Pazartesi, Mart 23, 2015

İnce Belli Bardakta Viski Keyfi

İnce Belli Bardakta Viski Keyfi

İskoçya'da uzun yıllar süren araştırmalar(!) sonunda Türk işi ince belli çay bardağında viskinin koku ve tadı en alma yolu olduğunu keşfetmişler. Bir de bu bardağı satmaya başlamışlar. Alın size iş fikri: İskoçya'da ince belli bardak satmak.
İnce Belli Bardakta Viski Keyfi
Bu araştırmayı aşağıdaki gif ve görselle desteklemişler. Ben inandım.
İnce Belli Bardakta Viski Keyfiİnce Belli Bardakta Viski Keyfi

***
Ajda Pekkan yıllar önce Paşabahçe'ye "Tutuşu kolay bir bardak yapsanız da, biz de daha rahat içsek" diyerek tasarladığı ince belli bardaklar bugün bile menülerde Ajda bardağı olarak anılıyor. Bu durumda en iyi Scotch kokusu ve tadının alındığı bardağı Ajda Pekkan tasarlamış oldu. Nerdeeeen nereye Ajda'cım!
Yorum Yok

Pazar, Mart 15, 2015

#Tarih, Bisiklet Kurye ve Sıfır Karbon Salınımı

Hayatımın son 6 yılında genellikle ERP sektöründe müşteri ilişkileri üzerine çalışıyorum. Şu anda da SAP CRM modülünde uzman olan partner bir danışmanlık firmasında görev alıyorum. Müşterilerimize SAP CRM’i anlatırken farklı sektörlerden başarılı CRM örneklerini vererek kendimizi tanıtıyoruz. Neredeyse tüm CRM sunumlarında olduğu gibi, mahalle bakkalının yaptığı nefis CRM örneklerinden bahsediyoruz: Bakkala gidersiniz, Günaydın bilmemne Bey, diye karşılanırsınız. Her zaman aldığınız sigaraya eli gider bakkalın, nasıl olduğunuzu, çocuğunuzun sınavının nasıl geçtiğini sorar, ülke ekonomisinden ayak üstü bahsedersiniz. Raftaki köyden yeni gelmiş üründen bahseder, siz de ilişkinize güvenerek sipariş edersiniz. CRM yani müşteri ilişkileri yönetimi budur.
Bazı sektörlerde CRM’in adını değiştiririz, çünkü kurum “müşteri” isminden rahatsız olur; üniversite, hastane gibi. Onlar için Öğrenci İlişkileri Yönetimi ya da Hasta İlişkileri Yönetimi deriz. Hizmet sektöründeyken ve kar amaçlı firmalarda görev alırken müşteri kelimesinden pek hoşlanmıyoruz. Halbuki duygusal ilişki kurduğumuz markalara/hizmete müşteri oluruz. Çok iyi olduğunu bildiğimiz ama duygusal ilişki kurmadığımız doktora ikinci kez gitmeyiz. Dünyanın iyi en pizzasını yapan pizzacıya duygusal olarak bağlanmıyorsak müşteri olarak da bağlanmayız. Okurken heyecanlandırmayan dergiye abone olmayız.
***
Lisede sayısal okumamın nedeni sanırım beni tarihten uzaklaştıran Tarih öğretmenleriydi. Tarihi Osmanlı tarihinden daha da doğrusu mütemadiyen yeni fetihler hedefleyen saldırgan Osmanlı padişahlarından (ya da Osmanlı padişahlarının saldırgan yanlarından) ibaret gösteren Milli Eğitim müfredatını üniversitede okumaya başladığım birkaç dergi sayesinde kınadım. Ben tarihi seviyormuşum, Anadolu uygarlıkları da tarihin bir parçasıymış, tarih boyunca insanlar savaşların dışında bilim ve felsefe ile de ilgilenmişler.
#Tarih
Bu dergilerden biri NTV Tarih’ti. Yalın ve keyifli bir dili vardı. Her ay olmasa da ara ara günlerimi şenlendirirdi. Sonra bir gün sokaklar doldu taştı, sansüre, doğa katliamına, tacize karşı gaz yedik. Bizimle sokakta olan ve bugünün de tarih bir parçası olduğunu göstermek isteyen NTV Tarih kapatıldı. Direniş burada bitmedi. Dergi ekibi Yaşarken Yazılan Tarih’i #Tarih ile yaşatmaya devam etmek üzere önce arşiv dergisi çıkardı, ardından süreli yayın olarak devam etti. Bense bu fırsatı kaçırmadım ve hemen dergiye abone oldum.
Her ayın başında dergim bana geldi, her ay da içim doldu doldu taştı. Ayın ilk 5 gününü dergiyi neşeyle okuyarak, diğer ~25 gününü diğer sayıyı bekleyerek geçirmeye başladım.
Ve aylardan Mart oldu. Ayın 1’i dergi yok, ayın 2’si dergi yok, ayın 3’ü dergi yine yok, ayın 4’ü yok yok. Sabırsız Utku’nun derdine ayın 5’inde derman oldular, hem de dergimi neden çok sevdiğimi hatırlatarak: Mart ayının kapak konusuna bağlı kalarak Bisiklet Kurye ile, İstanbul’da yaşayan abonelere özel sıfır karbon salınımı ile.
Bu jest ile müşterisi, abonesi, hayranı olduğum #Tarih’i daha bir zevkle okumaya devam edeceğim.

“Ben tarih okumaktan pek zevk almam.” deseniz de #Tarih’e şans vermeniz gerektiğini düşünüyorum. Bu ay kendinize bir güzellik yapın. Yaşarken yazılan tarihin okuyucu olarak da bir parçası olun.
***
#Tarih web sitesi: https://www.tarihdergi.com/
Bisiklet Kurye web sitesi: http://www.bisikletkurye.com.tr/
Yorum Yok

Pazartesi, Mart 09, 2015

Yeni Eğlencem: Chaby Han Nasıl Türkleşti?

Yeni Eğlencem: Chaby Han Nasıl Türkleşti?

Yenilmiş bir “Galatasaray taraftarı” olarak yüksek hislerde olduğum şu Pazar gününü, maçı unutarak nasıl geçirebilirim, diye düşündüm ve kendimi 2xUmut’un youtube videoları ile buldum. Yabancıların önce Türk marka bisküvilerini yerken oluşturdukları foodpornlarında, sonra cayır cayır yakan rakı shotlarında, en son da İstanbul’un muhtelif semt lezzetlerinde (Pando’nun kaymakları, Vefa Bozacısı’nın bozaları,vs) kaybolduktan sonra; uzun süreden sonra ilk kez bu kadar zevkle videolarını izlediğim bir fenomenle tanıştım: 

Chaby Han

Chaby, 8 yıldır Türkiye’de yaşaması nedeniyle, tepki gösterirken bile Türkçe küfür ediyor, Yüzyüzeyken Konuşuruz dinliyor, Leyla ile Mecnun izliyor; bizden tek farkı Korece konuşuyor olması. (Çekik gözlü olması fark değil, benim ailem de çekik gözlü)
Chaby Han
Chaby Han

Henüz birkaç haftadır youtube’a video yüklemesi nedeniyle yavaş yavaş tanınmaya başlamış anladığım kadarıyla. Ancak yakın zamanda oldukça insana erişecek gibi görünüyor.
Tüm videolarını büyük bir zevkle izledik. (Hatta mutfağa giderken, videoyu durdurttuk) Yeni videoyu nasıl bekleyeceğim bilmiyorum.
Not: En çok Ara Bölümde güldük:



Chaby'nin twitter adresi için buraya, youtube kanalı için buraya bir tık, o kadar.

Not: “Son zamanlarda güzel hiçbir şey olmuyor, hoff” diye düşünürken Volkan’ın yere düştüğünü büyük bi zevkle izledim. Oh!
2 Yorum

Salı, Mart 03, 2015

Herkes Biraz Üzgün Bugün Hem de Küskün: Küskün Müzikal

Küskün Müzikal Emek Sahnesinin 2013-14 sezonuna iddialı giren bir Engin Alkan müzikali. Bilet bulmak zor, 2. sezonu olmasına rağmen. Zaten bildiğim, gördüğüm kadarıyla Engin Alkan en az 3 sezon yönetmeden bırakmıyor oyunlarını.
Oyunu izlerken ilk aklıma gelen: 'Çok Engin Alkan oluşu'. Yazar ve/ya yönetmenin kim olduğunu bilmeseydim de, Engin Alkan derdim. İşte tarz budur, bir şarkıyı başkasından dinlesek de, şarkının kime ait olduğunu tahmin etmemiz. Tarz ile kendini tekrar etmek arasında ince bir çizgi var ki, bu oyun zaferle tarzı kazanmış durumda.
Küskün Müzikal
***
Zakkum’um sakin, rutin, sıkıcı hayatına giriyoruz önce. Bu hayatı kendisinin seçtiğine o kadar inanıyoruz ki, kızıyoruz Zakkum’ a. Battal Sefa, Zifir, Kıymık, Kurşet ve Mıhbey ne derse haklı diyoruz. Kuzen’in ve Kesik’in oyuna katılmasyla Zakkum’un hayatına daha fazla giriyoruz ve ona hak vermeye başlıyoruz. Engin Alkan enerjimizi yükseltip tokat atıyor, yükseltip tokat atıyor. Hem eğlendiriyor, hem de darmadağın ediyor. Zakkum-Kuzen-Kesik arasındaki birbirinden farklı 3 aşk hikayesi her ne kadar nefret ettirse de, hepsini ayrı ayrı göğsümüze sıkı sıkıya bastırmak istetiyor.
***
Oyunun metnine lafım yok; çevirisini, yerelleştirilmesine, yorumlanmasına hiç yok. Dolu doluydu, ama biraz fazla uzundu sanki.
Küçük Emek Sahnesi bu müzikal için büyümüş büyümüş kocaman olmuş. Pınar Yıldırım(Zakkum), Edip Tepeli(Kuzen), Mert Süleyman(Kesik), Zeynep Çelik Küreş(Battal Sefa), Hande Ağaoğlu Kaplan(Zifir), İbrahim Ersoylu(Kıymık), Hasan Karakurt(Kurşet), Caner Erdem(Mıhbey)’den oluşan kadro dışında, orkestra da sahnede hazır bulunuyor ve ayrıca oyuncular kadar dolduruyordu oyunu. Oyunun başarısının önemli bir parçasıydı kendileri. Zaten oyuncular sürekli göz kırpıyorlardı oyuna. Sahnedekileri dışında, rejidekilerden de bahsetmek gerekli. Benim izlediğim 15 Şubat 2015 tarihli oyunda, oyun esnasında oyuncular arasında bir aksilik oldu ki,oyunun coşkusuyla gülmeye başladılar. Biz seyirciler farkına vardık, biz de gülmeye başladık (sanki oyunda hiç gülmüyormuşuz gibi) Bir baktım, rejidekiler de gülüyor. 2. Sezonunda, kim bilir kaçıncı oyunları ama oyunu iştahla izleyip yine yine gülmeleri çok heyecan vericiydi.
***
Zakkum oyuna “Herkes biraz üzgün bugün, hem de küskün” sözleriyle başlayan bir şarkı ile başlıyor ki, geçtiğimiz hafta(oyunu izlediğimde) Özgecan Arslan’dan dolayı ülke gerçekten de öyleydi.
***

Zakkum’un “Tırnaklarım tutuyor aşkı” performansını için fikrim: Şaraplı, anlatmalı, ağlamalı kızlar gecesi playlistime ekleyeyim, olur bu.

Saygılar efe'm,
Utku
Yorum Yok