Çarşamba, Ekim 28, 2015

Oy ve Ötesi Aday Müşahitlerine Öneriler

Oy ve Ötesi Nedir? Ne Değildir? Soru ve Cevapları

Yazıyı yazmaya karar verdiğimde -takriben 10 gün önce- tamamen başka bir içerik planlamıştım. Oy ve Ötesi üyeleri kimlerdir, Oy ve Ötesi hangi statüdedir, mali ve siyasi bağlantıları nelerdir?,vb. Ancak geçtiğimiz günlerde üst üste çıkan haberlere verilen cevaplar ile zaten soru işaretleri kalktı. 2013 yılının Aralık ayında kurulan Oy ve Ötesi bugün on binlerce gönüllü ile Türkiye'nin belki de en organizasyonel bir yapısına sahip. Bense 2014 yerel seçimlerinden beri Oy ve Ötesi ile gönüllülük esası ile çalışıyorum. 
Yerel ve genel seçimlerde görev almamın dışında eğitimlere katıldım. Sayısız gönüllü ile tanıştım. Neredeyse her gönüllü oyunun peşinde koşan tedirgin seçmen. İletişim kurduğumuz whatsapp grubuyla tanışmak ve bilgi alışverişi yapmak amacıyla buluştuğumuzda ilk kez dahil olanlar yüksek tedirginlikle geliyorlar. Bu buluşmanın sonunda tedirginlikleri azalıyor. Çünkü biz sohbet ediyoruz, birbirimizi tanıyoruz ve sonuç olarak birbirimize güveniyoruz. 
 http://oyveotesi.org/

Oy ve Ötesi Aday Müşahitlerine Öneriler

Buluşmalardan herhangi birine katılan müşahitler bilirler; ancak azıcık tereddüdü olan aday varsa yardımcı olabilirim, diye düşüyorum:
  • Öncelikle herhangi bir okula müşahit olarak atanmanız/dahil olmanızdan itibaren okul sorumlusu tarafından whatsapp grubuna dahil ediliyorsunuz. Böylelikle seçim süresince karşılaşabileceğiniz herhangi bir aksilikte kime gideceğinizi biliyorsunuz. 
  • Seçim Batı illerinde 08:00'de başlıyor, pusula ve zarf sayımı gibi hazırlıklar ise 07.00'de. 06:45'te okulda hazır bulunursanız, buluşmalara yetişemediğiniz Oy ve Ötesi gönüllüleri ile tanışmış olursunuz.
  • Sabah müşahit kartınızı bina/okul sorumlusundan alabilirsiniz. Bu kart Oy ve Ötesi kartı değil; destek veren/kendi organizasyonunu kur-a-mayan partilerin/bağımsızların sağladığı kart olacak. Bu karta sadık olmanız, Oy ve Ötesi'nden olduğunuzu belirtmemenizde yarar var. Özellikle son günlerde çıkan söylentiler seçim görevlilerinin tepkisi ile karşılaşabilirsiniz. Bazı parti temsilcileri zaten anlıyor, kaçış yok.
  • Sınıfınıza girer girmez kocaman bir gülümseme ile herkesle tanışın. Hangi partiden geldiklerini öğrenin. Çok kişisel fikrim: en iddialı, en gözü açık kişiler, o sandıktan bir önceki seçimde ikinci parti olarak çıkmış partinin temsilcisi oluyor. Sınıftan ayrılmanız gerektiğinde ona güvenebilirsiniz.
  • Seçim başlar başlamaz ve seçim biterken oy kullanımı daha yüksek oluyor. Gün içinde sakin olduğunda oy vermeye, sigara molasına çıkabilirsiniz. Bütün gün sandık başında olmayacaksınız; yoğunluk ve yorgunluk nedeniyle müşahit olmaktan vazgeçiyorsanız, nedeniniz bu olmasın.
  • Oy ve Ötesi gönüllüsü olmadan önce bir parti ile müşahitlik yapıyordum. Ataşehir, Üsküdar, Sultanbeyli gibi birbirinden farklı bölgelerde müşahitlik yaptım. Her sandıkta gördüm ki sandık başkanının size ihtiyacı var. Parti temsilcileri -parti ayırt etmeksizin yazıyorum- genellikle gergin ve tek taraflı oluyor. Sandık başkanı ve memuru tarafsızlığına inandığı kişilere sorumluluk vermeyi tercih ediyor. Ayrıca YSK'nin sağladığı ücret için orada olan temsilci sayısı da azımsanacak gibi değil. Kahvede oturmak yerine, sandık başında para için oturan tüm gün sadece konuşan temsilciler olacak. 
***
Yanınıza almanızı önerdiklerim:
  • Nüfus cüzdanı ve seçmen kağıdı (oy vermek gitmek için okuldan ayrıldığınızda eve giderek zaman kaybetmeyin)
  • Mavi/siyah tükenmez kalem (Uçucu kalemlere dikkat)
  • Not defteri (07.00-08.00 arası oy pusulası ve zarf sayılarını not edin)
  • Karbon kağıdı (Tutanak size verilecek, ancak tedarikli olmakta fayda var)
  • Termosa çay/kahve koyun
  • Herkesin yiyebileceği küçük atıştırmalıklar alın (Partilere kumanyalar geliyor, partiler sandık başkanı ile paylaşıyor. Sizi büyük ihtimalle unutacaklar; onlara küsmeyin, atıştırmalıklarınızı paylaşın, onları utandırın (: )
  • Mendil, temizleyici jel, ıslak mendil (Çocuğunuzu okutmak istemeyeceğiniz okullarda müşahit olduğunuzu göreceksiniz ve biraz da bu yüzden çalışacaksınız)
  • Telefonunuzun şarj aleti/taşınabilir şarj aleti
  • El feneri (Nedenini yazmaya utanıyorum)
***
Oy ve Ötesi gönüllüleri olarak seçim güvenliğine destek oluyoruz; ancak her şeyden önemlisi huzura katkıda bulunmamız gerekiyor.  
Oy ve Ötesi online eğitimlerinden birinde -ki webde bulabilirsiniz- çok beğendiğim bir söz vardı: "Oy ve Ötesi mücahit göndermiyor, müşahit gönderiyor." 


Yazıda sandık başında, seçim öncesi ve sonrasına dair bir şey yazmadım. Katılmaya karar verirseniz, yerinde ve uzaktan eğitimlere katılabilirsiniz ve detaylarıyla bu bilgilere ulaşabilirsiniz. Vakit kaybetmeden gönüllü olun. Sadece bir gün erken kalkarak, önemli bir görevin üstesinden gelmenin tadına varacaksınız. 
Özellikle Oy ve Ötesi derneği ve gönüllülerine saldırıların artması, ne kadar doğru bir iş yaptığımı hatırlatıyor. Saldırıların nereye gideceği belli olmuyor gerçekten. Sansürlenen Jiyan.org'un fark ettiği bir saldırı (ya da hazırlığı) hakkında şu yazıyı okumanızı öneririm.
Dernek bilgileridernek tüzüğümali denetim raporu gibi bilgilerine http://oyveotesi.org/ sitesinden ulaşabilirsiniz.
Yorum Yok

Cuma, Ekim 23, 2015

Trend Alarmı Alternatif Tadımlıklar: Renkli Leblebiler

Bir süre sonra zaten bir yerlerde göreceksiniz. İlk ben yazayım, ilk benden okuyun, belki de çevrenizde ilk kez siz deneyimleyen olun.

Renkli Leblebiler

Geçtiğimiz hafta danışmanlığını verdiğimiz yazılımı kullanan kurumların, Türkiye temsilcisinin, sektör firmalarının katıldığı bir etkinlik düzenlendi. İstanbul Kongre Merkezinde düzenlenen bu etkinliğe 5.000'e yakın katılımcı katıldı. Tam gün süren bu etkinlik için haftalardır, gerek broşür, promosyon, sunum hazırlıkları, gerekse davetli listeleriyle hazırlandık. Genç, dinamik kadromuzu ve bakış açımızı vurgulamak amacıyla beyaz standımızı renklendirmeye ve tatlandırmaya karar verdik. İş arkadaşımızın yenilikleri koklayan eşinin yardımıyla renkli leblebiler vermeyi uygun bulduk. Bu leblebileri etkinlikten bir gün önce teslim almak şartıyla sipariş verdik ve etkinlik günü standımıza misafir ettik.
İyi bir iş çıkarmış olmalıyız ki, olumlu tepkiler aldık.
 https://www.google.com.tr/webhp?sourceid=chrome-instant&ion=1&espv=2&ie=UTF-8#q=renkli%20leblebi

Leblebinin ana vatanı kabul edilen (Tavşanlılılar, İvrindililer, Kulalılar itiraz edebilir) Çorum'dan sipariş ettik. Farklı renklerde ve tatlarda leblebilerin arasında meyveli olanları tercih ettik. Susamlı ve çikolatalı olanları da tatmıştık. Hepsine ayrı ayrı bayıldık.
Renkli Leblebiler

Doğum Günü, Düğün Davetleri İçin Alternatif Tadımlıklar

Davetleriniz için alabileceğiniz gibi, eviniz ya da ziyaretleriniz için de sipariş edebilirsiniz. Düğün, kına, doğum günü gibi etkinlikleriniz için de dikkat çekici ve temiz bir tat olabilir. Alın size alternatif doğum günü tadımlıkları.

Bir sonraki etkinlik için başka fikirlerimiz var tabi ki. Biz daha farklı olanını bulana kadar, en farklısı bu.

İncelemek ve sipariş verebilmek için: http://www.leblebidiyari.com/
*Etkinlik bittikten sonra başka leblebicilerin de renkli ve çeşitli leblebiler yaptığını gördüm. Haklarını yemeyeyim, siz arama motoruna renkli leblebi yazın; ancak linkini verdiğim leblebicinin teslimat, ilgi ve tat konusunda harika olduğunu da belirteyim.
Yorum Yok

Salı, Ekim 13, 2015

ÖLMEDİK; AMA YAŞAMIYORUZ DA

Ölmedik; ama yaşamıyoruz da

Çok yoruldum

Ben çok yoruldum artık. Eve gelir gelmez TV'yi açıp CNN Türk'ü ayarlamaktan yoruldum; internette Hayat TV, IMC TV'yi CANLI İZLEmekten yoruldum.
Kahve, sigara molasında, öğle arasında iş arkadaşlarımla terörden bahsetmekten yoruldum.
Akşam ailemle telefonda kalabalık yerlere gitmediğimiz konusunda konuşmaktan yoruldum.
Lise arkadaşlarımla sendikaların durumunu tartışmaktan yoruldum. 
Hafta sonu arkadaşlarımla seçim ve seçim güvenliğini yorumlamaktan yoruldum. 
Can Dündar, İsmail Saymaz kitapları okumaktan yoruldum.
Kafamdaki milletvekili isim listeme yeni bir milletvekili ismi eklemekten yoruldum.
Güneydoğu'daki küçük ilçelerin bile isimlerini öğrenmekten yoruldum.
Kayıplar arasında tanış isim bakmaktan yoruldum.
Sendikalardan, partilerden tanış yaralı var mı diye sorgulamaktan yoruldum.
Sıradan sivil bir vatandaşken yasa maddelerini öğrenmekten yoruldum.
"O aslında öyle değil" açıklamaları yapmaktan yoruldum.
Sabah uyanır uyanmaz "Gece acaba bir şey oldu mu?" diye Twitter'e bakmaktan yoruldum.
Kardeşime sürekli güvenli bir bölgede olduğundan emin olmak için konum göndermesini istemekten yoruldum.
Kafamın içindekilerden yoruldum.
***
Nuri İyem "Üç Güzeller"e selam
Nuri İyem "Üç Güzeller"e selam

Gündelik işleri yapmaktan utanmakla başladı her şey, sonra yapmayı unuttuk

Aylardır Vogue, Cosmopolitan almıyorum; moda blogu takip etmiyorum.
Alışveriş yapmıyorum.
Hikaye, roman kitapları okumuyorum.
Dizi izlemiyorum. 
Bir Leyla ile Mecnun bölümü seçip kıkır kıkır gülmüyorum.
Aşk şiirleri okumuyorum.
Pazarlama blogları okumuyorum. 
Yeni bir şarap tatmıyorum.
Yeni bir mekan keşfetmiyorum. 
Cevizli kek yapmaya kalkışmıyorum.
Müzeye gitmiyorum, sergi gezmiyorum.
Telefonuma yeni bir uygulama indirmiyorum.
Yıldızların durumunu merak etmiyorum.
Hafta sonu yeni bir şehir gezmek için uçak bileti bakmıyorum.
Resim yapmıyorum; kalemlerimi, fırçalarımı elime almıyorum.
***
Ölmedik; ama yaşamıyoruz da.
Yorum Yok

Çarşamba, Ekim 07, 2015

Somalı Genç Kadını Yalnız Bıraktık

Somalı Genç Kadını Yalnız Bıraktık


Genç bir kadın. İsminin hiç önemi yok. Soma'da yaşıyor. Muhtemelen Somalı, olmadı Balıkesirli. Gencecik, 20'li yaşlarının başında olduğu çok belli. Genç yaşta severek evlenmiş ya da tanıdıkça sevmiş. Yine genç yaşta çocuk sahibi olmuş. Önce sevgili eşini kaybetmiş Soma faciasında, ardından tam 1 sene geçmişken güzel evladını. Evladının hasta olduğunu Soma faciasında ölenlerin isimlerini Facebook'a teker teker yazdığım günlerde öğrendim. Muhtemelen psikologların bu yaptığım ile ilgili bir açıklaması vardır. Katliamlarda kaybettiğimiz -neredeyse- herkesin isimlerini tek tek yazıyorum. Hesabına ulaşabiliyorsam, uzun uzun bakıyorum. Onun dünyasına kısacık bir anla ve çok uzaktan da olsa giriyorum. Kendime de acı çektiriyorum. Artık geri dönüşü olmayan ölümüne, yaşamdayken paylaştığı şarkılar ile selam gönderiyorum.
Soma
Bu genç kadının, sevgili eşinin ve güzel evladının yaşamına da böyle girdim. 301 madenci ve yakınlarının yaşamı arasından belki de onunkini seçtim.
Acısı azalır mı umuduyla, ara ara profiline bakmaya başladım. Azalmadı, arttıkça arttı. Soma faciasının üzerinden 1 yıl geçmişken, haber sitelerinin ve gazetelerin iddiasına göre eve para girmemesi dolayısıyla tedaviye devam edilemediği için evladını kaybetti. Gün be gün "Bugün iyiye gidiyor" yazmasına rağmen kaybetti.
Evladının acısı, eşinin acısına tuz biber ekti. Bir kişinin fotoğraflarını paylaşırken, iki kişinin fotoğraflarını paylaşmaya başladı.
Bu günlerde önce otomobil kullanmayı öğrendi, ardından işe girdi. Çevre şehirleri gezmeye, eş dost düğünlerine katılmaya devam etti, ediyor. Ancak vakit gece yarısı oldu mu, bir şiir ya da şarkı paylaşarak "Neden beni yalnız bıraktınız?" diyor sevgili eşi ve güzel evladına. O yalnızlığından bahsettikçe ben kendimi kuyulara düşmüş gibi hissediyorum. Her sözcükte, her cümlede, her noktada, virgülde.

Gün İçinde Acılarımızı Bastırıyoruz

İnsan gündelik hayatın içinde koşuştururken, acılarını bastırıyor. Ancak karanlık çökünce kendi ile baş başa kalıyor. Bu genç kadın kendi ile daha fazla baş başa kalıyor.
Soma davasının da kendisi gibi, yalnız bırakıldığını düşünüyor. Mahkeme salonlarının boş kalmasına itiraz ediyor, sahip çıkın davanıza diyor.
***
İlgimi çeken bir nokta: evlendiğinde başı açık, günlük yemeni takan biriyken, giderek yemeni taktığı anlar artmış. Sonra türban takmaya başlamış. Son baktığımda vücudunu kapatan uzun üstler giymeye başlamıştı. Ancak eski -başının açık olduğu- fotoğrafları kaldırmıyor; hatta çocuğu ve eşinin fotoğraflarını paylaştıkça kendininki de eklemiş oluyor. Giderek dindarlaşıyor mu, kendisini mi suçluyor, yoksa bu yönde tavsiye mi aldı acaba?

Biz Öldürdük

Ben toplum bilimci ya da psikolog değilim. Bu yazdıklarımın hiçbirini bilimsel olarak analiz edemem. Uzun süredir takip ettiğim bir yaşamı üç beş sözcükle yazmak istedim. Geçtiğimiz yıl Anneler Gününü kutlamak istedim; ancak ne yazacağımı bilemedim. Acısını hatırlatır mıyım diye düşündüm. Elbette ki acının daniskasını çekiyor, benim birkaç cümlem neyi değiştirir. Önce eşini öldürdük, sonra evladını; yetmedi seni mahkeme salonlarında yalnız bıraktık desem…
Yorum Yok