Perşembe, Aralık 24, 2015

Alternatif Yılbaşı Hediyesi: Patronsuz Kazak

2014 biterken ekşisözlükte "2014 yılının en beğenilen entryleri"ni okurken 2015'ten en büyük dileğim "2015 yılının en beğenilen entryleri" başlığını okurken, bağıra bağıra ağlatmamasıydı. Olmadı. Olamadı.
Yine de "yeni"den umutla 2016'dan büyük beklentilerim olmaya devam ediyor. Umut işte. 

Alternatif Yılbaşı Hediyeleri 

Yeni yıl hazırlıkları yaparken hala eğlenmek için gücü olanlar yılbaşı gecesi planlar yaparken ve ne hediye alsam diye düşünürken, geçtiğimiz hafta el yapımı ve kişiye özel hediye yazısı ile karşınızda olmuştum sayın okuyucu. 
Bir alternatif yılbaşı hediyesi daha buldum ki, alternatif yılbaşı hediyesi, alternatif doğum günü hediyesi, alternatif anneler günü hediyesi, vesaire her şey olabilir.

Patronsuz Kazak

Kazova Tekstil işçilerinin 2013 Şubatında ücretlerini alamadıkları gerekçesiyle başlattıkları fabrika işgali, "Halkımızı kanser ipliklerine mahkum etmeyeceğiz" diyerek kooperatif sistemi ile üretime devam etmiş, 2013 Mayısında Gezi direnişi ile büyük bir güce dönüşmüş; hepimiz büyük bir gülümsemeyle takip ettiği bir süreç haline gelmişti. Şişli'de okur/yazar/entelektüellerin de destek vermesiyle bir defile yapmış, daha çok kişiye ulaşmıştı. Bir zaman sonra ise Özgür Kazova Tekstil Kooperatifi olarak belirli noktalar ve e-ticaret siteleri üzerinden satış yapmaya başlamıştı.
Arama motoruna Özgür Kazova yazdığımda çok iç açıcı yazılar ve röportajlar okudum. Bu yazılarda bu kooperatifin amacı için çok güzel bir cümle vardı: "Özgür Kazova Tekstil Kooperatifi emek mücadelesi ve Mayıs-Haziran 2013 Taksim Gezi Parkı direnişinin en önemli miraslarından." Evet, mirasımıza sahip çıkalım.

"%100 koton, %100 yün, %100 patronsuz" mottosuyla hazırladıkları ve sattıkları ürünlere bakmak ve sevdiklerinize yılbaşında hediye etmek için buradan buyurun efendim:

*Fabrikasyondan özel üretime dönüyor şehirli insan. Sen öncülerden ol.

Yaşasın patronsuz üretim!
Yaşasın kooperatifler!


Yorum Yok

Cuma, Aralık 18, 2015

Balıkçı Kemal'in Yeri - Bir Karaköy Günü

Sanırım İstanbul'un en güzel ve aynı zamanda yorucu tarafı: "Şuraya kadar gitmişken, şunu da yapalım; bi' daha ne zaman gideceğiz" ile yapılan planlar. Bütün güzel semtler yan yana ve nerede olursak olalım, bize hep uzak. Bu yüzden karşıya geçeceksek, mutlaka başka bir plan daha yaparız. 
Ara verdiğimiz evden kaçış oyunları serimize bir tanesini daha eklemek üzere karşıya geçmişken Karaköy'de bir balıkçıya oturalım dedik. Cumartesi öğleden sonra birkaç blog incelemesinden sonra kendimize Balıkçı Kemal'in Yeri'ni bulduk.

Balıkçı Kemal'in Yeri

Balıkçı Kemal'in Yeri
http://www.balikcikemal.com/'dan aldım.
Balıkçı Kemal'in Yeri Karaköy'ün Haliç'e bakan yüzünde salaş, küçük, şirin bir balıkçı balıkçı. 
Meze sırasında, nefis bir köpoğlu (9/10) yedik; ilk lokma kibar kibar tabağıma aldığımdı, sonrasında ekmekle girdim/daldım. Gerçekten şahaneydi. Lakerda, patlıcan salatası, haydari, kaya koruğu, kalamar, hamsi, helva, meyve aldık. Hesap beklediğimiz gibiydi; bir yetmişlik ve bir otuz beşlik ile birlikte 350 TL geldi. 
Balıkçı Kemal'in YeriBalıkçı Kemal'in Yeri

Balıkçı Kemal'in YeriBalıkçı Kemal'in Yeri

Balıkçı Kemal'in YeriBalıkçı Kemal'in Yeri
Gece boyunca yüksek sesle, birbirimizi sustura sustura konuştuk; ara ara da etrafımıza baktık, diğer masaları rahatsız ettik mi diye. Yalnızca biz değildik yüksek sesle konuşan, herkes öyleydi; ancak kimse rahatsız olmuyordu. 
Kız kıza, erkek erkeğe rahatça oturan masalar vardı. Tabii bir de kızlı erkekli. -Yapmayın diyoruz, dinlemiyorlar.
İlk adımımızdan son adımımıza kadar mezelerinden ortamına kadar her şeyinden büyük keyif aldığımız Balıkçı Kemal'in Yeri'ni tavsiye ederim. Salaş meyhane arıyorsanız, işte burası.
***
Balıkçı Kemal'in Yeri'ne rezervasyon yaptırmak için: 0535 944 11 50
http://www.balikcikemal.com/

1 Yorum

Perşembe, Aralık 10, 2015

Rahatsız Edici Vahşi Bir Komedi: Bira Fabrikası

Hep Moda Sahnesi'ndeki oyunları yazıyor olmamdan dolayı, ben bile sadece oradaki oyunlara gittiğimi sanmaya başladım. Sanırım diğer sahneler yalnızca kafamda, rüya, hayal, halüsinasyon.

Bira Fabrikası

Prömiyerinden bu yana takvime her alındığında gitmeye karar verdiğimiz, ancak bi' nedenle beceremediğimiz Bira Fabrikası'na gittik. Peşin peşin yazayım; oyun isminin aksine alkol, alkol düzenlenmesi, toplumda alkol algısı ile direkt bağlantısı yok. 
Oyun, güç, erkeklik, militarizm, demokrasi üzerine kurgulanmış müthiş vahşi, bir o kadar trajikomik.
***
Yıllarca itilip kakıldığını düşünen, toplumun gözünde değerli olmak için şiddeti kullanan, topluma demokrasi getirmek için suç işlemeyi göze almış görünen, aslında bütün parayı alıp eğlence dünyası kaçmayı planlayan iki iç savaş askeri Yüzbaşı Ölümü Sallamaz (Necip Memili) ve Onbaşı Asalak'ın (Onur Ünsal) bölgede yakılıp yıkılmayan yer kalmayınca, para edeceğini düşündükleri fabrikanın nasıl çalışacağını ve dolayısıyla para kazandıracağını öğrenmeye çalışırken önce fabrikada işçi olan Schwanchen (Gürsu Gür) ardından da fabrikanın sahibesi Moulin Rouge baş dansçısı Patron Beyazbüyü (Melis Birkan) ile yollarının kesişmesi ile başlayan, rahatsız edici seviyede vahşi.
Bira Fabrikası
Melis Birkan'ı tiyatro sahnesinde seyredeceğimi hiç düşünmezdim. Düşünmeyerek doğru yapmışım. Sinemada nasıl parlıyorsa, tiyatroda bi' o kadar sönük; sinemada konuşma tarzı ne kadar sempatik geliyorsa, tiyatroda bi' o kadar antipatik kalıyor. Sözlerinin yarısını anlamadım. Aksanı bir İstanbul Türkçesi oldu, bir Almanya'da yaşayan Türk. Sayısız temsilinde olan bir oyun için kötü bir dalgalanma.

Necip Memili'yi hiç sahnede seyretmemiştim. Enerjisini bayıldım. Oyunu kendisi götürdü, tabi başrol olmasının da rolü vardı. TVdeki şöhretinin de bu enerjide katkı sahibi olduğunu düşünüyorum.
Oyundan mı, Türkçeleştirme / yerelleştirme mi, yoksa Necip Memili'in yorumundan mıydı, bilemem ama güldürmek için anlık Doğu Anadolu aksanı yapmak ve küfür etmek ucuz bir komedi. En dramatik sahnelerde güldüren, güldürürken de utandıran bir oyun için biraz basit kalmış.
Necip Memili, karakteri oyunun ilk anından son anına kadar aynı çizgide anlattı; bütünlüğü korudu. Tutarlılığı sayesinde, böyle bir karakterin olduğuna beni inandırdı.
***
Militarist gücün karakterini erkekliği üzerine oturtması, bel altı esprileri, sokak ağzından öte cinsiyetçi küfürleri, "Eee savaş işte" fikri altında vahşi iktidar duygusu ile çok güzel verilmiş. Ancak bu durum karakterleri yansıtmaktan çıkıp oyuna yayılmış. Komik bir oyun olmasındansa gülünç bir oyun olmasına engel olamamış. Sürekli güldük, diyemiyorum. Ancak diğer seyirciler bizimle aynı fikirde değildi, onlar sürekli güldü. Biz oyunu anlamadık, sanırım.
Kostüm ve sahne tasarımını minimalde tutması, minimalde "her şeyi" anlatması daha önce "Hamlet"te en sevdiğim noktaydı ki Bengi Günay için şöyle yazmıştım.
***
Benim bu hislerim, "Ben bestseller okumuyorum." şımarıklığım gibi olabilir. Oturup sakince düşünmeliyim. 
Kafamdaki Kemal Aydoğan karizması ile de uyuşmamış olabilir.

http://www.modasahnesi.com/bira-fabrikasi
Yazan: Koffi Kwahule
Çeviren: Ezgi Coşkun
Yöneten: Kemal Aydoğan
Sahne Tasarımı: Bengi Günay
Işık Tasarımı: İrfan Varlı
Yönetmen Asistanları: Ferhat Asniya, Ahsen Özercan
Müzik: Dandadadan
Oynayanlar: Onur Ünsal, Necip Memili, Melis Birkan, Gürsu Gür
oynayanlar: onur ünsal, necip memili, melis birkan, gürsu gür
Yorum Yok

Cuma, Aralık 04, 2015

2016'nın Renkleri: Rose Quartz ve Serenity

Beklenen gün geldi: Pantone 2016'nın aday rengini açıkladı. Hızını alamadı iki aday renk verdi.

2016'ın Renkleri: Rose Quartz ve Serenity

Rose Quartz ve Serenity
Pantone Renk Enstitüsü'ne göre 2016'nın aday renkleri: Rose Quartz ve Serenity yani bebek mavisi ve açık pembe. Bu sene giyimden aksesuara, dekorasyondan teknolojiye kadar her yer tatlı tatlı pembeler maviler olacak gibi.
Rose Quartz ve SerenityRose Quartz ve Serenity

Rose Quartz ve SerenityRose Quartz ve Serenity
Kış için bebek mavisi ve açık pembe ilk bakışta uygun gelmese de, iyi bir alternatif olabilir. Özellikle baharın gelmesiyle nefis bir seçim olacağı kesin.

Rose Quartz ve SerenityRose Quartz ve Serenity


 Rose Quartz ve SerenityRose Quartz ve Serenity
Giyimde alışamazsak, evde kullanırız biz de. ^^ 

Rose Quartz ve SerenityRose Quartz ve Serenity
Trendhunter Utku ^^


Yorum Yok

Perşembe, Aralık 03, 2015

Yıkanınca Çıkmıyor, Nevin Bize Bakıyor

Nevin Yıldırım Yaşadıkları Film Değil

Arama motoruna Nevin Yıldırım yazarsanız, "Kamuoyunda "kesik baş cinayet" olarak bilinen..." ile başlayan bir haberler serisi ile karşılaşacaksınız. Sanki Nevin Yıldırım en serinkanlı anında düşmanının kafasını kesip köyde sallandırdı. Sanki bir Amerikan filmindeki seri katilden bahsediyoruz. Sanki polise/dedektife bir mesaj göndermek için planlayarak yaptı. Sanki Meksika sınırından kaçacak, çok uzaklarda acı acı gülecek. 
Çok uzaklarda çekilen, bizim için sadece ekranda izlediğimiz, arkadan efsane bir soundtrack ile verilen bir film gibi. 
Yıkanınca Çıkmıyor, Nevin Bize Bakıyor
Nevin Yıldırım Anadolu'nun bir köyünde silah zoruyla ve defalarca kez tecavüzüne uğradığı akrabasının yüzsüzlüğü yetmiyormuş gibi, bir de ahalinin arkasından konuşmalarına dayanamamış; bir kez daha gelen tecavüzcüsünü belki de ağlaya ağlaya öldürmüştü. Köy meydanında "İşte namusuma uzananın kellesi" diye tecavüzcüsünün kellesini atarken kim bilir içindeki diğer Nevinler neler konuşuyordu. 
Bizim için yalnızca bir haber olan bu olaylar bütünü, en çok da mahkeme aşamasında gazetelere yansıdı. Kadın platformlarının ve binlerce aktivistin itirazına rağmen sanki başka çaresi varmış gibi "müebbete" mahkum oldu.
***
Başta tecavüz olmak üzere, adi suçların idamla yargılanmasını istemek, tam anlamıyla insani bir dürtü. Özgecan Aslan ve Gizem Akdeniz gibi insanları sokağa döken vakalarda binlerce insanın istediği idam -velev ki idamla insan hakları çiğnenmiyor- gerçek sahibini bulacak mı?

Hangi Hukuk?

Sahtecilikten dolandırıcılığa kadar onlarca suçtan yargılanması gereken muhtemel suçlular milletvekili olarak bizi temsil ediyorken; hangi hukuk?
Yıllarca suçsuz yere yatana rahat rahat "Pardon" denilebiliyorken; hangi hukuk?
Düşünce suçu olan bir ülkede; hangi hukuk?

İlk Adımı Biz Atmalıyız

Ceza ile olacak iş değil; yoksa biz işimizi ilahi adalete bırakalı çok oldu. Genel olarak toplum bilinci artırılmalı. Temelde her kadının kendinden -yalnızca kendinden- sorumlu olduğu toplumun her noktasında hissettirilmeli. Basit gördüğümüz "toplu taşımada sıkıştırılma" bitmediği sürece Nevin Yıldırımlar bitmeyecek. 
İlk adımı da kendi çocuklarımızın yetiştirilmesi ile başlamalıyız. Üzgünüm annesi, senin oğlun bulunmaz hint kumaş değil; senin oğlunu mutlu etmek için yaşamıyoruz; dünya senin oğlunun etrafında dönmüyor.
Hepimiz hatalıyız. Yıkanınca çıkmıyor. Nevin bize bakıyor.
Yorum Yok

Pazartesi, Kasım 30, 2015

Kaybolmaya Yüz Tutmuş Geleneksel Anadolu El Sanatlarına Artan/Artacak İlgi

Geleneksel Anadolu el sanatlarına ilgim ve zaafım küçük yaşlarıma dayanıyor. Yapmaya çalışırım, yapamasam bile izlerim, izleyemesem bile hakkında bi' şeyler okurum. 
Annemin nakış öğretmeni olmasının yanında, yeni olan her malzeme ve işçiliğe aşık olması ve kullanmasının da ilgimde katkısı olduğu şüphesiz. Eliyle diktiği, eliyle boyadığı deri çantalarına işlediği tel kırmalar, nakışlar bunun ispatı.
Yaşamımın her anında benimle olan sosyal bakışım ve politik duruşum ise; ilgim ve zaafımı, el yapımı, aynısından asla bir tane bile olamayacak, yerel malzemeden yapılan nefis ürünlere kullanmamın önemli bir nedeni.
Gördes Halısı
Gördes Halısı

"Bir Usta Bin Usta" Projesi

Anadolu Sigorta 2010 yılından bu yana sosyal sorumluluk hakkını Anadolu'nun kaybolmaya yüz tutmuş geleneksel el sanatlarına çevirmiş; "Bir Usta Bin Usta" projesi ile Bartın tel kırması, Aydın körüklü çizmesi, Mardin taş işlemeciliği, gibi özel her şehrimiz için ustaları desteklemiş, yeni ustalar kazandırmak için teşvik etmiş ve etmeye devam ediyor. 

 http://www.birustabinusta.com.tr/  http://www.birustabinusta.com.tr/

 http://www.birustabinusta.com.tr/  http://www.birustabinusta.com.tr/
"Bir Usta Bin Usta" projesi ile, dünya dokumacılık literatürüne çift ilmek dokumayı kendi ismi ile (Ghiordes knot) kazandıran Gördes halıları ile ilgili yazılı doküman araştırırken karşılaştım. Kasım 2015 Atlas Dergi ise bu projenin 30 çalışmasını (işini) "Anadolu'nun Toprağında Kültür Ağaçları Yetişiyor" başlığı altında bir ek ile yayınlamış, projeyi dijital ortamda takip ediyor olmama rağmen, zaten sevdiğim bu derginin ekini kütüphaneme eklemek için edindim. 
Yalın bir dille, herkesin anlayabileceği güzel bir el kitapçığı olmuş.
Dünyanın çok uzak şehirlerinden insanlar Gördes ismini dokumacılığı ile bilirken ve dahi satın alırken, bu topraklarda yaşayan insanların tanımaması ve değer vermemesi sanırım hepimizin hatası. "Bir Usta Bin Usta" projesi ve bu kitapçık, daha fazla kişiye ulaşmak adına güzel bir adım olmuş gibi görünüyor.

Fabrikasyondan Özel Tasarıma

Nasıl ki zincir burgercilerden gram et satan burgercilere, her şey dahil otellerden butik otellere, medyadan sosyal medyaya çevirdiysek yüzümüzü; bize özel ve değerli olan tasarımlara da çevireceğiz. Kaliteli malzemenin ve özel tasarımın değerini anlayan bazı kişiler kendini tasarım fuarlarına atıyor. Aldığı berjerin kumaşından ahşabına kadar malzemesini inceliyor ve kendi yaşamına uygun tasarımı seçiyor. 
Çok kalmaz 5-10 seneye kadar metropol insanları arasında daha geniş çevrelere yayılır özel tasarım ürünler. Hafta sonu kısa kültür turlarınızı bu el sanatları ile işlenen ürünleri edinmek üzere planlamanızı öneririm. 

Bir Usta Bin Usta instagram hesabı: https://www.instagram.com/birustabinusta/
Bir Usta Bin Usta web sitesi: http://www.birustabinusta.com.tr/

NOT: Tüm bu işçiliğin sanat değil; bir o kadar değerli zanaat olduğunu düşünüyorum. Önünümüze gelene sanatçı dediğimiz şu ortamda bu ustalara demeyeksek kime diyeceğiz, diye düşünübilir, bana söylenebilirsiniz; ancak sanat olabilmesi için ortada ekonomik bir kaygı olmaması ve üzerinden belirli bir süre geçmesi gerektiğini düşünüyorum.
Yorum Yok

Perşembe, Kasım 26, 2015

İstanbul Trafiğinin Kısa Vadeli Çözümü

İstanbul Trafiğinin Kısa Vadeli Çözümü

İstanbul trafiğine kısa vadeli en etkili çözüm: toplu taşıma. En azından, çocuğunuz ile olmadığınızla, düz ayakkabı ile olduğunda, çantalarınızdan biri eksikken toplu taşımayı kullanın.

İstanbul Trafiğinin Kısa Vadeli Çözümü

İstanbul Trafiğinin Kısa Vadeli Çözümü



Ya da hep birlikte İstanbul'dan kaçalım; ama otomobillerimizi yanımıza almayalım.
Yorum Yok

Pazartesi, Kasım 23, 2015

Bütün Çılgınlar Sever Beni ya da Baştan Çıkarma

Bütün Çılgınlar Sever Beni ya da Baştan Çıkarma

Bulgar oyun yazarı Stefan Tsanev'in Moda Sahnesi'nde 3 sezondur oynanan, kıskançlık, sadakat, arkadaşlık, aşk ve güç temelli oyunu; eşi Maria'nın sadakatinden şüphe eden Yosif'in, arkadaşı Angel'den karısını baştan çıkartmaya çalışmasını istemesini konu alıyor. Basit (ya da gündelik) konunun arkasında yine basit bir çözümleme var. Basit konu ve çözümleme arkasında ise karmaşık duygular. Şu anda, hepimizin yaşadığı karmaşık duygular. 
Örneğin güce tapma. Farkında olmadan içine sürüklenme, normalleştirme ve dolayısıyla içinde boğulma.
Bütün Çılgınlar Sever Beni
Öncelikle şunu söylemeliyim ki, oyunun dekoru ne kadar sadeyse, oyunla bütünlüğü o kadar yerindeydi. Oyun boyunca ışıkla gözümüzü çevirdiğimiz yer, erkek dünyasından kadın dünyasına ya da kadın dünyasından erkek dünyasına geçiş oldu. Bu geçiş ev ve dış mekan arasındaki "konfor farkı" ile verilmiş. Nefis.

Volkan Yosunlu'ya hiç lafım yok. Kendisinin oynaması, oyunu seyretme nedenim olabiliyor artık. Her oyunununda, bu kez kendini oynuyor herhalde, dedirtiyor. Tiyatronun o büyük büyük tasvirinin içinde plastik olmayan, kıvamında bir tavrı var.

Mert Fırat'a lafım var ama. Kim bilir kaçıncı oyununu izliyorum. Her defasında daha iyi olabilir diyorum. Bu kez çok beğendim. Karakterin iticiliğinin yanında inandırıcılığını da çok iyi vermiş. Ben ikna oldum. 
Mert Fırat'a en çok güldüğüm oyun, bu oldu. Sürekli, kıkır kıkır.

Son söz: oyun boyunca Yosif'in aşırı maddeci bakış açısı bizi itiyor, değil mi? Kendimizi Angel'e yakın hissediyoruz, öyle mi? Kabul edelim: biz Yosif'ten farklı değiliz. Angel gibi yapmak istiyor, Yosif gibi yapıyoruz. İşimizde kullanmak üzere İngilizce'nin yanında Almanca öğreniyoruz; kaçımız Rumca öğreniyoruz? Üstelik Angel ile Yosif arasında AMA bağlacı kullanıyoruz.

Moda Sahnesi'nden bire bir aldım efe'm: 
Yazan: Stefan Tsanev
Çeviren: Hüseyin Mevsim
Yöneten: Kemal Aydoğan
Sahne Tasarımı: Bengi Günay
Işık Tasarımı: İrfan Varlı
Oyuncular: 
Yosif: Mert Fırat
Maria: Öznur Serçeler
Angel: Volkan Yosunlu 
Yönetmen Asistanı: Yağmur Mısırlıoğlu

2 Yorum

Perşembe, Kasım 19, 2015

Harika bir Cumartesi planı: Samatya Sahaf ve Ali Haydar İkinci Bahar

Size harika bir Cumartesi planı!

İstanbul'da yaşıyorsanız, hafta içi trafikten, sabırsız soförlerden, beton evlerden, plastik tabelalardan sıkıldıysanız: atın kendinizi Samatya'ya. Şimdi diyeceksiniz ki Samatya eskisi gibi mi? Tabi ki değil, Tüm semtler kirlendi, önceliği gayrimüslimlerin semtlerine verdiler. Ama bazı yerler var ki, hala kitap, rakı kokuyor, renkli, sohbet edilesi güzel insanların olduğu.
Samatya

Bunlardan birisi: Samatya Sahaf:

Devrim Tarım, Anadolu'nun sahip olduğu tüm dillerde kitaplar topluyor, çoğunu okuyor, Samatya'da satıyor. Kitaplarını sahip olduğu Samatya Sahaf'a taşıma hikayesi; Gezi'ye katılması nedeniyle memuriyetten atılması ile başlamış. 
Çikolata seçer gibi kitap seçmediğinizi biliyorum; biraz inceliyor, hatta biraz okuyorsunuz. En çok da kitapçıyla konuşmayı seviyorsunuz. Görme engelli, ODTÜ mezunu ve 5 dil bilen bir sahafla sohbet etmek isteyeceğinizi düşünüyorum. İşte burası tam size göre. 
Samatya Sahaf
Devrim Tarım'ın dolayısıyla Samatya Sahaf'ın nefis de bir mottosu var: Anadilinde oku! Boşnakça, Kürtçe, Rumca; her neyse!
Zaman zaman yazar-okur buluşması da yapan Samatya Sahaf'ı takip etmek için: Facebook Sayfası 
** 

Samatya'ya gelmek için başka bir neden: Ali Haydar İkinci Bahar:

Yıllar evvel yayınlanan ama her bölümünü hatırladığımız İkinci Bahar'ın çekildiği restoran. Fotoğraflarla, merdivenlerle, muhabbet kuşlarıyla, ötesi sahibi Ali Haydar Usta'yla kendinizi dizinin içine girmiş gibi hissedeceksiniz. 
Ali Haydar İkinci Bahar
Çağırın arkadaşlarınızı, koyun rakılarınızı; başlayın lezzetli bir sohbete. Fıstıklı kebabı es geçmeden karışık kebap alın bence. Bir de maş fasulyesi (ay bildiğin börülce). Mekan 12'de kapanıyor, fasıl ise masanıza azıcık uğruyor. Yemek ve sohbet için nefis bir yer. 
***
İşte sahafla başlayan, rakıyla sonlanan nefis bir Cumartesi planı yaptım size. Kitapları, rakıyı, İstanbul'u, renkleri seviyoruz. İstanbul'da yaşıyoruz madem, İstanbul'u yaşayalım.
***
Samatya Sahaf bilgi için kaynak : Bitchcraft ve Cetoyezedo
Adres: Marmara Cd 82/A (Surp Keork Ermeni Kilisesi Karşısı) Samatya Fatih / 0507 116 2321
Ali Haydar İkindi Bahar: Kocamustafapaşa Mh Gümüş Yüksük Sk No:6 Samatya Fatih / 0212 584 2162


Yorum Yok

Çarşamba, Kasım 18, 2015

Sokak Sokak Yeldeğirmeni

Konsept kafe, konsept pub, tiyatro salonları, etkinlik alanları,vb derken canlı Kadıköy'ün daha da canlandığını daha önce yazmıştım. Her çeşit saç rengi sokakta fellik fellik gezerken bizim evde oturmamız mümkün mü! 
Kadıköy'ü sokak sokak, cadde cadde bilirim/z. Kadıköy çocuğuyuz sonuçta. Kadıköy'ü severiz, sayarız. Sevilmeyecek gibi değil ki. İnsanları, sokakları, renkleri... Hele ki  Muralist Festivali.
***

Sokak Sokak Yeldeğirmeni

Son zamanlarda o kadar çok Yeldeğirmeni rehberi yazısı okudum ki, eksik kalmayayım dedim. Sevdiğim, beğendiğim bi'kaç yeri yazmak istedim. Ancak bunları yazmam, diğerlerini sevmediğim anlamına gelmiyor. Hele ki siz bu mekanlara otururken diğerlerini kaçırmayın. Kendi deneyimlerinizi yaşayın. Her geçen gün Yeldeğirmeni bir mekan daha kazanıyor. Kaçırmamak, haksızlık da etmemek lazım. 

Bizim Kitap Kafe

İçeri girer girmez raflarca kitap sizi karşılıyor. Nereye bakacağınızı şaşırdığınız sakin sessiz bir koridordan geçiyorsunuz. Ardından yemyeşil bir bahçe. Alın bilgisayarınızı, kendinize bir kahve söyleyin ve bu bahçede çalışın. Ya da rafta gözünüze takılan bir kitap seçin ve başlayın kitabın içine girmeye.
Bizim Kitap KafeBizim Kitap Kafe

Bizim Kitap Kafe

Benazio

Cheesecake sevmem, dediğimden utandıran yer. Ne alırsınız, diye sorduklarında ne tavsiye edersiniz, diye sorarım mutlaka. İlla ki daha iyi yaptıkları bi' şeyler vardır. Hah, işte Benazio'nunki çikolatalı cheesecake'i. Havuçlu kek, browninin hakkını yemek istemem ama deneyin derim.  
BenazioBenazio

BenazioBenazio

Sanco Panza

Sancho Panza, Yeldeğirmeni'ndeki diğer kafeler gibi küçücük fıçıcık bir mekan. Ayrıca bu mahallenin ruhuna uygun rengarenk. Kahve ve çayın dışında mantarlı wrap yedik, yemelere doyamadık. 
Sanco PanzaSanco Panza

Sanco PanzaSanco Panza
Yeldeğirmeni'nde neredeyse her gün yeni bir mekan açılıyor. Yetişmek mümkün değil. Beğendiğim yerleri zaman zaman eklemeye çalışacağım. 

*Bu yazıyı yazmaya çok evvelden karar vermiştim ve o zaman AH3AP liste başıydı. Gel zaman, git zaman bizim gibi Kadıköylü (ya da Kadıköycü)lerin akın etmesi ile şişen mal sahibi mekan sahibine dar etmiş ve göçe zorlamış.
Yorum Yok

Çarşamba, Ekim 28, 2015

Oy ve Ötesi Aday Müşahitlerine Öneriler

Oy ve Ötesi Nedir? Ne Değildir? Soru ve Cevapları

Yazıyı yazmaya karar verdiğimde -takriben 10 gün önce- tamamen başka bir içerik planlamıştım. Oy ve Ötesi üyeleri kimlerdir, Oy ve Ötesi hangi statüdedir, mali ve siyasi bağlantıları nelerdir?,vb. Ancak geçtiğimiz günlerde üst üste çıkan haberlere verilen cevaplar ile zaten soru işaretleri kalktı. 2013 yılının Aralık ayında kurulan Oy ve Ötesi bugün on binlerce gönüllü ile Türkiye'nin belki de en organizasyonel bir yapısına sahip. Bense 2014 yerel seçimlerinden beri Oy ve Ötesi ile gönüllülük esası ile çalışıyorum. 
Yerel ve genel seçimlerde görev almamın dışında eğitimlere katıldım. Sayısız gönüllü ile tanıştım. Neredeyse her gönüllü oyunun peşinde koşan tedirgin seçmen. İletişim kurduğumuz whatsapp grubuyla tanışmak ve bilgi alışverişi yapmak amacıyla buluştuğumuzda ilk kez dahil olanlar yüksek tedirginlikle geliyorlar. Bu buluşmanın sonunda tedirginlikleri azalıyor. Çünkü biz sohbet ediyoruz, birbirimizi tanıyoruz ve sonuç olarak birbirimize güveniyoruz. 
 http://oyveotesi.org/

Oy ve Ötesi Aday Müşahitlerine Öneriler

Buluşmalardan herhangi birine katılan müşahitler bilirler; ancak azıcık tereddüdü olan aday varsa yardımcı olabilirim, diye düşüyorum:
  • Öncelikle herhangi bir okula müşahit olarak atanmanız/dahil olmanızdan itibaren okul sorumlusu tarafından whatsapp grubuna dahil ediliyorsunuz. Böylelikle seçim süresince karşılaşabileceğiniz herhangi bir aksilikte kime gideceğinizi biliyorsunuz. 
  • Seçim Batı illerinde 08:00'de başlıyor, pusula ve zarf sayımı gibi hazırlıklar ise 07.00'de. 06:45'te okulda hazır bulunursanız, buluşmalara yetişemediğiniz Oy ve Ötesi gönüllüleri ile tanışmış olursunuz.
  • Sabah müşahit kartınızı bina/okul sorumlusundan alabilirsiniz. Bu kart Oy ve Ötesi kartı değil; destek veren/kendi organizasyonunu kur-a-mayan partilerin/bağımsızların sağladığı kart olacak. Bu karta sadık olmanız, Oy ve Ötesi'nden olduğunuzu belirtmemenizde yarar var. Özellikle son günlerde çıkan söylentiler seçim görevlilerinin tepkisi ile karşılaşabilirsiniz. Bazı parti temsilcileri zaten anlıyor, kaçış yok.
  • Sınıfınıza girer girmez kocaman bir gülümseme ile herkesle tanışın. Hangi partiden geldiklerini öğrenin. Çok kişisel fikrim: en iddialı, en gözü açık kişiler, o sandıktan bir önceki seçimde ikinci parti olarak çıkmış partinin temsilcisi oluyor. Sınıftan ayrılmanız gerektiğinde ona güvenebilirsiniz.
  • Seçim başlar başlamaz ve seçim biterken oy kullanımı daha yüksek oluyor. Gün içinde sakin olduğunda oy vermeye, sigara molasına çıkabilirsiniz. Bütün gün sandık başında olmayacaksınız; yoğunluk ve yorgunluk nedeniyle müşahit olmaktan vazgeçiyorsanız, nedeniniz bu olmasın.
  • Oy ve Ötesi gönüllüsü olmadan önce bir parti ile müşahitlik yapıyordum. Ataşehir, Üsküdar, Sultanbeyli gibi birbirinden farklı bölgelerde müşahitlik yaptım. Her sandıkta gördüm ki sandık başkanının size ihtiyacı var. Parti temsilcileri -parti ayırt etmeksizin yazıyorum- genellikle gergin ve tek taraflı oluyor. Sandık başkanı ve memuru tarafsızlığına inandığı kişilere sorumluluk vermeyi tercih ediyor. Ayrıca YSK'nin sağladığı ücret için orada olan temsilci sayısı da azımsanacak gibi değil. Kahvede oturmak yerine, sandık başında para için oturan tüm gün sadece konuşan temsilciler olacak. 
***
Yanınıza almanızı önerdiklerim:
  • Nüfus cüzdanı ve seçmen kağıdı (oy vermek gitmek için okuldan ayrıldığınızda eve giderek zaman kaybetmeyin)
  • Mavi/siyah tükenmez kalem (Uçucu kalemlere dikkat)
  • Not defteri (07.00-08.00 arası oy pusulası ve zarf sayılarını not edin)
  • Karbon kağıdı (Tutanak size verilecek, ancak tedarikli olmakta fayda var)
  • Termosa çay/kahve koyun
  • Herkesin yiyebileceği küçük atıştırmalıklar alın (Partilere kumanyalar geliyor, partiler sandık başkanı ile paylaşıyor. Sizi büyük ihtimalle unutacaklar; onlara küsmeyin, atıştırmalıklarınızı paylaşın, onları utandırın (: )
  • Mendil, temizleyici jel, ıslak mendil (Çocuğunuzu okutmak istemeyeceğiniz okullarda müşahit olduğunuzu göreceksiniz ve biraz da bu yüzden çalışacaksınız)
  • Telefonunuzun şarj aleti/taşınabilir şarj aleti
  • El feneri (Nedenini yazmaya utanıyorum)
***
Oy ve Ötesi gönüllüleri olarak seçim güvenliğine destek oluyoruz; ancak her şeyden önemlisi huzura katkıda bulunmamız gerekiyor.  
Oy ve Ötesi online eğitimlerinden birinde -ki webde bulabilirsiniz- çok beğendiğim bir söz vardı: "Oy ve Ötesi mücahit göndermiyor, müşahit gönderiyor." 


Yazıda sandık başında, seçim öncesi ve sonrasına dair bir şey yazmadım. Katılmaya karar verirseniz, yerinde ve uzaktan eğitimlere katılabilirsiniz ve detaylarıyla bu bilgilere ulaşabilirsiniz. Vakit kaybetmeden gönüllü olun. Sadece bir gün erken kalkarak, önemli bir görevin üstesinden gelmenin tadına varacaksınız. 
Özellikle Oy ve Ötesi derneği ve gönüllülerine saldırıların artması, ne kadar doğru bir iş yaptığımı hatırlatıyor. Saldırıların nereye gideceği belli olmuyor gerçekten. Sansürlenen Jiyan.org'un fark ettiği bir saldırı (ya da hazırlığı) hakkında şu yazıyı okumanızı öneririm.
Dernek bilgileridernek tüzüğümali denetim raporu gibi bilgilerine http://oyveotesi.org/ sitesinden ulaşabilirsiniz.
Yorum Yok

Salı, Ekim 13, 2015

ÖLMEDİK; AMA YAŞAMIYORUZ DA

Ölmedik; ama yaşamıyoruz da

Çok yoruldum

Ben çok yoruldum artık. Eve gelir gelmez TV'yi açıp CNN Türk'ü ayarlamaktan yoruldum; internette Hayat TV, IMC TV'yi CANLI İZLEmekten yoruldum.
Kahve, sigara molasında, öğle arasında iş arkadaşlarımla terörden bahsetmekten yoruldum.
Akşam ailemle telefonda kalabalık yerlere gitmediğimiz konusunda konuşmaktan yoruldum.
Lise arkadaşlarımla sendikaların durumunu tartışmaktan yoruldum. 
Hafta sonu arkadaşlarımla seçim ve seçim güvenliğini yorumlamaktan yoruldum. 
Can Dündar, İsmail Saymaz kitapları okumaktan yoruldum.
Kafamdaki milletvekili isim listeme yeni bir milletvekili ismi eklemekten yoruldum.
Güneydoğu'daki küçük ilçelerin bile isimlerini öğrenmekten yoruldum.
Kayıplar arasında tanış isim bakmaktan yoruldum.
Sendikalardan, partilerden tanış yaralı var mı diye sorgulamaktan yoruldum.
Sıradan sivil bir vatandaşken yasa maddelerini öğrenmekten yoruldum.
"O aslında öyle değil" açıklamaları yapmaktan yoruldum.
Sabah uyanır uyanmaz "Gece acaba bir şey oldu mu?" diye Twitter'e bakmaktan yoruldum.
Kardeşime sürekli güvenli bir bölgede olduğundan emin olmak için konum göndermesini istemekten yoruldum.
Kafamın içindekilerden yoruldum.
***
Nuri İyem "Üç Güzeller"e selam
Nuri İyem "Üç Güzeller"e selam

Gündelik işleri yapmaktan utanmakla başladı her şey, sonra yapmayı unuttuk

Aylardır Vogue, Cosmopolitan almıyorum; moda blogu takip etmiyorum.
Alışveriş yapmıyorum.
Hikaye, roman kitapları okumuyorum.
Dizi izlemiyorum. 
Bir Leyla ile Mecnun bölümü seçip kıkır kıkır gülmüyorum.
Aşk şiirleri okumuyorum.
Pazarlama blogları okumuyorum. 
Yeni bir şarap tatmıyorum.
Yeni bir mekan keşfetmiyorum. 
Cevizli kek yapmaya kalkışmıyorum.
Müzeye gitmiyorum, sergi gezmiyorum.
Telefonuma yeni bir uygulama indirmiyorum.
Yıldızların durumunu merak etmiyorum.
Hafta sonu yeni bir şehir gezmek için uçak bileti bakmıyorum.
Resim yapmıyorum; kalemlerimi, fırçalarımı elime almıyorum.
***
Ölmedik; ama yaşamıyoruz da.
Yorum Yok

Çarşamba, Ekim 07, 2015

Somalı Genç Kadını Yalnız Bıraktık

Somalı Genç Kadını Yalnız Bıraktık


Genç bir kadın. İsminin hiç önemi yok. Soma'da yaşıyor. Muhtemelen Somalı, olmadı Balıkesirli. Gencecik, 20'li yaşlarının başında olduğu çok belli. Genç yaşta severek evlenmiş ya da tanıdıkça sevmiş. Yine genç yaşta çocuk sahibi olmuş. Önce sevgili eşini kaybetmiş Soma faciasında, ardından tam 1 sene geçmişken güzel evladını. Evladının hasta olduğunu Soma faciasında ölenlerin isimlerini Facebook'a teker teker yazdığım günlerde öğrendim. Muhtemelen psikologların bu yaptığım ile ilgili bir açıklaması vardır. Katliamlarda kaybettiğimiz -neredeyse- herkesin isimlerini tek tek yazıyorum. Hesabına ulaşabiliyorsam, uzun uzun bakıyorum. Onun dünyasına kısacık bir anla ve çok uzaktan da olsa giriyorum. Kendime de acı çektiriyorum. Artık geri dönüşü olmayan ölümüne, yaşamdayken paylaştığı şarkılar ile selam gönderiyorum.
Soma
Bu genç kadının, sevgili eşinin ve güzel evladının yaşamına da böyle girdim. 301 madenci ve yakınlarının yaşamı arasından belki de onunkini seçtim.
Acısı azalır mı umuduyla, ara ara profiline bakmaya başladım. Azalmadı, arttıkça arttı. Soma faciasının üzerinden 1 yıl geçmişken, haber sitelerinin ve gazetelerin iddiasına göre eve para girmemesi dolayısıyla tedaviye devam edilemediği için evladını kaybetti. Gün be gün "Bugün iyiye gidiyor" yazmasına rağmen kaybetti.
Evladının acısı, eşinin acısına tuz biber ekti. Bir kişinin fotoğraflarını paylaşırken, iki kişinin fotoğraflarını paylaşmaya başladı.
Bu günlerde önce otomobil kullanmayı öğrendi, ardından işe girdi. Çevre şehirleri gezmeye, eş dost düğünlerine katılmaya devam etti, ediyor. Ancak vakit gece yarısı oldu mu, bir şiir ya da şarkı paylaşarak "Neden beni yalnız bıraktınız?" diyor sevgili eşi ve güzel evladına. O yalnızlığından bahsettikçe ben kendimi kuyulara düşmüş gibi hissediyorum. Her sözcükte, her cümlede, her noktada, virgülde.

Gün İçinde Acılarımızı Bastırıyoruz

İnsan gündelik hayatın içinde koşuştururken, acılarını bastırıyor. Ancak karanlık çökünce kendi ile baş başa kalıyor. Bu genç kadın kendi ile daha fazla baş başa kalıyor.
Soma davasının da kendisi gibi, yalnız bırakıldığını düşünüyor. Mahkeme salonlarının boş kalmasına itiraz ediyor, sahip çıkın davanıza diyor.
***
İlgimi çeken bir nokta: evlendiğinde başı açık, günlük yemeni takan biriyken, giderek yemeni taktığı anlar artmış. Sonra türban takmaya başlamış. Son baktığımda vücudunu kapatan uzun üstler giymeye başlamıştı. Ancak eski -başının açık olduğu- fotoğrafları kaldırmıyor; hatta çocuğu ve eşinin fotoğraflarını paylaştıkça kendininki de eklemiş oluyor. Giderek dindarlaşıyor mu, kendisini mi suçluyor, yoksa bu yönde tavsiye mi aldı acaba?

Biz Öldürdük

Ben toplum bilimci ya da psikolog değilim. Bu yazdıklarımın hiçbirini bilimsel olarak analiz edemem. Uzun süredir takip ettiğim bir yaşamı üç beş sözcükle yazmak istedim. Geçtiğimiz yıl Anneler Gününü kutlamak istedim; ancak ne yazacağımı bilemedim. Acısını hatırlatır mıyım diye düşündüm. Elbette ki acının daniskasını çekiyor, benim birkaç cümlem neyi değiştirir. Önce eşini öldürdük, sonra evladını; yetmedi seni mahkeme salonlarında yalnız bıraktık desem…
Yorum Yok

Salı, Eylül 29, 2015

Bizim Mahalle, Yukarıki Mahalle

Bizim Mahalle, Yukarıki Mahalle

Her gün bir gazeteci daha işinden kovuluyor. Biz okuyucular, gazetecileri gazetelerinden dolayı tanımıyoruz. Nerede yazsalar, zaten okuruz. Örneğin, Mehveş Evin'in nerede yazdığını kovulduğunda öğrendim. Artık takip etmemeye başlamamışım demek ki. Sosyal medya hesapları, özellikle de blogu varken ne yapayım gazeteyi.
Kemal Göktaş'ta da aynı şeyi yaşamıştım. Blogunu takip ediyorum zaten, yeter ki.
Ancak şu var ki, Mehveş Evin'in yazmaya başlayacağı geniş ölçekli okura sahip yayın organı çok yok. Yakında öğreniriz, ama farklı bir isim beklemiyorum.
Ya da TV programcıları. Enver Aysever kanalından kovulduktan sonra (ki çok da aykırı bir kanal değildi) anlaştığı yeni kanalı muhalif kanal deyince akla ilk gelen kanallardan.
Yalnızca muhalif kanatta bu yapılanma yok. Muhafazakar kesim de hep aynı gazetelerde, hep aynı kanallarda.
Nadiren de olsa aldığım birkaç gazete bana yeter oldu. Çünkü okuduğum tüm yazarlar birkaç gazetede (farklı siyasi noktadaki gazeteler).

Sakal Sizin Mahallede Dini Simge Olabilir, Bizim Mahallede Trend

Aynı fikirdeki gazetecilerin aynı gazetede yazması; tıpkı aynı partiye oy verenlerin aynı mahallelerde oturması, aynı içeceği içenlerin aynı mekanlara takılması, aynı filmlerden hoşlananların birbirini sevmesi gibi. 
"Mahallemiz kalmadı, sitelere tıkıldık" diye dövünürken, aslında bizim kopyamız olan komşumuza yaşamaya tıkıldık.
***
Tüm genç erkekleri etkilediği gibi kardeşimi de sakal trendi oldukça etkiledi. Her aile gibi benim de geniş ailem, kardeşimin sakalını kesmesini dört gözle bekliyor. Ancak son günlerde IŞİD'ci olduğu sanılarak öldürüldü haberlerine izledik/okudukça beklentileri bir baskıya döndü. Endişeden uyuyamayan büyükbabamın, kardeşimi ikna edebileceğini düşünen kuzenimi aramışlığı bile var. Endişelerini yaşadığımız yerleri anlatarak giderdik. Bilmediği bir şey vardı; sakal, bazı mahallelerde dini simge iken, bizim yaşadığımız mahallede trend. 
Cumhuriyet mitinglerine gibi giden sosyal demokratlar CHP'nin %80 oy alacağını düşünüyordu bir zamanlar. Üzerinden kaç seçim geçti; o mitingler devam etmese de, sosyal çevresinden dolayı aynı beklentiye devam ediyorlar. 
Daha özgür yaşayabilmek için bir tür nüfus mübadelesi yaşıyoruz. Özgürlüğü tercih ettikçe, sadece kendimiz gibi yaşayan/düşünen insanları görmeye başlıyoruz. Ötekinin olmadığını var saymaktan olmadığına emin olmaya kadar gidiyor bu keskin mahalle çizgilerimiz.
***
Yaşasın Halkların Kardeşliği

Bu durumu tersine çevirebilecek tek şey, birbirini tanımayan, görmeyen, yok sayan farklı ırk, din, mezhep, değer yargılarına sahip insanların birbirine aşık olması gibi geliyor bana. Ancak bu şekilde birbirimizi tanır, birbirimizi anlarız sanki. Yaşasın halkların sevgililiği!
Yorum Yok