakın tarihten kötü, uzak tarihten iyi anıları tutuyor. Üzerinden bir zaman geçince kötü anılar siliniyor. Yapmayın etmeyin "eski" arkadaşlar, her "yeni" çiğ değil. Gençlerin üzerinde bu kadar gitmeyin. Yaşlılar artık, saygısızlığı gençlikle bire bir ilişkilendirmekten vazgeçsin. Vanya'nın klişelerle dolu tiradını sevmedim.
*
Amerikalı oyun yazarlarına karşı önyargımı görmezden gelemem, her oyuna bacak bacak üstüne atıp, hadi bakalım yapabilmiş misin diyerek başlıyorum, ben kimsem. Sanırım biraz da bu yüzden ailecek seyredilebilecek klasik bir oyun olduğunu düşünüyorum. Başka bir yönetmen ve başka bir oyuncu ekip olsa, vasat olabilecek kritik bir oyun olduğunu bile söyleyebilirim. Tiyatro Pera'nın güçlü kadrosunu konuk oyuncu Tilbe Saran ve Şerif Erol, konuk yönetmen Yücel Erten daha da güçlendirmiş. 
*
Amerikalı bir yazar Rus bir yazarın yazı ve sözlerinden uyarlama ve derleme yapıyor. Sanat ne güzel şey, ne kadar Dünyalı. Belki bir gün Yusuf Atılgan'ın yazı ve sözlerini de Dünyanın başka bir yerinde seyrederiz. 
Belki bir gün,
Utku

Künye:

Yazan: Christopher Durang
Çeviren: Nesrin Kazankaya
Yöneten : Yücel Erten
Dramaturgi: Şafak Eruyar
Dekor: Başak Özdoğan
Kostüm:Fatma Öztürk
Yön. Yardımcısı-Işık: Zeynep Özden
Oynayanlar:
Vanya: Şerif Erol
Sonya: Tilbe Saran
Maşa: Nesrin Kazankaya
Spike: Doğan Akdoğan 
Kassandra: Başak Meşe
Nina: Gamze İpek


Görseller http://tiyatropera.com/ sitesinden.
Yorum Yok

Pazartesi, Ocak 08, 2018

Bu Suça Ortak Olmayın

Hatırlarsanız, yıkılmaması için mücadele verilen Emek Sineması yıkıldıktan sonra yapılan Grand Pera AVM içine inşa edilen tiyatro sahnesine Emek Sahnesi ismi verilerek kurnazlık yapılmaya çalışılmıştı. Bu da yetmiyormuş gibi, Emek Sahnesi, Emek Sineması, Emek Salonu isimlerinin haklarını alan Grand Pera, Kadıköy'deki Emek Sahnesi'nin ismini mahkeme kararı ile değiştirmesini istemişti. En nihayetinde Emek Sahnesinin ismi Kadıköy Emek Tiyatrosu olarak değişti. Mesele sakinledi. 
Kadıköy Emek Tiyatrosu sahibi Pınar Yıldırım o dönemde Tiyatrokare ile Fosforlu Müzikali'nde bir sezon oynamıştı. Tiyatrokare ikinci sezonda, alay eder gibi, Grand Pera Emek Sahnesi'nde oyun koymuştu. Pınar Yıldırım kadrodan bu nedenle ayrıldı -ayrılmak zorunda bırakıldı-.
Fotoğrafın sahibini bulamadığım için üzgünüm, bulur bulmaz ekleyeceğim.
Grand Pera Emek Sahnesi benim için yasaklı; ara sıra hangi ekipler oynuyor diye bakıp o oyunları kara listeye alıyorum.
Artı Sahne, Grand Pera Emek Sahnesinden daha bir yasaklı benim için. Sami Yen arazisinin kullanım hakkından feragat eden Galatasaray yöneticileri ve buna zorunlu bırakan devlet yetkilileri, önce Galatasaray taraftarına, sonra Mecidiyeköy'de nadir bulunan (artık hiç bulunmayan) afet toplanma yerini elinden alarak halka büyük haksızlık etti. Devlet, oraya bakabilsin diye yıllar önce Galatasaray yöneticilerinin sattığı araziyi, şaibeli ilişkileri olan Torunlar GYO'ya devretti. Torunlar GYO, çalışan mühendislerin  ve uzmanların uyarılarına rağmen işçi güvenliğini hiçe sayarak çalışmalarına devam etti. En nihayetinde 2014'te on bir işçinin can verdiği iş cinayeti yaşandı. Asıl suçlular yargılanmadılar ve olan yine -yakası mavi olsun, beyaz olsun- işçilere oldu. Galatasaray taraftarının hala saygı duruşuna geçtiği Sami Yen, anısı değil arazisi, artık bir bir mezar yeri; Torun Center bir mezar yeridir. 
Torun Center içindeki tiyatro sahnesi Artı Sahne'de oyunlara gitmiyorum; ara ara kimlerin oynadığına da bakıyorum. Geçtiğimiz sezonun en sevdiğim oyunu Joko'nun Doğum Günü'nü sahneleyen Yolcu Tiyatro'nun uzun süredir beklediğim yeni oyunu Kürklü Venüs'ü programda görünce, oyundan tamamen vazgeçtim. Artı Sahne'de oynadığı sürece Kürklü Venüs'ü Baba Sahne'de de seyretmeyeceğim.
"Bu oyunlara gitmiyorum, tamam da; sadece ben mi?" derken karşıma çıkan yazıda yalnız olmadığımı görmek beni çok mutlu etti. Moda Sahnesi'nin haklı isyanı görmezden gelmeyip programdan çekilmesi de, bize umut saçtı.
Tiyatrolar ve organizasyon firmaları orasının mezar yeri olduğunu bilmiyor olamaz; aksi halde Torun Center Artı Sahne yerine Mecidiyeköy Artı Sahne yazmazlardı.
Ben de The Mahmut ve Politeknik'e destek veriyorum ve gerçekten değer verdiğim Yolcu Tiyatro'ya, İstanbul Halk Tiyatrosu'na, Oyun Atölyesi'ne ve Mam'art Tiyatro'ya çağrıda bulunuyorum: Artı Sahne'de oyun oynamayın, bu suça ortak olmayın.
Sami Yen yıkıldığından beri Galatasaray taraftarı orada hep saygı duruşunda; şimdi halk ve tiyatrolar saygı duruşuna geçmeli. Mezarlıkta sahne olmaz. 
#BuSuçaOrtakOlmayın 
Utku
Yorum Yok