Perşembe, Haziran 30, 2016

Kitaba Uyanmak: Bir Yudum Kitap

Bir Yudum Kitap

Meraklı ve okuyan (sosyal medya takipçileri için değil; kendisi için okuyan) bir arkadaşımın profilinde denk geldiğim biryudumkitap girişimi beni hemen içine aldı.  Kayıt oldum ve hoş geldin pasajı hemen geldi: En çok okunan pasajlardan: Sicilya Konuşmaları, Elio Vittorini
Biryudumkitap ile e-postanıza (dolayısıyla mobil telefonunuza) her sabah (aşağı yukarı 07.00'de), her nevi yazarın her nevi kitabından bir pasaj gönderiliyor. e-postada pasaj ile birlikte kitabın yazarının, çeviri ise çevirmeninin, alınan yayınevinin bilgileri de paylaşılıyor. 

Kitaba Uyanmak

Uyanır uyanmaz, iki farklı e-posta hesabımdan hemen sonra sosyal medyaya bakıyorum. Malum, ülke yerinde duruyor mu?, diye kontrol ediyorum. Akabinde uyanmamdan epeyce önce gönderilen biryudumkitap'a göz gezdiriyorum. Uyumadan önce okunan kitaptansa bin kat daha zevkli olduğunu söyleyebilirim. 
Her gün okuyamıyorum elbette. Her yere geç kalma konusunda dünya markası ben, genelde yataktan fırlıyorum. Ancak bana bu e-postanın geldiğini bilmek güzel. Ara ara toplu okuyorum. 
Madem canım kitap okumak istiyor; toplu halde birbirinden farklı pasajlar okuyacağıma, bir kitap bitirmiş olayım; değil mi? Değil. 
Kitap bitirmenin ve yeni bir kitaba başlamanın biraz popüler bir tatmin olduğunu düşünüyorum. Önemli olan o yazarın sözcüklerine dokunmak. Bu noktada pasajında okumak bir şarkıysa, kitap okumak o şarkının içinde olduğu albüm. Albümü dinleyince şarkıyı daha iyi anlayabilirsiniz; ancak şarkı da başlı başına bir keyif vermez mi!

Metroda 2 Duraklık Bir Pasaj Arası

Belki de siz her sabah metroda yalnızca 2 durak sonra iniyorsunuzdur. 2 durak=tam 5 dakika, tam biryudumkitap pasajı kadar. 
Şato, Franz Kafka

Bir Kitabı Sevip Sevmeyeceğinize Karar Verme Şansı

Tüm bunların ötesinde biryudumkitap bir kitabı sevip sevmeyeceğimize karar vermenizi sağlayabilir. Yakın zamanda Edgar Allan Poe'nin kötü bir çevirisini okudum; şahane bir kitaptan oldum. Bu gibi durumlar için de ön analiz şansı (yol yakınken dönme) sunuyor. 

Hayat kısa, kuşlar uçuyor;
5 dakika nasıl da önemli!
Utku,

Bir Yudum Kitap bilgileri burada, buyurun: 
Yorum Yok

Pazartesi, Haziran 27, 2016

Hafta Sonu Tatili için Kredi mi Çekelim?

Pis İstanbullular Alaçatı'yı Mahvetti(!)

En sevdiğim klişe: Alaçatı'da İstanbullular mahvetti. Sanki biz yıllarca İstanbul'u mahvetmedik de, bi' pis, nalet onlar.
Olsun ben her sezon Alaçatı'ya gidip; bıkmadan, üşenmeden Alaçatı için üzülmeye devam ediyorum. Vay efendim, eski naifliği, butikliği kalmamış; taksiciler şımarmış, belediye müdahale etmeliymiş; yediğimiz balık, kalamar eskisi kadar iyi değilmiş; bi' de eskiden görsünlermiş falan filan.  Tamam küçüklüğümden beri Alaçatı'ya giderim ama 8 yaşında meyhanede meze seçmiyordum. Hele ki 8 yaşında gece kulüplerinden çıkıp taksiye binmişliğim yoktu. Alaçatı için üzülmeyi biraz abarttığım doğrudur.
Ohh,tatil! Halkidiki, Yunanistan

Hafta Sonu Tatili için Kredi mi Çekelim?

Yaz geldi, biraz dinlenelim, keyiflenelim diyerek hafta sonu için kendimize yer bakalım dedik. Alaçatı, Foça, Bozcaada derken, bir iki gün için yol, konaklama ve yemek masrafını Euro'ya çevirsek Avrupa şehirlerinde bir hafta tatil yapabileceğimizi fark ettik. Altı üstü hafta sonu denize bi' dalıp çıkacağız. 
Bir baktık Yunanistan'dayız. Zaten Türkiye'den ucuz ve temiz. Sahil şeridi kiralama modeli yalanıyla işgal ve talan edilmiyor. Yemek ve alkol ucuz.
Ülke politikası nedeniyle turizmin kan ağladığı belli; ancak bu bizim suçumuz değil. Hafta sonu tatil yapmak için kredi mi çekelim, n'apalım?

Akdeniz şeridini gözden çıkaralı çok olmuştu. Ailemin yanına ziyarete gitmesem Ege şeridini tamamen gözden çıkarabilirim. Bana Ege Denizi olsun yeter. Ha Türkiye, ha Yunanistan. Ege Denizi değil mi en nihayetinde. Büyük başkan Çipras'ın da dediği gibi, Ege Denizi ne Türklerin, ne Yunanlılarındır; Ege Denizi balıklarındır
NOT: Böyle giderse annemlerle Midilli'de buluşacağız.

Nerelisin diye sorulduğunda, Egeliyim diye cevap veren Utku;
Yorum Yok

Perşembe, Haziran 23, 2016

Kütahya'da Nordik Tasarımlar: Kadir'in Atölyesi

Fark ettim ki hediye önerilerine biraz ara vermişim. Bu esnada tasarımcıları takip etmiyor değilim. Size bu hafta Kütahya'dan Nordik tarz tasarımlar buldum.

Kütahya'da Nordik Tasarımlar

Kontula Masif Duvar Rafı
Kontula Masif Duvar Rafı
Dünyayı trendi ile kasıp kavuran sokaktaki paletleri eve getirip bir zımpara atıp masa yapalım modası tasarımcılarının profesyonel olanı Kadir'in Atölyesi. Yaptıkları işi şu şekilde anlatıyorlar:
"Atölyemizde Finlandiya'da yıllar önce başlayan "kierrättää" akımını destekleyen tasarımlar üretilmektedir.Kierrättää, çevrildiğinde geri dönüşüm anlamına gelmektedir. Fin evlerinde sıkça rastlayabileceğimiz meyve kasası ve palet tarzındaki ürünlerden mobilyalar üretilmesiyle evlerde doğaya verilen önem vurgulanır, ayrıca modern olduğu kadar minimalist bir tarz oluşturur." 
Bu durumda kelime haznemize okunuşu "Kiyerettea" gibi bir şey olan bir kelime daha girmiş oldu. (Tahmin edebileceğiniz gibi "Kierrättää" kelimesini Google Translate'de sesli çevirdim.)
Uzun süredir takip ettiğim, ara ara yeni bir şeyler var mı diyerek stalkladığım Kadir'in Atölyesi'ni haftanın markasını ve Kadir Bey'i haftanın tasarımcısı seçmek isterim. Tasarım Kadir Bey'dense kolektif bir iş gibi görünüyor aslına bakarsanız. 
Kadir'in Atölyesi'ne bir göz gezdirmenizi öneririm. Modern ve trendi tasarımlarından edinmek isteyebilirsiniz. Benim favorilerimden büyüme tahtası:
Kontula Masif Büyüme Tahtası
Kontula Masif Büyüme Tahtası

Kadir'in Atölyesi iletişim bilgileri:
http://www.kadirinatolyesi.com/
https://www.facebook.com/kadirinatolyesi1962

Haftanın tasarımcısı seçilmiştir efe'm..
Hangisine bakacağını bilemeyen Utku,
 Diğer alternatif hediyeler için bir tık

2 Yorum

Pazartesi, Haziran 20, 2016

Şehirde Bisiklet Çok Güzel

İşe, okula bisikletle gitmeye başlayan şahane kadınlar var artık. Günün her saatinde onlara sokakta rastlamak mümkün, Eti Sarı Bisiklet gibi kampanyalarla daha motive oluyor, birbirlerinden destek alıyorlar. 
"Eteğin açılır, topuklu ayakkabı ile kullanamazsın, iş kıyafetine yakışmaz" laflarına inat; şehirde bisiklet çok güzel. Yaşasın bisikletini yaşamının bir parçası yapmış kadınlar!
Size, belki özendirir diye düşünerek süslü püslü bisiklet aksesuar örnekleri hazırladım.
Şehir bisikleti denince akla ilk gelen aksesuar: 

Elbette hasır sepet ve hasır sepete en çok yakışan: çiçek

   

Balon da iyi fikir

Bisikletin muhtelif yerlerine takılabilir: içecek tutacağı

  

Havalı mı havalı: bisiklet zili

  

En az bisiklet zili kadar havalı: renkli kask

Bisikletin tekerine takılabilir: dantel veya neon ışıklar


  

Eşyalarınızı saklayabileceğiniz: çantalar




  

Bisikletlerde el boyaması. Bunun için Sharpie gibi kalemler var:



Geçtiğimiz aylarda gittiğim Amsterdam'da yıllar sonra ilk kez bisiklet kullandım ve bisiklet kullanmanın unutulmasının mümkün olmadığını öğrenmiş oldum. Amsterdam'a oldukça yakın Zaanse Schans'a gittiğimizde bisiklet üzerine yapılan aksesuarları görünce koşarak İstanbul'a dönüp bisiklet almak istedim. Yolunuz düşerse, özellikle bisiklet zillerine bakmanızı öneririm.

Sarı Bisiklet Instgram hesabı için:
Güzel bisikletler demişken, İzmir'in kadınları kadar güzel olan Süslü Kadınlar Bisiklet Turu etkinliğine göz gezdirmenizi öneririm:



Güzel bisikletlerin devamı için: 

Yorum Yok

Pazartesi, Haziran 13, 2016

Avusturalyalı Bir Parizyen: Catherine Baba

Avusturalyalı Bir Parizyen: Catherine Baba

Catherine Baba. O bir Parizyen. Avusturalyalı ancak Paris'e aşık. Ee, tabi Paris de ona. "Kolumda onlar olmadan evden çıkarsam çıplakmışım gibi hissederim." diyecek kadar stiline bağlı. 

İlham Verici İkonik Bir Stil

İlham verici ikonik stili ile moda devlerine danışmanlık verdiği gibi, moda haftalarında dikkatleri üzerine çekiyor. Modaya yön veriyor, ama bir moda figürü değil. Dün vardı, bugün var, yarın da olacak. Onun bir yaşı yok. Kendisi, stili gibi zamansız. Her ne kadar stilini 1920'ler olarak tanımlasa da; stili 1920'lerden ışınlanmış ancak 2010'lara evrilmiş. 

Şehir, Stil ve Bisiklet

Stilini ayakkabı, bilezik, etek ile sınırlamak büyük haksızlık olur. Kürk mantolar, stiletto ayakkabılar, turbanlar, eşarplar, büyük retro gözlükler ve tabi ki bisikleti onun değişmez parçaları. 


Stil tam o olarak bu değil mi: Yalnızca saç, makyaj, kıyafetle değil; yaşamınla da bütünlüğü oluşturabilmek.
21. yüzyılın en iyi tarifini belki de o yaptı: Konuşkan verimsizlik(Burada)

Catherine Baba'yı takip etmek için: 

J'adore;
Utku


 http://www.renkikindileri.com/search/label/Stil

Yorum Yok

Pazartesi, Haziran 06, 2016

Bugün Anarşizm, Yarın Kahramanlık

Kerimoğlu Zeybeği Hikayesi

***Türkünün hikayesini türkünün eşiliğinde okuyunuz. Elbette Tolga Çandar'ın sesinden.***

Osmanlının son zamanlarında, 1800'lü yılların sonunda, Muğla'nın Pisi (şimdilerde Yeşilyurt) köyünde abisi Kerimoğlu Hüseyin Efe ve anneleri Hatice ile yaşayan Kerimoğlu Eyüp Efe hikayesidir: Abisi Kerimoğlu Hüseyin Efe, Osmanlı'nın tekelde tuttuğu tütün işine karşı çıktığı ve tütününü Osmanlı'nın zorunlu tuttuğu reji dışında başka bir yere sattığı için muhtarla papaz olur, muhtar her fırsatta aileyi taciz eder.
Ressam Mustafa Ali Kasap'tan
Günlerden bir gün düğün yerinde muhtar İzzet Aga ile  Kerimoğlu Eyüp Efe arasında oyuna kalkma kavgası çıkar. Derler ki, düğün yerinde köyün ileri gelenlerinden (para babaları) biri oyuna kalktı mı, diğerleri izler, oyunun üzerine oyuna kalkmak karşıdakine saygısızlık olarak görülürmüş. Malum Kerimoğlu Eyüp Efe, oyuna davetsiz kalkar ve muhtarın müdahalesi ile karşılaşır. Muhtar İzzet Aga'nın ters çıkışı, yılların tacizi ile birleşir ve sonunda kavga başlar. Silahlar çekilir, Kerimoğlu Eyüp Efe muhtar İzzet Aga'yı yaralar ve düğün yerinden kaçmak zorunda kalır. Yolda yakalanır, feci şekilde dövülür. Kerimoğlu Eyüp Efe'nin annesi oğlunu sırtlanarak eve getirir. Bu kez de muhtar İzzet Aga zaptiyeye haber vermiştir. Zaptiye evde sıkıştırır, çıkan çatışmada Kerimoğlu Eyüp Efe zaptiyelerden birini öldürür. Artık dağa çıkmaktan başka çaresi kalmaz.
Zaptiyeler kendilerinin başa çıkamayacağını anlayınca, Kör Arap namlı İsmail Aga'dan yardım ister. İsmail Aga, Kerimoğlu Eyüp Efe'nin yerini öğrenir ve uykuda katleder.

Bugün Anarşizm, Yarın Kahramanlık

Neredeyse tüm Ege türkülerinde olduğu gibi, gözü pek ve herkesçe sevilen genç, zalimin zulmüne, baskısına yenilmiştir. Kulağa savaş kahramanlığı gibi gelen türkü, basbayağı anarşist bir garibin (ya da yiğidin) hikayesidir. Sisteme, tekele karşı çıkan, yine bu sistemin yıllarca tacizine uğrayan kahramanımız gençliğinin ateşiyle fevri davranır ve sonunda genç yaşında kahramanlığı ile türkülere konu olur. 

Zalim Hep Zalim, Yiğit Hep Yiğit

Ressam Mustafa Ali Kasap'tan
150 yıl önce tekele karşı çıktığı için bedel ödeyen Egeliye türkü yakıldı ve biz hala dinliyoruz. 150 yıl sonra da bugünlerde Karadeniz'de, Akdeniz'de, Güneydoğu'da düşen yiğitlere yakılan türküler dinlenecek. Türküler yalan söylemez.
Dik başlı efem, dizlerimizi yere vura vura seni anıyoruz.
***
"Oyna len de Kör Arabım, sen oyna
Senden başka yiğit kalmadı"

Senden başka yiğit kalmadı de'mi Kör Arap! Hala insafsızsın. Hala zalimsin. 
***
Yazıyı yazarken türküyü loopa aldığı için koşarak Salihli'ye gitmek isteyen Utku
Yorum Yok

Perşembe, Haziran 02, 2016

Tek Başına Tatile Çıkmak

Yıllardır hayalini kurduğum ama cesaret edemediğim "deneyimi" 30. yaş günümde kendime hediye ettim: tek başına tatile çıktım. Tatil planımdan bir hafta öncesinde kafama koymuşum; ancak etrafımdaki herkes gibi yapamayacağıma o kadar emindim ki, son ana kadar plan yapamadım. 
Altı üstü iki günlüğüne İzmir'den bile daha yakın olan Selanik'e gidecektim. 
Yanıma alacaklarımı bile evden çıkmadan hemen önce hazırladım, biletimi de son dakikada aldım. Otel odasını yolda kiraladım. Bir ay önce Amsterdam'da kaybolmamak için indirdiğim çevrim dışı harita uygulamasına Selanik haritasını yükledim, gezmek istediğim yerleri ve otelimi de yine yolda işaretledim. 
 Kavala
Kavala,Yunanistan
Sonuç olarak, farklı bir deneyime kendimi attım. 
***

Tek başına tatile çıkmanın nefis tarafları var:

Zaten dar olan zamanınızı sadece sizin görmek istediğiniz yerlerde geçirebiliyorsunuz.

Şehir müzelerini gezmek herkese zevk vermediği için, dışarıda arkadaşlarımın beklediğini bilmek hep hızlanmama ya da müzelere hiç girmememe neden oluyor. Selanik'in müzecilik anlayışını çok sevdim ve arkeoloji müzesini saatlerce gezdim. Müze kapanmasaydı; daha da yavaş gezebilirdim. Türkçe hazırlanmış broşürün yanında, tüm arkeolojik kalıntıların ayrıntılı İngilizce anlatımı var. Ayrıca kordondaki Beyaz Kule'nin Selanik tarihi ile ilgili ayrıntılarını Türkçe ses kaydı ile de vermişler. Selanik planınınız varsa Beyaz Kule'den başlamanızı öneririm.

Spontane plan yapabiliyorsunuz.

Tesadüfen yanından geçtiğim amfi tiyatroda halkın etkinliğine katıldım (Yunanca olduğu için hiçbir şey anlamadım, Makedonya Dayanışma Gecesi gibi bir şeydi bence). Biramı aldım, sigaramı yaktım; sadece müzik dinledim. Keza iki gün boyunca merak ettiğim diğer her yere (dükkan, kilise, bar,vb) kafamı uzattım.

Başkaları ile tanışırken daha rahat olabiliyorsunuz.

İnsanlarla ne diyeceğini düşünmeden sohbet ettim. Bir sürü şey öğrendim ve öğrettim (öyle tahmin ediyorum). Yanımda arkadaşım varken, bir başkasına ihtiyaç duymuyorum; bu da daha konservatif bir zaman geçirmeme neden oluyor. Arkadaşlarımla gitseydim, o gün tanıştığım 3 farklı ülkeden kişilerle biramı tokuşturamazdım, sanırım.

Anı, şehri, insanları, profilleri ve lezzetleri tüm ilginizle yaşayabiliyorsunuz. 

 Selanik
Selanik, Yunanistan

Yaklaşık 3 yıl önce de Yunanistan'a gitmiştim; birbirimize bu kadar benzediğimizi bu gittiğimde fark ettim. Fotoğraf makinem çantamda olduğu zamanlarda, herkes Yunanca konuştu benimle, hatta adres soran bir sürü kişi oldu. İki gün boyunca sadece şehri, gelip geçen insanları izledim. Daha önce işaretlediğim yerlerde yemekler yedim, tüm odağım yediğim yemekte, içtiğim biradaydı. 

Tüm sorumlulukları aldığınız için tatil dönüşünde daha cesur ve atak bir insan oluyorsunuz. 

"Ayy ben yapamam." dediğim bir şey yaptım tek başına tatil yaparak. Dilini hiç bilmediğim bir ülkeye gittim ve çok da iyi olmadığını düşündüğüm İngilizcemle iki günümü geçirdim. Hatta ikinci gün İngilizce bilmeyen çokça insanla karşılaştığım Kavala'ya gittim. İstanbul'a döndüğümde kendime olan güvenim 1-2 seviye artmıştı. 
***
4-5 günün üstünde tek başına tatil yapsam sıkılabilirdim belki de; ama 2 gün kafamı boşaltmama çok iyi yardımcı oldu. Hatta kendime rakı sofrası bile kurdum. Kendi kendime memleketi kurtardım. İşe bisikletle gidip gelmeye orada karar verdim.
***
Sorun yaşamamamın birkaç nedeni olduğunu düşünüyorum:
  • Sırt çantama çok az eşya koydum, hiçbir yere ve kişiye bağlı kalmadım. 
  • 3 saat yürüyüp yarım saat dinlenerek farklı yemekler yedim ve farklı biralar içtim. Bir taraftan da telefonumu şarj ettim. Oturduğum yerleri ya daha önceden haritada işaretlemiştim, ya da o anda paşa gönlüm oraya oturmak istedi.
  • Tatili yurt dışında yaptığım için, daha güvende olduğumu söyleyebilirim. Cennet vatanımcılar, sorry!
  • CityMaps2Go uygulamasına Selanik haritasını yükledim ve bloggerlerden mekan önerisi aldım. 
  • Yanıma 1-2 tane haftalık dergi aldım. Uzun molalarımda bana eşlik ettiler.
  • İngilizce bilmeyenlere derdimi Türkçe anlattım, daha kolay iletişim kurduk. (:
Tek başına gezen bunca gezgin ve gezi bloggeri varken, benim 2 günlük Selanik tatilimin lafı olmaz elbette. Ancak aslında kendi çapımda bir "çılgınlık" yaptım. Yine olsa yine yaparım. Hatta başka şehirlere bakmaya başladım bile. Arkadaşlarla, aileyle, sevgiliyle tatil yapmanın keyfi başka olsa da, bir kez dahi olsa tek başınıza tatil yapmanızı öneriyorum. "Ölmeden önce yapmanız gereken 100 şey" listesine ekleyin, derim. Hatta Selanik bu konuda iyi başlangıç olabilir. 

Tatil olsa da gitsek diyen Utku
Yorum Yok