Perşembe, Mayıs 28, 2015

Balıklar da Rakı ve Manzara Seviyor: Del-Mare Ristorante

Gün geçmiyor ki, aklıma bir meyhane takılmasın. Bu kez bir meyhaneden öte alkollü restoran dememiz daha doğru olacak sanki.

Balıklar da Rakı ve Manzara Seviyor: Del-Mare Ristorante

Del-Mare Ristorante çok uzun süredir gitmek istediğimiz, ancak tadilat, sezon gibi engellerle ötelediğimiz bir keşifti. Ötelememiz iyi bir tesadüf de olmuş aslında: çünkü o şahane manzarayı içerde oturarak heba edemezdik. (Bütün gece manzaraya baktığımızı sanmayın, konulara, anılara, dedikoduya o kadar çok dalmışız ki, yavaş yavaş yedik ve yine mekanı biz kapattık.)
Rakı
Öncelikle şunu yazmalıyım, Del-Mare tam bir deniz ürünleri restoranı. Evet belki Egedeki kadar geniş bir ot/sebze çeşitliliği yok ama ot/sebze mezeleri de küçümsenemeyecek kadar şahane.
"Tüm mezeleri deneyelim" ekibi olarak en çok zeytinyağlı enginarı(9/10) beğendik. Deniz börülcesi(8/10), ahtapot salatası(8/10), levrek marine'nin(9/10) hakkını da yemeyelim. Ben levrek marine'ye gömüldüm. Ara sıcak için ahtapot gayet iyi fikir. Biz biraz şımarıklıkla kendimize ızgara mantar bile yaptırdık. Yemeğe çok yer kalmadı, yine de devam ettik.
Del-Mare RistoranteDel-Mare Ristorante

Del-Mare RistoranteDel-Mare Ristorante
Beylerbeyi-Çengelköy-Kuleli hattında denemediğimiz alkollü restoran kaldı mı bilmiyorum. Vakit oldukça diğerlerini de yazmak isterim. Bu hatta yeniden gitmek isterim diyebileceğim yerlerden birisi Del-Mare Ristorante.
***
Del-Mare Ristorante şahane manzarasının yanında şarap tercih edilebilecek nefis bir yer. Siz bize bakmayın. Balıklar rakı çok seviyor ne yapalım!
Biri çıkıp size "Utku yanlış biliyor, rakı mekanı değil bu, meze mekanı değil bu, meyhane değil bu" derse cevabım şudur: "Bu benim suçum."  
***
Del-Mare Ristorante iletişim bilgileri için şurdan buyrun.

 Meyhaneler

1 Yorum

Pazar, Mayıs 24, 2015

Kelebeklere Yakından Bakın: İstanbul Kelebek Çiftliği

Kelebeklere Yakından Bakın: İstanbul Kelebek Çiftliği

Annemlerin İstanbul'u ve bizi ziyaret etmesini fırsat bilerek gittiğimiz yeni bir mekan: İstanbul Kelebek Çiftliği (daha önce Atatürk Arboretumu'nu bayıla bayıla burada yazmıştım.)
İstanbul Kelebek Çiftliği'ni sevdiğim bloglardan biri olan handeledim.com'da görüp "annemler gelse de gitsek listem"e ekledim. 23 Nisan'ın hafta sonuna yakın olmasından mütevellit, İstanbul'da gezilecek yer kalmadı yakarışlarımız ile maaile ziyarete gittik. Şansımıza hava güzeldi, çiftlik ziyaretimiz henüz kelebeklerin yanına girmeden çimlerde başladı. 
Yaşını doldurmamış, her yere emekleyen yeğenimin çimlerde debelenmesiyle günümüz başladı. Ailenin her arabasını kapıda karşıladık. 
İstanbul Kelebek Çiftliği
İstanbul Kelebek Çiftliği'ne girmeden önce bir tanıtım filmi izliyorsunuz. Ardından kapalı olan seraya alınıyorsunuz. Rehber size eşlik ediyor, her sorunuza da cevap veriyor. Bu sera kelebeklerin yaşamına uygun bir sıcaklıkta olduğu için sizin için sıcak olabilir. Kışın bile gitseniz, ince bir şeyler giymenizi öneririm.

İstanbul Kelebek Çiftliği

İstanbul Kelebek Çiftliği
Kelebeklerin özeline girdik.  ):
İstanbul Kelebek Çiftliği

İstanbul Kelebek Çiftliği
Renk renk benekli kelebeklere dokunabilir, onları besleyebilirsiniz. Çocuğunuz için iyi bir etkinlik olacaktır. 
Kelebek sayısı oldukça azdı bizim ziyaretimiz esnasında. Yaptıkları o kadar kıymetli ki, desteklenmeyi hak ediyor. Umuyorum ki önümüzdeki zamanlarda daha çok sayıda ve çeşitte kelebek karşılar ziyaretçileri.

İstanbul Kelebek Çiftliği web sitesi için: http://www.istanbulkelebek.com/
Aşağıdaki gibi bir not da eklenmiş:
15 Şubat 2015- 31 Kasım 2015 Tarihleri arasında açılış ve kapanış zamanları; Her gün saat  10.00 – 18.00 arasında açığız.Son giriş kapanmadan bir saat öncedir.
Yorum Yok

Perşembe, Mayıs 21, 2015

Soma’daki “Toplumsal Dönüşüm Projesi” Onlarla Hayat Buldu!

Soma İçin Bir Olduk:  Çocukların yüzündeki gülümseme her şeye değer...

Allianz Türkiye, sivil toplum örgütleriyle el ele vererek, bölgede etkilenen vatandaşlara ulaşabilmek, onların yaralarını sarmak ve yeni başlangıçlarını desteklemek için Soma’daydı. Soma’da 2014’te gerçekleşen ve ulusumuzu derinden sarsan maden faciasının ardından, Afetlerde Psikososyal Hizmetler Birliği (APHB) ve Bilim Kahramanları Derneği (BKD) ile işbirliği yapılarak “Allianz SomaDA”yı (Soma Dayanışma Ağı) geliştirdi.


Soma faciasından en çok etkilenen yerlerden biri de Kırkağaç. Kırkağaç’ta yaşayan 12 yaşındaki Yiğit, okuldaki 12 arkadaşıyla birlikte bir bilim kahramanı ekibi kurdu. Önce yapamayacaklarından korktular. Çalıştılar, çalıştılar, çalıştılar, bilgisayarda yazılım geliştirip, legodan yaptıkları robotlarına yüklediler. Bu bilim yolculuğu, özgüven ve başarı doğru yeni başlangıçları müjdeliyordu.

Allianz SomaDA”yı kapsamında, BKD ile yapılan işbirliği sayesinde, Soma çevresinde, olaydan etkilenen 6 ilçedeki 16 okulun, Bilim Kahramanları Buluşuyor turnuvasına katılımı sağladı. 34 gönüllü öğretmen, 150’ye yakın öğrencinin oluşturduğu 17 farklı Allianz SomaDA takımını 4 ay boyunca turnuvaya hazırladı. Bu yolla, öğrencilerin normal hayata dönüşü desteklenirken, psikososyal ve kişisel gelişimlerine de katkı sağlanması amaçlandı.

Allianz SomaDA”nın bir ayağı da faciadan etkilenen ailelerin çoğunlukta olduğu Dursunbey’deydi. APHB ile yapılan işbirliği sayesinde, Dursunbey’de bir psikososyal destek merkezi açıldı. Çocuklara, yetişkinlere ve gruplara yönelik üç görüşme odası bulunan Dursunbey Psikososyal Destek Merkezi’nin hizmetleri, merkeze uzak bölgelere de ulaştırıldı.


Bir boomads advertorial içeriğidir.
Yorum Yok

Cumartesi, Mayıs 16, 2015

Beylerbeyi İskelesi'nde Şerif Via Balık Restaurant

Utku, bu hafta sonu şurada, şu fiyata, şunlarla bir meyhane gitmek istiyoruz. Nereye gidelim? gibi sorular aldıkça listeme daha da gurur duyuyorum. Evet.

Beylerbeyi İskelesi'nde Şerif Via Balık Restaurant

İstanbul'da yüzlerce meyhane var. Tabi ki hepsinin menüsü için emek veriliyor; ancak bazıları sadece reklam harikası.
Bu kez, fiyat/performansı oldukça yüksek bir yeri paylaşacağım: Şerif Via Balık Restaurant
Görsel yine Ahmet Coka'dan, o da olmasa...
Beylerbeyi İskelesi'nin karşısında sıralı balıkçılardan birisi Şerif Via Balık Restaurant. Hafif bir müzikle yemek yiyip sohbet edebiliyorsunuz. Masalar iç içe değil. Kız kıza oturmaktan da rahatsız olmuyorsunuz. En sevdiğim!
Neredeyse tüm mezeleri ve birkaç ara sıcak tadıp üzerine bir de ana yemek alıp, bir de üzerine meyve ile kapatmamıza rağmen, diğer meyhanelerde verdiğimiz hesabın yarısını verdik
Ayrıca favası(9/10) şahaneydi. Yediğim en iyi fava koltuğuna bile oturabilir. Girit ezmesini(7/10) de beğendik, tavsiye ederiz. 
Şerif Via Balık RestaurantŞerif Via Balık Restaurant
Beylerbeyi'nde çok meyhaneye gittim. Hatta daha önce İnciraltı Meyhanesi hakkında şuraya bi' şeyler yazmıştım. Beylerbeyi'nde dünyanın sayılı manzaralarından biri var ve meyhane/restoranlar genellikle deniz kıyısında. Oldukça güzel bir akşam yaşatıyorlar. Ancak manzarasına güvenip ortalama mezeler ve efendim ile başlayıp hadi git artık'a varan hizmet ile çoğu sınıfta kalıyor.

Bu açıdan Şerif Via Balık Restaurant'ı tavsiye ederim.

Şerif Via Balık Restaurant: http://www.viabalikrestaurant.com/

 Meyhaneler

Yorum Yok

Pazartesi, Mayıs 11, 2015

Yedik, içtik, sanırım doyduk, hesabı kim ödeyecek?

Yedik, içtik, sanırım doyduk, hesabı kim ödeyecek?

Malumunuz 5 Mayıs'ı 6 Mayıs'a bağlayan gece, İlyas Peygamber ile Hızır Peygamber yeryüzünde buluşurmuş. Buluşmaları o kadar bereketliymiş ki, biz de nasiplenelim diyen yeryüzü sakinleri yani biz faniler fırsat bu fırsat dilek dilemeye başlamışız. Farklı inanışlarda, bambaşka yerlerde yaşayan faniler bu buluşmadan nasiplenmek için farklı şekillerde ritüeller gerçekleştirirler. Bizim ritüelimiz 6 Mayıs'tan sonraki ilk pazar günü maaile pikniğe gideriz, hem büyük aile yemeği gerçekleştirir, hasret gideririz; hem de aynı gün genellikle anneler gününe denk gelmesi nedeniyle anneler gününü kutlarız. 
Tatlı 'hıdırellez dilekleri'nin hepsi gerçekleşsin, dinimiz amin
Bu yıl da gelenek bozulmadı, İstanbul'da yaşayan bizim nesil, Salihli'de yaşayan önceki nesillerimizi ziyarete gittik. Erkenden çimlere yayıldık, kahvaltımızı yaptık, sohbet ettik, top oynadık (voleybol gibi bi'şeydi), mangalımızı yaktık, bir büyüğe danıştık, ülkeyi kurtardık. Biraz belediyeye kızdık, seçim barajını aşağı çektik, kapalı olan seçimlerde oyumuzu ayyuka çıkardık. "İzmir'den iş alın da, daha çok gelin", "Ne zaman evleniyorsunuz?" gibi dilek, öneri ve şikayetleri "İnşallah, inşallah" diyerek Allah'a havale ettik. Bol oksijen, bol yeşillik, bol yorgunluk ve şimdiden başlayan özlemle hafta sonunu tamamladık. (Yediklerimi yazmayayım, ayıp)
Ve yine aynı şey oldu, Salihli'den çıktığımız an, Salihli'ye gidişimizin en uzak anı olması nedeniyle hüzünlendik. 
***
"Nerelisin?" diye sorduklarında gururla "Salihliliyim" dememe rağmen, biraz İstanbullu olmuşum. İstanbullu gibi kazanıyor, İstanbullu gibi harcıyorum artık. 
Salihli güzel ama İstanbul da güzel;
ya da
İstanbul güzel ama Salihli de güzel.
***
Not: Şu an İzmir'deyim. Karşıyaka sahilde kahvemi höpürdetiyorum, çok canım arkadaşımı bekliyorum. Pazartesi günleri izin almak çok güzel. Sendrom falan yok. ^^
Yorum Yok

Cumartesi, Mayıs 09, 2015

Doğuş Otomotiv Trafik Hayattır!

Araç kullanırken telefonla konuşmayın, hayatı susturmayın!

Çünkü Trafik Hayattır!



Hayatımızın en önemli unsuru haline gelen trafik güvenliği konusunda farkındalık yaratmayı hedefleyen ve örnek uygulamalar geliştiren Trafik Hayattır platformu iletişim faaliyetlerine ara vermeden devam ediyor. Toplumsal sorumluluk alanı içerisinde trafik güvenliğine öncelikli olarak önem veren Doğuş Otomotiv, Trafik Hayattır ile trafikte saygı kültürünü yaygınlaştırmayı hedefliyor.

Trafik güvenliği konusunda Türkiye’nin en istikrarlı kurumsal sorumluluk markası haline gelen Trafik Hayattır platformu 10 yılı aşkın süredir, çeşitli bilinçlendirme projelerini başarıyla yürütüyor.

Trafik güvenliğini ve yaya güvenliğini sağlamada en önemli unsurlardan cep telefonu kullanımına, farklı projeleriyle dikkat çeken Trafik Hayattır platformu, yeni bir animasyon yaparak ‘araba kullanırken cep telefonu ile konuşmanın’ dikkat dağınıklığına sebep olduğunu vurguluyor.

Cep telefonu kullanımı her geçen gün artıyor. Buna paralel olarak şehir içi kazalarında da artış söz konusu. Cep telefonu ile konuşmanın reaksiyonları %80 azalttığı gerçeğini göz önüne alırsak Trafik Hayattır bu konuya eğilerek doğru bir strateji uyguluyor.
Bir boomads advertorial içeriğidir.
Yorum Yok

Bedri Rahmi Eyüboğlu ve Çağdaşlarından Mektuplar “Biz Mektup Yazardık” Sergisi’nde!

İş Sanat Kibele Galerisi’ndeki “Biz Mektup Yazardık” Sergisi geçmişi günümüze taşıyor.


Bursa’nın ufak tefek yolları

Ağrıdan sızıdan tutmaz elleri

Tepeden tırnağa şiir gülleri

Yiğidim aslanım burda  yatıyor


İşte mürekkep bu dizelerdeki gibi damlar Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun kaleminden… Sanatçı, 64 yıllık hayatına sığdırdığı sanat tutkusunu, aşklarını, sevinçlerini, hüzünlerini, dostluklarını çocukluğunu ve ilk gençlik yıllarını geçirdiği Anadolu’nun naifliğiyle yakın dostu Nâzım Hikmet’e yazdığı bu dizelerdeki gibi aktarır kâğıda ve tuvallere… Onun şiirlerindeki ve tablolarındaki narlar, dutlar, ayvalar kimi zaman sevdiği kadına duyduğu özlemi kimi zamansa amansız bir kara sevdayı anlatır. Babasından Batı Edebiyatı’nı, annesinden Yunus Emre’yi, Karacaoğlan’ı öğrenen sanatçı Anadolu’nun toprak damlı evlerinden, İstanbul’un martılarından, köpüren denizinden, Âşık Veysel’in sazından dem vurur…

Bedri Rahmi Eyüboğlu iç dünyasını tuvallere ve şiirlere aktarırken sanat, edebiyat, siyaset ve iş dünyasının önemli isimleriyle gerçekleştirdiği, yaşadığı döneme ışık tutacak mektuplaşmaları da tarih yolculuğundaki yerlerini alıyor.  Güzel Sanatlar Akademisi’nde başlayıp Paris’te süren eğitim hayatından, resim tutkusunun peşinden gittiği Anadolu’daki yurt gezilerine kadar sanatçının yaşamından birçok kesiti yansıtan mektuplar, “Bedri Rahmi Eyüboğlu ve Çağdaşlarından Mektuplar - Biz Mektup Yazardık” Sergisi ile İş Sanat Kibele Galerisi’nde ilk kez gün yüzüne çıkıyor.

Sergi, hem sanatçının kaleme aldığı hem de kendisine gelen yüzlerce mektubun Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları tarafından uzun soluklu ve titiz bir çalışma ile kitaplaştırılmasına paralel olarak hayata geçiriliyor. Sanatçının gelini Hughette Eyüboğlu’nun hazırladığı, editörlüğünü Rûken Kızıler’in üstlendiği kitabın ve serginin tasarımı Emre Senan tarafından gerçekleştirildi.

Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun Avrupa’da öğrenci olduğu günlerden Akademi’de öğretmen olduğu günlere pek çok anıyı barındıran mektuplar, orijinal olarak sahiplerinin kendi ifadeleriyle ve kendi imzalarıyla ziyaretçilere ulaşıyor. Sadece ressam ve şair olarak değil mozaik, seramik, vitray ve yazma sanatçısı, heykeltıraş, öğretmen ve yazar kimlikleriyle de sanatımıza kalıcı eserler bırakan Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun pek çok isimle sürdürdüğü yazışmaları aynı zamanda sanatçılar arasındaki kuvvetli bağı da gözler önüne seriyor. Her biri tarihi belge niteliğindeki mektuplar; sanatçıların o dönemde yaşadığı ekonomik sıkıntılara dair fikir verirken, yaşanan zorlu koşullara rağmen gerçekleştirdikleri idealleri ile tarihe not düşürebilmeyi başarmış bu insanların umutlarını yitirmediklerini de en iyi şekilde ortaya koyuyor.

Sanatçının Nâzım Hikmet, Ahmet Hamdi Tanpınar, Fikret Muallâ, Âşık Veysel, Adalet Cimcoz, Orhan Veli Kanık, Necip Fazıl Kısakürek, İbrahim Çallı, Andre Lhoté, Fahrünisa Zeid, Abidin Dino, Reşat Nuri Güntekin, Cemal Tollu, Nurullah Berk ve Arif Kaptan ile mektuplaşmalarının her biri ziyaretçilerde ayrı bir tat bırakmayı vaat ediyor. İş dünyasının önde gelen isimleri Vehbi Koç ve Nejat Eczacıbaşı’nın mektupları da Eyüboğlu arşivinin önemli parçaları arasında yer alıyor.

Serginin bölümlerinden biri de Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun yaşamını şekillendiren iki kadın, eşi ressam Eren Eyüboğlu ve büyük aşk yaşadığı, “Karadutum” dediği Mari Gerekmezyan ile mektuplaşmalarından oluşuyor. Eren Eyüboğlu, büyük aşk yaşadığı Karadut’u sonsuzluğa uğurladıktan sonra eşinin elini bırakmayarak o zor günleri atlatmasına ve resme odaklanmasına yardımcı olacak kadar güçlü iken, diğer taraftan Mari Gerekmezyan ise ölümünün ardından bile gözlerini yaşartacak kadar sevdalı olduğu bir isim.

64 yıllık yaşamına çok şey sığdıran Bedri Rahmi… 

İş Sanat Kibele Galerisi’nde çağdaşlarıyla yazışmalarının ilk kez gün yüzüne çıktığı “Bedri Rahmi Eyüboğlu ve Çağdaşlarından Mektuplar - Biz Mektup Yazardık” Sergisi ile anılan sanatçının hayat hikâyesi Trabzon’da başlar. Takvimler 1911 yılını gösterdiğinde Görele Kaymakamı Mehmet Rahmi Bey ve Lütfiye Hanım’ın ikinci çocuğu olarak hayata merhaba der. Asıl adı olan Ali Bedrettin, zaman içinde önce Bedir’e sonra Bedri’ye dönüşür.  Babasının görevi dolayısıyla yerleştikleri Trabzon’daki lise resim öğretmeni ünlü ressam Zeki Kocamemi tarafından keşfedilir. Sanatçı yine bu dönemde edebiyata da merak salar ve ilk şiirlerini yazmaya başlar.

1929’da İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi’ne giren Bedri Rahmi Eyüboğlu, Nazmi Ziya ve İbrahim Çallı gibi Türk resminin mihenk taşlarının öğrencisi olma şansına erişir. Edebiyata olan ilgisinin üzerine düşer ve Ahmet Haşim’den estetik ve mitoloji dersleri alır. 1930’larda hayat onu bu kez Fransa’ya götürür. Dijon ve Lyon’da bir yandan çalışarak Fransızcasını geliştirmeye çalışırken, bir yandan da Gauguin, El Greco, Cezanne gibi beğendiği ressamların eserlerini kopya eder. Sanatçı, ileride hayatını birleştireceği Ernestine Letoni (Eren Eyüboğlu) ile de Fransa’da tanışır. 1940’lı yıllara gelindiğinde kalbine “kara saplı bir bıçak” gibi saplanan Mari Gerekmezyan girer. Asistanlık yaptığı Güzel Sanatlar Akademisi’nin heykel bölümüne misafir öğrenci olarak gelen Mari Gerekmezyan, Bedri Rahmi’nin bir büstünü yapar, sanatçı bu büste duyduğu minneti Mari’nin çeşit çeşit portrelerini yaparak ve ona şiirler yazarak yanıtlar. Artık bütün İstanbul ve elbette Eren Eyüboğlu bu tutkulu aşktan haberdardır. Bedri Rahmi Eyüboğlu 1975 yılındaki ölümüne kadar geçen çeyrek asrı aşkla, resimle, edebiyatla, dostlarıyla, dönemin önde gelen kültür ve düşünce insanlarıyla bir arada geçirir.

Meraklıları için 5 Mayıs - 20 Haziran arasında İş Sanat Kibele Galerisi’nde ziyaret edilebilecek “Bedri Rahmi Eyüboğlu ve Çağdaşlarından Mektuplar - Biz Mektup Yazardık” Sergisi, sanat ve kültür tarihimizde eşine az rastlanır bir iz bırakmayı vaat ediyor. Sergide orijinal el yazılı mektuplar ve sanatçının çizimleriyle süslediği desenli zarfların yanı sıra mektuplaşılan isimlerin Bedri Rahmi Eyüboğlu tarafından yapılmış portreleri de yer alıyor. Serginin ziyaretçilerini güzel bir sürpriz de bekliyor. İsteyen katılımcılara, sanatçının desenleriyle hazırlanmış mektup ve zarflarla sevdiklerine yazma imkânı sunuluyor. Şimdi özlemle andığımız eski günlerdeki gibi mektup yazma zamanı!


Bir boomads advertorial içeriğidir.
Yorum Yok

Pazartesi, Mayıs 04, 2015

Dünyanın En Lezzetli Portakal Reçeli

Dünyanın En Lezzetli Portakal Reçeli

Bu yazıyı çok uzun süredir yazmak için taslaklarda tutuyorum, ancak parmaklarımın ucuna yeterince güzel kelimeler gelmiyor.
Dünyanın En Lezzetli Portakal Reçeli
Dünyanın En Lezzetli Portakal Reçeli
LAF (Lise Anarşist Faaliyet) yani liseli anarşist gençler, gayet anarşist bir faaliyette bulunarak ellerinin ve kalplerinin lezzetini portakal reçeline dökmüş, bu reçelleri kavanozlamış bizimle paylaşıyor. Ben susayım, onlar benden çok daha güzel anlatmışlar. Buyrun:
Dünyanın en güzel PORTAKAL REÇELİ; Portakalı portakal yapan en önemli şeylerden biri rengidir. Ama reçelde turuncu kabuk acılık verir. Kabuğundan turuncusunu ince soyarsın portakalın tamamını küp küp doğradıktan sonra bir gün şekerde bekletirsin şekerlenmiş portakallar saatlerce süren samimi bir sohbet beraberce yenen bir yemek kadar ocakta kaynatılır. Sıcak reçelden bir iki kaşık çaktırmadan yenilir sonra soğuyana kadar bekletilir. Bekleyen portakala reçeli itinayla kavanozlanır.
Biz pazarın akşam saatlerinde kalan portakalları toplarken pazarcılar reçel yapacağımızı duyunca yükledikleri kasaların bir ikisini paylaştılar bizimle. Kavanozların inanılmaz bir indirimle paylaştı bizimle züccaciyeci, şekeri söylemeyelim.
Yani başında başladı paylaşma dayanışma. Her şeyi raflardaki barkotlardan ibaret bir dünya zannetmemizi isteyen kapitalizm bizim ürettiklerimize bize yabancılaştırarak tükettiriyor. Kapitalizme entegre edildiğimiz liseli yaşlarımızda belki bir şeyleri değiştirebiliriz diyerek yaptıklarımızdan biri bu reçel atölyesi. Onlarca liseli toplandık ve elinizdeki bu reçeli yaptık. Bizce bu reçel dünyanın en güzel reçeli çünkü paylaşma ve dayanışmayla bezeli.

Dünyanın en lezzetli PORTAKAL REÇELİ’ni aşağıdaki mekanlardan edinebilirsiniz.
Bu reçellerden alın, tamam mı?
Yazı linki burada.

Yorum Yok