Pazar, Şubat 28, 2016

Değeri Abartılanlar

Pazar günleri geçen haftayı toparlıyorum, gelen haftayı selamlıyorum. Değerlendirme ve planlama günü yani. Oturdum, klişeler klişesi 'Renkler ve zevkler tartışılmaz' (İlk kim söylediyse, Allah müstahakını versin.) bir yana dursun, sağda solda eleştirdiğim, hak ettiğinin çok üstünde değer biçilen yiyecek, içecek, film, kişi,vs düşündüm bu Pazar günü. Kafamın içinde dönüp duran düşüncelere ses kattım. Kenara not aldım:

Değeri Abartılanlar

  • Mac/iPhone: Bir pazarlama harikası. Epostaları sıfır virgül sıfır sıfır sıfır bilmemkaç saniye daha hızlı gelmesi hayatında hiçbir şey değiştirmeyecek, hatta epostalarını mobilde almasa ölmeyecek bir sürü kişi iPhone olmasa yaşayamam, diyor. Bakınız, akıllı telefon olmasa yaşayamam, değil; iPhone olmasa yaşayamamHele ki Mac. Grafiklere takla attırmayan kullanıcıların, hele ki blogger Instagram hesaplarının göz bebeği. Canon fotoğraf makinesi askısı gibi bir şey.
Görsel Pinterest'ten
  • Kill Bill: Bu filmin neyini beğeniyorlar, gerçekten anlamıyorum. Filmden, müzikten, fotoğraftan, oyunculuktan,vs anlamıyor olabilirim. O da benim ayıbım. İzlerim izlemesine, 4x'te izlerim. Zamanım kıymetli. 
  • Nutella:  Yine bir pazarlama harikası. "Türk fındığı kullanılmıştır." diyerek gururlanmamızı sağlamaya çalışıyorlar; ancak işin aslı şu: ülkeler arası siyaset sayesinde(!) Karadenizli fındık üreticilerinden üç kuruşa fındık alıyorlar. Nutellasız pazar kahvaltısı olmaz, fikrine ne ara ısındık; hatırlamıyorum. Ama zararlı; çok kilo yapıyor, çok.
  • Oscar/Akademi ödülleri: Neymiş efendim, Leonardo DiCaprio'ya ödül vermemişler. Vermesinler arkadaş. Adam böylelikle gönüllerin ödülünü aldı. Devlet sanatçısı değil, halkın sanatçı bir nevi. Böylelikle adamın Oscar'ı alıp almadığını takip eder olduk. Her filmi böylelikle gizli reklam yapar oldu. Çok uzak bir coğrafyada "Bu kez Oscar'ı almalı mı?" geyiklerine özne olmuyor mu!
Leonardo DiCaprio
  • Türk çayı: Global gurmeler arasında hiç de önemsenmeyen bir içecek olan demleme siyah çayı biz biraz abartıyoruz sanki. Geçmişsizliği bir yana, elektrikli demliklerde tadını iyiden iyiye kaçırdık. Muhabbeti bambaşkadır, o başka. (Ayy, benim mi Allah'ım bu çizgili kelimeler. İki demlik çay içiyorum günde. Bir neyi içtiğimizi bilelim paragrafıdır.)
  • Suni kürk: Gerçek kürkün yasaklı kelimeler olmasının nedeninin bilmemek olduğunu düşünüyorum. Kuzu eti yiyorsun, deri ayakkabı giyiyorsun; neden gerçek kürk kullanmayasın. Sana git de nesli tükenmekte olan bir hayvanı avla, işkenceyle kürkünü yüz, kendine yelek yap demiyoruz ki. İsmini duyunca çığlık çığlığa savunmaya geçen çenebazların illa ki suni kürk kullanmasını hiç samimi bulmuyorum. Bu çenebazlar yüzünden gerçek olmayan, plastik, kanserojen, suni kürke değerler değerler ve de değerler veriliyor. (Çenebaz yerine dırdırcı yazmak isterim)
  • Batı dizileri: Türkçe dizilerden hallice. Biraz(cık) fazla kaliteli. 5 yıl önce izlediğinizi hatırlamıyorsanız hiç değeri yok. Nihayetinde dizi. Bu kadar büyütmeyin.
  • 60 yaşını geçmiş her tiyatro oyuncusu: Bilmemkimden oyunculuk dersi aldım, deyip, kendisine oyuncu denmeye başlanan kişilerin bu kadar artmasının nedeni bu tiyatro oyuncuları. Yıllarını tiyatroya vermiş, yaşı ilerlemiş herkesin sanatçı olmadığı kesin. (Şarkı söyleyen, resim yapan, fotoğraf çeken herkese sanatçı denilen bir ortamda fazla mı üzerlerine gidiyorum.): )

Aslında akıntıda sürükleniyoruz. Yıllarca Edison, Edison derken, ne oldu da Tesla demeye başladık. 3 yıl sonra ne diyeceğiz acaba?
İnsan gerçekten hayret ediyor.

Hatırlatma: Bu listedekiler bir çırpıda aklıma gelenler. Her maddenin kötü (ya da çok kötü) olduğunu düşünmüyorum. Yaşama anlam ya da lezzet katan, bakış açısını değiştiren, belki yaşamımızı değiştiren nefis detaylar var içinde. Bu listeye eklemenin tek nedeni, değerleri gereğinden fazla abartılmaları.

Dipnot: Bu gece Oscar ödülleri sahiplerini bulacak. Umarım Leonardo DiCaprio almaz. Böyle böyle efsane olur. Taçsız kral gibi: Ödülsüz kral.
Yorum Yok

Pazar, Şubat 21, 2016

Çömlekhane El Yapımı Kahve Fincanı

Bir hava gündüzden geceye 20 derece düşer mi! Bu insafsızlık değil de ne. Kaşe kaban mı giyeceğim, denim ceket mi? En iyisi evde kalmak. 

Kahve Fincanım Çömlekhane'den

Çömlekhane çömlek fincanı
Çömlekhane çömlek fincanı 

Soğuk hava, uzun süredir üzerinde oynamak üzere biriktirdiğim fotoğraflar, soğumadan yazmak istediğim tiyatro oyunları, Pazartesiye yetiştirmem gereken referans müşteri listesi, yeni ürün broşürü yazısı, vs bekleyen işlerimi kapatmama yardımcı oldu. Alaçatı'da hepimizin çalışmak ve yaşamak konusunda kıskandığı bir atölye olan Çömlekhane'nin çömlek kahve fincanında köpüklü bir kahve de bana işlerimde eşlik etti.
Muhtelif yerler için hazırladığım yazıları yazarken bana mouse pad ve not defteri olarak eşlik eden Atölye Feri defter kabı ile birlikte Pazar günümü şenlendirdi. Sunumu ve hafifliği ile nefis bir hediye olacağını düşündüğüm Çömlekhane kahve fincanını size de önermeye karar verdim.
Çömlekhane çömlek fincanı
Çömlekhane çömlek fincanı
Kentte taşrayı hayal ettiğim bu günlerde, fincanların devamını almayı planlıyorum. Takımı tamamlayıp endüstriyel fincanlara karşı çıkacağım. 
Doğal ve size özel bir hediye için Çömlekhane ürünleri şahane bir seçenek.
***
Siz de İstanbul'dan kaçmak istiyorsunuz değil mi? Tartışmaya açık bıraktım çayın altını, hadi gelin, tartışalım. Belki tartışma sonucunda benim sakin sessiz bağ evimde ev yapımı şaraplarımı ve Çömlekhane'nin fincanlarında Türk ya da Rum kahvesi içtiğimizi hayal ederiz. 
***
Yine bir haftanın tasarımcısını ve hediyesi seçtiğimize göre keyifli pazarlar,
Utku
#DirenCerattepe

Çömlekhane 
Instagram hesabı için: https://www.instagram.com/comlekhane/
Web sitesi için: http://www.comlekhane.com/
Atölye Feri 
Instagram hesabı için: https://www.instagram.com/atolyeferi/
Facebook hesabı için: https://www.facebook.com/atolyeferi


 Renk İkindileri Alternatif Hediyeler

Yorum Yok

Çarşamba, Şubat 17, 2016

Keyifli Bir Güldürü: Üç Nokta

Vodvil Gördüm Sanki 

Vodvil Nedir? Renkli, hızlı, tuhaf, çarpık, bol kapılı, yanlış anlaşılmalar ve laf atmaların havada uçuştuğu bir güldürü. Kafamızı nereye çevireceğimizi bilemediğimiz, bir yere bakarken diğer taraftakini kaçırmaktan korktuğumuz. Çok güldüğümüz, bir taraftan da "Sonunda başımıza ne gelecek acaba?" dediğimiz.

Keyifli Bir Güldürü: Üç Nokta 


Üç Nokta

Tiyatroların bir bir evimize geldiğini daha önce bayıla bayıla yazmıştım. Evimizin salonu olan Bahariye'deki bir tiyatro, tiyatrodan da öte seslendirme evi (edit: seslendirme stüdyolarının da olduğunu henüz öğrendim) Ak'la Kara. Soğuk sömestr tatilini fırsat bilerek, maaile, Ak'la Kara'nın bu sezon başlayan oyunu Üç Nokta'yı seyrettik. 
Güldürünün tiyatrodansa sinemada daha kolay (risksiz) olduğunu düşünürüm. Sinemasever arkadaşlarım bu fikrimi pek sevmezler ama hafif bir konu veya kaba komediyle sinemada güldürebilir dahası tatmin edebilirsin, ancak tiyatroda kolay değildir. 'Güldürmek zordur, beceremiyorsan yapma'cıyım ben. (Güldürmek zordur, ağlatmak kolay; klişesini de araya sıkıştırayım.) Bu yüzden tiyatro konusunda acımasız olabiliyorum. Hele ki vodvil türündeki oyunlar iyice zordur; o an güldürse bile, abartıdan ve kabalıktan rahatsız edebilir. 

Üç Nokta Hakkında 

Bıçkın bir taksi şoförü, romantik bir oyun yazarı ve saf bir işsiz olan ve aynı evde yaşayan üçüz kardeşler (Kerem Kobanbay), isimleri birbirine benzeyen ve kardeşleri aynı anda ziyaret eden 3 kadın (Buket Dereoğlu, Devrim Atmaca, Nazlı Kar), kiralık katil (Levent Ünsal), katilin peşindeki komiser (Vural Buldu), tüm bu farklı karakterleri dengeleyen temizlikçi (Bedia Ener) ve temizlikçinin peşindeki kapıcının (Ahmet Taşdemir) koşturarak, bağırarak ve söylenerek oynadığı eğlenceli bir güldürü. Ayrıca elinde kahveyle sürekli sahneye dalan oyun asistanını (Can Esendal) da eklemeliyim. 
2 perde olan oyunda, özellikle de 'oyunun asıl o anda başladığı iddia edilen' ikinci perdesinde sürekli güldük. Oyun güncel konulardan beslenmesinin yanında, 5 yıl sonra da aynı tatla seyrettirir, diye düşünüyorum.
Üç Nokta
Tıkır tıkır işleyen koşuşturmacayı sekteye uğratan 'rejiyle konuşma' sahnelerine rağmen oldukça beğendik. Hatta başka bir oyuncu olsa komik yerine gülünç bulabileceğimiz replikleriyle rocker kiralık katil rolüyle Levent Ünsal'dan gözümüzü, kulağımızı alamadık. Üç kardeşi de oynayan, bir karakteri bir kapıdan sokup diğerini diğer kapıdan çıkartan, üçüncüsünü de içeride bekleten, aynı zamanda oyunun da yazarı olan Kerem Kobanbay'ın performansı da bizi bizden aldı.
Ak'la Kara ile Üç Nokta vodvil türüne iyi bir örnek olmuş. Ne zamandır seyretmiyordum. Ohh..

Yazan: Kerem Kobanbay
Yöneten: Murat Sarı
Yönetmen Yardımcısı: Can Esendal
Işık Tasarımı: Serpil Coşkun
Dekor Tasarım: Murathan Yılmaz
Müzik: Orhan Enes Kuzu
Oyuncular: Kerem Kobanbay, Bedia Ener, Levent Ünsal, Buket Dereoğlu, Vural Buldu, Devrim Atmaca, Nazlı Kar, Ahmet Taşdemir, Can Esendal

Ak'la Kara için: http://www.tiyatroaklakara.com/
Rezervasyon için: 0216 541 4359

Utku notu: Ayy sanki tiyatro eleştirmeniyim; şurada üç-beş oyun seyretmişim, ne diyorum. Sizin adınıza ben utandım kendimden. 
Yorum Yok

Pazar, Şubat 14, 2016

Hayvanseverler için hediye önerisi: Ezza Ürünleri

Bir teknoloji firmasında çalışıyor ve blogumun kodlarına müdahale edebiliyor olmam; teknolojik süreçleri tıkır tıkır yapıyor olmam anlamına gelmiyor. İleri derecede Instagram stalkeri olmam sayesinde bulduğum Ezza kağıt mama kabını almak üzere, PayPal'a banka kartımı eklemeye çalıştım ancak beceremedim ve Murphy'yi suçluyorum. Neyse ki, teknoloji çok tatlı bir şey ve işlemimi tamamlamadığımı gören Ceyhun Enki Aksan bana ulaştı ve manuel ilerlememizi sağladı. Bu aşamadan sonra Ceyhun Enki Aksan, Ceyhun oldu.

Kağıt Mama Kabı

 http://ezza.work/
Ezza Mama kabı
Sokak hayvanlarının sokaklarda dağılan mamalarına pratik, hafif, ucuz, temiz ve dönüştürülebilir bir çözüm sunan Ceyhun Enki Aksan Ezza markası altında güzel kraft ürünler sunuyor. Ürünlerini ticari kaygı ile satışa çıkarmıyor. Bir paket çözüm/fikir halinde geliştiriyor ve sınırlı bir stok ile paylaşıyor. Amerikan servis, kilitli mama saklama kabı, bez çanta gibi ürünlerinin yanı sıra, benim favorim el yapımı defterleri. Hemen kendime bir tane sipariş verdim. Yanında gelen kağıt mama kabını kurduk ve evdeki mamadan ekledik; sokakta kuytu bulduğumuz bir yere bıraktık (tüm cefakar kardeşlere selam). 
 https://www.instagram.com/ezza.work/
Mama kabı
Ezza
Ezza defter
Ezza
Hande Ünver tasarımlı Ezza amerikan servis

Ezza ürünleri sevdiklerinize güzel bir hediye olacağı gibi, sokak hayvanlarının şartlarını iyileştirmenize de faydalı olacaktır. Gördüğü her köpeğe sarılan arkadaşınıza şahane bir hediye değil mi?
Ezza ürünlerine, Muhtelif Mekan, At Origin gibi mekanlardan ulaşılabildiği gibi, aşağıdaki sitesinden de ulaşabilirsiniz:
Ezza web sitesi için: http://ezza.work/
Ezza Instagram hesabı için: https://www.instagram.com/ezza.work/
Ceyhun Enki Aksan'ın Pinterest hesabına da bir göz atmanızı öneririm: 
https://tr.pinterest.com/ceaksan/

Haftanın tasarımcısı ve hediyesini seçtiğimize göre dağılabiliriz.
Sevgiler,
Utku
Renk İkindileri Alternatif Hediyeler

Yorum Yok

Pazartesi, Şubat 08, 2016

Yeni Nesil İnteraktif Kitapçı: Wattpad

Artık nesiller arasındaki fark basamakları üçer beşer atlayarak geçiyor. Ya da ben kendimi iyiden iyiden yaşlanmış hissediyorum.

Arka Arkaya Okunan Kitaplar Üzerine 

Güzün bizim neslin İstanbuldaki temsilcilerine bir kuzen daha eklendi. 3 yıl evvel yine bir Hıdırellez/Anneler Günü pikniğinde biralarımızı tokuştururken hangi bölümü yazması gerektiğini(!) tartıştığımız ve nihayet ikna ettiğimiz kuzenimiz ikna ettiğimiz bölümü okumak üzere İstanbul'a geldi; hoş geldi!
Yurda yerleştirmek, ilk gün yalnız bırakmamak, biraz da hava değişikliği olsun diye maaile İstanbul yollarına düştüler. Hafta sonumuzu şenlendirdiler. Henüz birkaç ay öncesinde bir masa etrafında toplanmış, ailenin farklı meslek ve yaş gruplarından bir sürü kişi bölüm ve puan belli iken; kampüslerin yerlerinden rektörlerin sosyal medya hesaplarına kadar inceliyor(The Stalkers!), üniversiteleri sıralıyorduk.
Bu inceleme ve sıralama günlerinde, 13 yaşındaki küçük kuzenim kitaplarıyla zaman geçiriyordu. Bir kitabı bitiriyor, diğerine başlıyordu. Hatta bir gün Kadıköy'de koca gün kitap aramak zorunda kalmıştık. Film izler gibi değil, dizi izler gibi kitap okuyordu çünkü. Sanki dizi sezonu biriktirmiş, bir hafta sonunu ayırmış.

Yeni Nesil İnteraktif Kitapçı: Wattpad

Wattpad

Bu kadar çok kitap okumasına bayıldım elbette. Biraz yakından incelemeye başladım. Kitaplar https://www.wattpad.com/ sitesinden/uygulamasında. Herkesin dilediği gibi yazı dolayısıyla kitap ekleyebildiği bir platform. Her yazarın kendine has tarzı var; örneğin bazı yazarlar metni bir kerede koyarken, bazı yazarlar seri halinde belirli günlerde ekliyor (Her Salı 19.00'da gibi, çok heyecanlı!). Yazar kitabı yazarken/yayınlarken gerçek birisini referans alabiliyor, onun fotoğraflarını kullanabiliyor. Beğenilen (ya da çok beğenilen diyelim) kitaplar yayınevlerince basılıyor. Aslında maraton burada başlıyor, özellikle Instagram'ı kullanarak -hayali- karakterleri takip etmeye devam ediyorlar. 

Dijital Dünyada Yazarlar ve Takipçileri

Dijital pazarlama dünyası dikkat kesmiş, popüler kitapları ve yazarları takip ediyor; mankenleri kendi koleksiyonunda kullanıyor, onları davet ediyor, imza günleri düzenliyor. 
Hem yazar, hem de takipçi açısından baktığımda, imrenmedim değil, elbette. Yayınevi peşinde koşmak yok, cesaret toplamaya gerek yok.
Benim gençlik romanları okumaya başlamamın üzerinden 14, belki 15 kez döndü Dünya Güneş'in etrafında. Yazın hayatının çok değiştiğini görüyorum. Hem olumlu, hem olumsuz yanları var elbette. İnternet gibi; bilgi çok, çöp daha çok. Doğru ve güzel bilgiye, güzel kelimelere ulaşmak kolay olduğu kadar, zor da.

Gençlik kitaplarının yayınlanma ve okunma yolları değiştiği gibi, içerikleri ve üslupları da değişmiş. Daha hırslı, daha karanlık, daha hoppa karakterler ve ağızlarında daha keskin kelimeler. Anlayış farklı, kültür farklı, felsefe farklı.
Biz 90'ların çocukları pek naifmişiz. Gerçi, bir üst nesile sorsanız, kendilerini bize karşı naif buluyorlardır.

Selamlar, 
Utku
Yorum Yok

Pazartesi, Şubat 01, 2016

Yaşamak Denilen Şu Zahmetli İş

Uzun Süreden Sonra Devlet Tiyatrosu

Uzun süredir devlet tiyatrosuna gitmememi, Yaşamak Denilen Şu Zahmetli İş ile bir kız kıza Cuma planında sonlandırdım. Tiyatro arkadaşlığı konusunda meymenetsiz olsam da, hâlâ da tiyatro arkadaşlığından sıkılmadığım bir arkadaşım ile gittik. Konusuna özen gösterdiğimizi söylemeliyim. Aramıza erkek almayalım, çıkışta yorumlarını dinlemek istemem, diyerek gittik. En nihayetinde oyun çıkışında hayatımızı evli geçirip geçirmemeye karar verebilirdik.

Yaşamak Denilen Şu Zahmetli İş

Yaşamak Denilen Şu Zahmetli İş
Yaşamak Denilen Şu Zahmetli İş

50 yaşının üstünde ortalama (kendine göre sıkıcı) bir hayat yaşayan Yona (Musa Uzunlar) bir gece eşi Leviva'yı (Ülkü Duru) terk etmeye karar verir ve bavulunu hazırlamaya kafasına koyar. Bu esnada eşi uyanır, birlikte geçirdikleri yılları sorgulamaya başlarlar. Asıl sorgulama, bekâr arkadaşları Gunkel'in (İşdar Gökseven) gece ziyareti ile olur. Yona'nın daha iyisini (eğlenceli, akıcı,vs) hak ettiğini düşündüğü hayatında kaçmaya çalıştığı aslında eşi Leviva değil, kendisi. Bavulunu alıp evden çıkmakla, hayatından kaçamaz (3 Kız Kardeş iyi bir örnekti). 

"Sen benden önce ölürsen, yanını ısıt; olur mu?"

Muhteşem oyunculuklar ama basit konu gibi görünse de, alt metni iyi doldurulmuş bir oyun olduğunu düşünüyorum. Günlük bir hikayenin sıradan da, abartıdan da uzak, keyif veren bir anlatımı gibiydi. Yona, Leviva, Guntel yeryüzündeki herhangi birileri. 
Sahne, kostüm,vs biraz renkli, biraz karmaşık olsaydı yazarı Hanoch Levin için Woody Allen'e benzediğini söyleyebilirdim.

Ülkü Duru'ya zaten bayılırım; ne oynasa seyrederim, dediğim kadın oyuncular arasında. Musa Uzunlar ve İşdar Gökseven'i kaçırdığım için üzüldüm. (Leyla ile Mecnunsever olarak İşdar Gökseven'in yeri bizde ayrı tabi.)

Yazar: Hanoch Levin
Çeviren: Nermin Saatçioğlu
Yönetmen: Kerem Ayan 
Oyuncular: Ülkü Duru, Musa Uzunlar, İşdar Gökseven
Müzik: Murat Balcı
Dekor Tasarımı: Işın Mumcu
Kostüm Tasarımı: Mihriban Oran
Işık Tasarımı: Akın Yılmaz



Utku notu: Ülkü Duru ne zaman yaşlanmayı planlıyor acaba?
Yorum Yok