Salı, Mart 29, 2016

Çocuğunuzu Solaryuma Sokmaya Ne Dersiniz?

Gün geçmiyor ki; Utku dertsiz başına bir dert, daha açmasın. Dert ki ne dert; yakında mağarada yaşayıp avlanmaya başlayacağım. 

Gıda Işınlaması / Radurizasyon Nedir?

Gıda ışınlaması, mikroorganizmaları yok etmek, gıdalardaki filizlenmeyi ve olgunlaşmayı engellemek ve gıdaların raf ömrünü uzatmak amacıyla ışınlamadır. Kuru bakliyat, baharat, kuru yemiş,vs uygun koşullarda uzun süre saklanabilen gıdaların endüstrileşerek daha da uzun süre rafta kalmasını sağlar. (Burada sağlar yerine neden olur çok daha iyi bir sözcük olacak.)
Radurizasyon işlemi, 1980 yılında Hollanda'da, ambalajlarda tüketiciyi bilinçlendirmek ve haberdar etmek üzere amblemleşmiştir. 
Gıda Işınlama Radura
Sağdaki yeşil amblem: Radura

Radura ve Helal Gıda

Elbette ki öğrenir öğrenmez, mutfağa koştum ve kavanoza girmeyi bekleyen paket baharatlara baktım.
İki farklı baharat markasının paketleri vardı dolapta. İsminin üzerine çizik attığım markalar olmasına rağmen, baharat alırken çok da dikkat ederek aldığımı söyleyemem. Bir markada bu amblem yokken, diğerinde vardı. Ve dikkatimi çeken bir başka amblem ise, Radura ambleminin olduğu pakette Arap ve Latin alfabeleri ile Arapça HALAL yazısının olduğunu helal ürünlerden yapıldığına dair amblemdi. Işınlamanın haram olduğuna dair bir bilgi geçilmemiş sanırım.
Hll spr dvm.

Çocuğunuzu Solaryumda Hayal Edin

Gıdanın üretildikten sonra toplanma, saklanma, paketlenme, rafta kalma, eve girme, bir de evin rafında kalma, sofraya gelme süresi uzun bir zaman zarfı. Elbette bu gıdaları tüketmek için bazı işlemlerden geçmesini kabul edebilirsiniz. Ancak bu işlemler her geçen gün daha artmaya başladı. Kontrol etmek epeyce zorlaştı. Markalara ve devletin kontrol mekanizmasına güvenmek size kalmış.
Kanser vakalarının artmasını başka bir yerde aramamak gerek.
Şöyle düşünün: 
Çocuklarınızı solaryuma soktuğunuzu düşünün. Düşünmek bile istemediğinizi tahmin ediyorum. O zaman neden radurizasyona uğramış besinleri tabağına koyuyorsunuz?

Basit Anlatım ile: Neden Artık Pirinçlerde Taş Yok?

Uludağ Sözlük yazarının Radura ile ilgili güzel bir tespiti var: 

"pirinç ayıklama eyleminin artık neden gerçekleştirmiyoruz merak eden varsa cevap ışınlanma. aslında bu bedenin kaldırabileceği derecede bir ışınlanma olsa da haftada ne kadar yediğinize bağlı. "

*Hacettepe Üniversitesi'nin konuyla ilgili bilgilendirmesi ve raporu:

Yorum Yok

Pazar, Mart 27, 2016

Alternatif Hediye Önerisi: Kağıthane'den Tarihsiz Masa Bloknot

Kitap Seven Son Romantik Neslin Yılmaz Neferi

Kim bizim Y jenerasyonu olmamız itibariyle dijitalleştiğimizi iddia ettiyse halt etmiş. Biz kokusunu hissederek, sayfalarını hafiften ıslattığımız işaret parmağımızla çevirerek kitap okuyan son romantik nesiliz. Bloglar güzel ama; bi' fanzin değil. S-pen nefis; ama renkli kalemler bambaşka.
Hele ki benim gibi, inatla kişisel randevu defterini ve muhasebe defterini tutan birisi için. Üstelik ben yazmadan anlamıyorum. Bilmemkaçyüzbinyuroluk iş yapacağız, Utku Hanım deftere proje takvimini çiziyor. 

Her Nevi Kağıtçı Kağıthane

 http://www.kagithane.com.tr/urun/kara-kapli-defter_570.aspx?CatId=182
Küçük defterler
Mütemadiyen defter bakıyorum, alıyorum. Bu defterlerden birisini ismiyle müsemma Kağıthane'den, her nevi kağıtçıdan edindim. Takvim, defter,vb ofis gereçlerine gösterdiğime bakmayın. Romantik sevgililere Sevgililik Diploması, şaraptan anlayan arkadaşa şişe askısı, boyun askısı  ya da memleket özlemi çeken Gaziantepli arkadaşa baklava şeklinde bardak altlığı alabilirsiniz. 
 Silüet Takvim
 Silüet Takvim
Tarihsiz Masa Bloknotu
Tarihsiz Masa Bloknot

Beğendiğim ürünlerden bir başkası aşağıdaki bez çanta. Bez çantalar, diğer çantaların içinde kolayca saklanıyor, işten dönerken uğradığımız bakkal/marketten aldıklarımızı kolayca taşıyor. Şehir trendi: Naylon poşet out, bez çanta in. Ben yakın zamana kadar, kendi yaptığım bir çanta kullanıyordum; şimdilerde, kardeşimin birkaç hafta önce Berlin'den getirdiği festival temalı bez çantayı kullanmaya başladım. 
Bakkal Çantası
Bakkal Çantası

Böylelikle haftanın alternatif hediye önerisi tarafınıza sunuyorum: Kağıthane'den yılın ilk 3 ayı tamamlanmışken Tarihsiz Masa Bloknot.

Kağıthane web sitesi için: http://www.kagithane.com.tr/
Kağıthane Facebook adresi için: https://www.facebook.com/Ka%C4%9F%C4%B1thane-Houseofpaper-199443826753207/
Kağıthane Instagram adresi için: https://www.instagram.com/kagithane/

 Renk İkindileri Alternatif Hediyeler

Yorum Yok

Cuma, Mart 25, 2016

Jeotermal mi, Doğal Gaz mı?

Gündemden kendimi uzak tutmak için ya kokaine başlayacaktım ya da kendime ödev verecektim. Kokain pahalı diye düşünerek kendime ödev vermeye karar verdim. İşsizlikte bir dünya markası olduğum için -ne jeofizikten, ne de enerjiden anlayan ben- oturdum, SIRADAN VATANDAŞ gözüyle jeotermali incelemeye başladım.

Evvela belirtmem gerekir ki: Doğalgaz değil, doğal gaz. Makale, rapor yayınlarken, broşür hazırlarken, fatura düzenlerken, TDK'ye sormak çok da zor değil. Kaldı ki, dijital ortamda standart düzenlemeler de mevcut. Zor değil, yani.
Jeotermal mi, doğal gaz mı?

Jeotermal Enerji Nedir? Doğal Gaz Nedir?

Jeotermal Enerji, yer kabuğunun altında birikmiş ısının oluşturduğu, kimyasallar içeren sıcak su, buhar ve gazların enerjisidir. (Kaynak: Vikipedi)
Doğal Gaz ise, yer kabuğunun içindeki fosil kaynaklı bir çeşit yanıcı gaz karışımıdır. Bir petrol türevidir. Metan gazı, etan, propan, bütan, karbondioksit, azot, helyum, hidrojen sülfürden oluşur. (Kaynak: Vikipedi)


*Aşağıdaki karşılaştırmaları yaparken, yalnızca ısınmayı örnek olarak aldım.

Jeotermal mi, Doğal Gaz mı?

Sonucunu herkesin bildiği, engel olmak için kimsenin bir şey yapamayacağı bir karşılaştırma tablosudur:

Türkiye'de Kırklareli, Mardin gibi farklı bölgelerde doğal gaz bulunmuş ve sanayide kullanıma geçirilmiş olmasına rağmen, yeterli olmaması nedeniyle yurt dışından belirli sözleşmeler kapsamında ithal edilmeye başlanmıştır. İthal edilen doğal gazın büyük bölümünün Rusya ve İran'dan olduğunu söylemeye gerek yok sanırım.
Jeotermal ise özellikle Ege bölgesinin neredeyse her noktasında ve Anadolu'nun farklı bölgelerinde ulaşılabilir durumdadır.
Bu farktan çıkarılacak sonuç: Jeotermalin öz kaynak olması değil de nedir?
Türkiye'nin jeotermal haritası
Türkiye'nin jeotermal haritası
Jeotermal sistemlerde, ısı kullanıldıktan sonra su ve buharın borular yardımı ile yer kabuğuna geri verilir.(Renjeksiyon) Böylelikle göz ardı edilebilecek kadar küçük bir kayıp dışında yüz yıllar boyunca aynı enerji kullanılmaya devam edilir. Doğal gaz ise bu bakımdan kullan attır. Yani jeotermal, sürdürülebilir, yenilenebilir ve tükenmezdir.

Jeotermal ısınma fiyatları dövizden bağımsız TÜFE'ye bağlı olarak değişirDoğal gaz ise, doğrudan dövize bağlı olarak düzenlenir. Dövizin Reyhanlı'dan bu yana ne denli arttığını hatırlatayım. (Dolar Reyhanlı'dan bu  yana (2016, Mart) yaklaşık %61 arttı.) 

Jeotermal, yangın ve patlama riski taşımadığı gibi zehirlenmeye de neden olmaz. Bu ne demek oluyor? Jeotermal güvenlidir. Doğal gaz elbette değildir, aksi halde İGDAŞ sıklıkla uyarı amaçlı sms atmazdı.

Jeotermal göz ardı edilebilecek kadar çok düşük oranda karbondioksit salınımı yapar. Tahmin edebileceğiniz gibi, doğal gaz bu kötülüğü bol bol yapar.
"Bir evin jeotermal yerine, fosil yakıtlar (doğal gaz gibi) ile ısıtılması 6 aracın egzoz salınımı kirliliğine eşittir." diyolla. 
Çevre dostu olanın, hangisi olduğunu yazayım mı?

Füsun Tut Haklıdır Hocam ne diyor?




Neden doğal gaz yerine jeotermal? Toparlıyorum:


  1. Temiz
  2. Öz kaynak
  3. Ucuz
  4. Çevreye duyarlı
  5. Yenilebilir
  6. Sürdürülebilir
  7. Güvenli
Şimdi soruyorum: Evinizi hangisiylen ısıtmak istersiniz? A. Pahalı, çevreye duyarsız, güvenli olmayan doğal gaz ilen mi?...
B - B - B


Sanayide ve evde jeotermal (ya da güneş, rüzgar, vb) enerjinin  kullanılması, var olan sistemlerin iyileştirilmesi, yeni açılacak sistemlerin (santrallerin) tarıma uygun verimli topraklarda kurulmaması temennilerimle,
Kafasını dağıtmazsa kokainman olacak olan Utku

Kaynakça:
http://www.enerji.gov.tr/tr-TR/Sayfalar/Jeotermal
http://www.enerji.gov.tr/tr-TR/Sayfalar/Dogal-Gaz
http://www.izmirjeotermal.com.tr/
http://www.tcmb.gov.tr/
http://www.mta.gov.tr/v2.0/daire-baskanliklari/enerji/index.php?id=jeotermal_potansiyel
2 Yorum

Perşembe, Mart 10, 2016

Geçer Geçer, 2. Derece Yanık İzi de Geçer

Bundan üç yıl önce, bacağıma kızgın yağ döküldü. Yaklaşık 25 cm kadar büyük bir alanda 2. derece yanık oldu. Canım çok acımadı ama izini geçirmek kolay olmadı. (Canım pek kıymetli değildir; evet, dövme yaptırmak da kolay bi' şey benim için) Şimdi belli belirsiz bir iz var. Sadece yakından ve dikkatli bakılınca anlaşılıyor.

Yeni Dönem Doktorların Ticari Kaygısı

Açık yaranın kapanmasından bu güne kadarki süreçte birden fazla ilaç ve tedavi uyguladık. Doktorlarla kullandığımız ilaçların bir kısmı hiç işe yaramadı; doktorların ticari kaygılarından kaynaklandığını düşünüyorum. Bu yüzden herhangi bir tedavi için mutlaka birden fazla doktora giderim.
Yeni dönem doktorların ticari kaygısından ne zaman bahsetsek; doktor arkadaşlarımın "Her doktor öyle değil! Ne yani para kazanmayalım mı! Biz kaç yıl okuyoruz! Günde kaç saat çalışıyoruz!" gibi ünlem bombardımanlarına uğruyorum. Kısa süreli dahi olsa, tecrübelerim olumlu değil, sorry.
renk-ikindileri
Tabii ki yanık görseli eklemeyecektim.

Yanık İzi Nasıl Geçer?

Doktorunuz tabi ki söyleyecek, ama ben yine de yazayım: yaranızın kesinlikle güneş görmemesi gerekiyor, ki yara izi sabitlenmesin. Maksi eteklerin ve diz altı çorap trendini kullanarak 2 yazı bu şekilde geçirdim. Polyester (naylon) kumaşa direkt temas etmemesini öneririm. Yara ne kadar kapansa da, tahriş olup eski haline dönebilir. Bir de olabildiğince bol suyla yıkayın.

Yanık İzi Tedavisinde 3 Doğal Yöntem

5 tane reçeteli ilaç kullandım, ancak hiçbiri izin azalmasını sağlamadı. Benim için zaman ve para kaybı oldu sadece. En iyisi doğal ürünler oldu:

Birinci yöntem olarak, Teyzemin yoğun ısrarları sonunda yumurta yağı kullanmaya başladım. 20 tane yumurtadan (gerçek yumurta, market ürünü değil) 5 cl lik bir yağ çıkıyor. Katran gibi siyah ve kıvamlı. Vazgeçtiğiniz bir tavada yaklaşık bir saat çevirmeniz gerekiyor ki, zahmetli bir iş. 2,5 yaşında geçirdiğim bir rahatsızlıktan dolayı aylarca hastanede yatmışım ve halk arasında "yatak yarası" denilen yaralar oluşmuş sırtımda. Hemşireler de sırtıma sürekli yumurta sürerek geçmesini sağlamışlar. Tabi ki 2,5 yaşımda yaraların iyileşmesi çok kolay olmuş, şu anda bu yaralardan hiç iz yok.
Bu yağı olabildiğince sürmek ve sürekli yaranın üzerinde kalmasını sağlamak gerekiyor. Bu da iş yerinde ve/ya sokakta kullanırken zorluk çıkarıyor. Ayrıca sokak hayvanları yaranızın çok lezzetli olduğunu düşünebiliyor. Bu yüzden kullanmayı bıraktım. Kalan yağı evde tutuyorum, ufak tefek yaralarda kullanıyorum.

İkinci yöntem, eşit oranda pirinç unu,  yoğurt ve üzüm sirkesini karıştırıp yaranın üzerinde 20 dakika kadar bekletip ılık suyla yıkamak. İzin azalmasında en etkili yöntem bu oldu. Günde iki kez yapmak yetiyor, sürekli üzerinde bekletmeye gerek yok; ancak bu tedavinin kötü tarafı da yoğun sirke kokusundan dolayı her zaman yapılamıyor. Ağda lekeleri için kullanılıyormuş, belki işinize yarar. 

Üçüncü yöntem ki benim en sevdiğim, sarı kantaron çiçeği yağı. Eczacı bir (canım) arkadaşımın önerisi ile bu yağı hazırladık. Kendisi, yeni doğan kızının poposuna pişik kremi olarak kullanıyordu. Sarı kantaron çiçeğini zeytin yağının içinde direkt güneş ışığı alan bir yerde 2 ay bekletiyorsunuz, iki ayın sonunda istediğiniz şekilde kullanıyorsunuz. Sarı kantaronu bir dağ köyünden getirtik, yağ da zaten bizim yaptırdığımız yağ. Yine market ürünü değil, eminim etkisinde daha fazla fayda sağlamıştır. Evden çıkarken istediğim şekilde, rahatça sürüyorum. Böylece zamanımı almıyor. Hatta bu yağı duştan hemen sonra tüm vücuduma kullanıyorum. Kuru cildime en iyi gelen ürün oldu.

Elbette lazer tedavisi de çok etkili bir yöntem. Ancak yara izinin artma ihtimali de var. Karar size bırakılıyor bu durumlarda.
Umarım başınıza bu tip bir durum gelmez, gelirse de artık hazırlıklısınız.

MUTLAK NOT: Bu yöntemler benim kullandığım ve olumlu bulduğum yöntemler. Belli ki, bu ürünlerin hiçbirisine alerjim yokmuş. Kullanırken, sorup soruşturmanızı, ticari kaygısı olmadığını bildiğiniz doktorunuza danışmanınızı öneririm. Haklılar, kaç yıl bu işi okuyorlar. 

 Sağlıklı yaşam

2 Yorum

Salı, Mart 08, 2016

Dünya Emekçi Kadınlar Günümüz Kutlu Olsun

Tarihin İlk Yazılımcısı Ada Lovelace

Tarihin ilk yazılımcısının bir kadın olduğunu biliyor musunuz?: Ada Lovelace 
Ada Lovelace
Ada Lovelace
Lovelace kontesi olan Ada Lovelace; güzel görünen, zor bir aile hayatının içinde kendisini programlamada bulur.
Charles Babage'nin analitik makinesi üzerinde çalışmalar yapar, programlamanın ilk adımlarını atar. Döngü ve rutin kavramlarını ilk kez kendisi kullanır. 1970 yılında Ada isimli programlama dili kendisine ithafen yazılır. 
7 Ekim, her yıl Ada Lovelace Günü olarak kutlanır, kendisi bu sayede anılır.
1997'de Conceiving Ada filminde Tilda Swinton tarafından canlandırılırır. 
Kendisi ilk kadın yazılımcı değil; İLK YAZILIMCIdır. 

Tüm Dünya Meseleleri İnsan İşidir

Kadın cinayetleri, tecavüzler, tacizler varken güzel, zengin, yazılımcı bir kadından bahsederek Dünya Emekçi Kadınlar Gününü kutlamak neyin nesi? İşin temeli. Ortamlarda kadın meselelerinden bahsederken, çok entelektüel olan abiler, mesele işe gelince, "Evlenir, hamile kalır, çalışamaz." demeye başlıyor. Doğumun bir mucize olduğunun farkındayız. Ancak bu durumu kötüye kullanmak, kadını baskılamak, takdir eder (takdir etmek de neyse!) görünüp psikolojik tacizde bulunmak kabul edilemez.
Yazılım zeka işidir, bu yüzden erkek işidir. 
Yazılımcı uyumaz, bu yüzden erkek işidir. 
Yazılımcının mesai saati ve lokasyonu yoktur, bu yüzden erkek işidir. 
Tüm bu fikirlere inat, yazılım insan işidir. Diğer tüm dünya meseleleri gibi. 

Ada Lovelace hakkında: https://tr.wikipedia.org/wiki/Ada_Lovelace

Küçük not: Yazılım sektöründe, %53ü kadın personel olan bir firmada çalışıyorum. Başarımızın %53'ü kadınların sayesinde. Yaşasın kadın yazılımcılar!

Emekçi Utku
2 Yorum

Cumartesi, Mart 05, 2016

Tanya'yı Bilir misiniz?

Tanya'yı Bilir misiniz?

Tanya'yı bilir misiniz? Asıl adı Zoya Kosmodemyanskaya. Faşistlere karşı, yurtsever duruşuyla mücadele eden gencecik bir kız. Bu topraklardan çok uzakta, Rusya'da. Bu tarihten çok uzakta, 75 yıl önce.
Mücadelesi, fiziksel olarak, henüz 18 yaşındayken, ibreti alem olsun diye, göğsünde Partizan yazısıyla idam edildiğinde bitti. Manevi mücadelesi hala devam etmekte.
Tanya mücadele etti, Nazım yazdı. 
Tanya'nın hikayesi yüreğimizi dağladı. Tanya, bizde hem can acıtıcı, hem de umut verici bir hikaye olarak kaldı.

Altkat Sanat'tan Tanya Performansı

Altkat Sanat Tanya
Görsel http://www.altkatsanat.com/ 'dan
Daha önce hiçbir performanslarını izleme şansı bulamadığım Altkat Sanat oyuncularının 1 bilet 2 oyun kapsamında Tanya performansını izledim. İlham verici ve emeğin gözle görüldüğü alternatif sahnelerden birisi Altkat Sanat

Oyun daha önce hiç karşılaşmadığım gibi ayakta izleniyor: Ayaktasınız. Metin Coşkun, Nazım Hizmet'in Tanya şiirini okuyor. Altkat Sanat oyuncuları şiiri sahneye taşıyor. 

İzlememden bu yana, beni neyin bu denli etkinlediğini düşünüyorum. Biz seyircileri üç sıra halinde ve ayakta almaları bizi oyunun içine mi soktu?  Metin Coşkun'un sesi mi titretti beni? Ya da başlı başına Nazım'ın Tanya'sı mıydı? Mevcut siyasi iklimin de elbette etkisi büyük.

Ağladım demek yetmez; hüngür hüngür ağladım.
Müge Saut ve Öykü Özaydın Avcı'nın karşılıklı performansı çok iyiydi. 

Oyunlar Pazar günleri 17:00'de başlıyor. Vakit ayırmanızı öneririm. Ben en yakın zamanda izlemek üzere Nar-ı Bela'yı planlarıma aldım.

Yazan: Nazım Hikmet
Yöneten: Nevzat Süs
Müzik: Dmitri Shostakovich
Seslendiren: Metin Coşkun
Koreografi: Öykü Özaydın Avcı
Reji Asistanı: Elif Türk
Işık-Efekt: Baran Alan
Video: Bağımsız Sinema Merkezi
Fotoğraf: A. Kerem Kaynar
Oynayanlar: Müge Saut, Öykü Özaydın Avcı, Ulaş Kotan, Erkan Akbulut, Senem İstanbulluoğlu, Ufuk Fakıoğlu

Rezervasyon ve bilgi için AltKat Sanat 
Tanya hakkında bilgi için buraya
Tanya, Nazım ve Deniz hakkında Soner Yalçın'ın yazısı için buraya
Yorum Yok