Perşembe, Kasım 20, 2014

Yüzyıllık Aşk, Aşkımız

İşimin en güzel yanlarından biri “toplantı sonrası gezmeleri”. Toplantımdan çıktıktan sonra, bulunduğum semtteki butik pastaneleri, nefis lokantaları ya da takip ettiğim sergileri geziyorum. İstanbul Modern bu gezme listemin ilk sıralarında yer alıyor. Yolum Kabataş ya da Karaköy’e düştüyse, mutlaka giriyorum. Yeni sergi yoksa bile, sabit sergiyi geziyorum, Erol Akyavaş’ın Hallac-ı Mansur’una selam veriyorum.
***
İstanbul Modern’de Eylül ayında, Türk Sineması 100. Yılına ithafen ilk kez bir araştırma sergisi açıldı. Mekanist’in davetiyle bu özel araştırma sergisini rehberli turla gezme fırsatı bulduk. Bize küratörlerden Müge Turan da katıldı.
http://www.istanbulmodern.org/tr/sergiler/guncel-sergiler/yuzyillik-ask_1436.html
Sergide, seyircilere, hayranlara, oyunculara, sinema salonlarına ait fotoğraflar, plaklar, film afişleri, gazete kupürleri ve özel eşyalar bulunuyor. Serginin en ilgi çekici bölümlerinden biri, yıllar yılı Yılmaz Güney, Filiz Akın ve Türkan şoray’a ait özel eşyalarını, mektuplarını, fotoğraflarını saklayan hayranlarının bu eşyalarından oluşan “Sinema Seyircisi Fanatiktir” bölümüydü. Rehberimizin söylediğine göre, hayranları, eşyaları kısa süreliğine de olsa almak için ikna etmek zor olmuş.
Eski sinema biletlerinin replikasına misafirlere anı olması açısından sunmaları tatlı bir detay olmuş. Ne kadar erken giderseniz, biletlerden edinme ihtimaliniz artar.
Kişisel fikrim, sergi, elbette ki, yeterli değildi; bazı sinema emekçilerine ulaşamamıştı. Bu kadar yakın bir tarihe ait olan ve üstelik popüler kültür olan öğelerden daha çok edinebilirlerdi. Türk sineması denildiğinde akla ilk gelen filmlerin sahibi Arzu Film’den iz göremedim mesela, ki son zamanlarda eski filmleri restore eden çalışmaları takdire şayan. Televizyonda gördüğümüzde değiştirmeye kıyamadığımız, Gülen Gözler, Hababam Sınıfı, Neşeli Günler,.. yoktu. Sergi, yeterli olmasa da gayet iyi bir İLK olmuş.
***
4 Ocak 2015 tarihine kadar İstanbul Modern’de olacak bu sergiyi gezmenizi öneririm. Üstelik İstanbul Modern, her Perşembe ücretsiz. 
*İstanbul Modern'e kadar gitmişken, nefis Çok Sesli sergisini mutlaka gezin.



Yorum Yok

İstanbul'un Yeni Trendi: Evden Kaçış Oyunları

İstanbul’da yeni bir trend var: evden kaçış oyunları. En fazla 5 arkadaş bir eve giriyorsunuz. Üzerinize kapı kapanıyor, hikayenin bir parçası oluyorsunuz. Ve başlıyorsunuz şifreleri çözmeye.
Şifreler oda(lar)daki her yerde olabilir. Birbirinin ardı sıra çözülen şifrelerle sonunda evden kaçıyorsunuz. Tabi size sunulan sürede yapabilirseniz.
***
Biz bir Mekanist etkinliği kapsamında yeni açılmış evdenfirar'a gittik. Birbirini 10 dakika önce tanımış ve içerde bizi neyin beklediğini bilmeyen 5 kişi olarak çok da başarılı olabildiğimizi söyleyemem. 
Ancak oldukça zevk aldık; evden çıktıktan sonra bilinçaltım şifreleri çözmeye devam ediyordu.
Ekip olmak, görev dağılımı, görev bilinci,vb güzel ancak kendi payıma, dağınık çalıştığımı fark ettim. Bir sonuç çıkmadığını fark ettiğimde onu orda bırakıp (oraya bir yerlere fırlatıp) başka bir şeyle ilgilenmeye başlıyorum. Belki de aklıma şifreyi çözmede önemli bir tüyo geldi ama 5 dk önce nereye odaklandığımı kaçırdım. Siz de yaşam içinde yaptığınız ancak fark etmediğiniz bir davranışınızla burun buruna gelebilirsiniz.
Özellikle kurumsal firmaların küçük ekipleri için iyi bir çalışma olacaktır diye düşünüyorum. 
Doğum günü gibi özel günlerde özel sürprizler yapıyorlarmış, alternatif doğum günü organizasyonlarından olabilir.  
***
*Ev ile ilgili bilgi vermiyorum, siz de daha önce gidenelere sormayın ki; çok eğlenin. Katilin uşak olduğunu bilmek, tüm eğlenceyi kaçırır.
*Fiziksel güç harcamayacağınız için kıyafet sorununuz olmayacak ama oturup kalacağınız için rahat bir şeyler giyin bence.
*Telefonunuzu içerde kullanabilirsiniz, fotoğraf da çekebilirsiniz; ama şifrelerin içine o kadar gireceksiniz ki fotoğraf çekmeyi unutacaksınız yine de bir tane olsun fotoğraf çekin.
*Evdenfirar.com adresinden rezervasyon yapabilir, yerine bakabilirsiniz. Cezayir Sokağında sorduğunuz herkes gösteriyor. Hatta sanki herkes sizin sormanızı bekliyor. 
*** 
DIP NOT:Evden çıkamayan bir ekip olarak; mühendislerin çok üzüldüğünü, satışçı, pazarlamacı, iletişimcilerin daha normal karşıladığını gördüm. Tahminimce biz satışçıların yenilmeye ve reddedilmeye alışık olmasından kaynaklanıyor. Kaybedince üzülmeye değil, kazanınca sevinmeye alışıyoruz.
***
Evdenfirar'dan sonraki -benim için- yeni oyun Exist. Caddebostan'daki Exist'te hem korkup hem şifreyi çözmek istiyorum. Arkadaşlarımla gideceğim için daha çekişmeli, daha kavgalı, daha gürültülü olur diye düşünüyorum.  
İstanbuldaki tüm oyunların listesine buradan ulaşabilirsiniz.
Yorum Yok

Salı, Kasım 11, 2014

Çünkü Vitamini Kabuğunda

Ahh şu anneler; arkadaş toplantılarından, sorularına cevap veren her doktordan, TV programlarından hatta şu sıralar sosyal medyadan öğrendikleri bilgilerle bize hayatı zehrederler. Yok, meyvenin vitamini kabuğundaymış, kahvaltı yapmadan evden çıkılmazmış, gece yatmadan önce yemek yenmezmiş. Sanki biz, İstanbul’da yaşayan/çalışanlar eve 18.00’de geliyoruz da, 19.00’dan sonra yemek yemeyebiliriz. Sanki evden 9.00’da çıkıyoruz da kahvaltı yapabiliriz. Sanki portakalın kabuğu güzel de kabuğunu yemeliyiz. (Gerçi benim annem süper-modern ve genç bir anne ki, ne TV programlarıyla yaşar, ne de dırdır vırvır yapar, yine de sağlığımı düşündüğü için, tavsiyelerde bulunur.)
*** 
Anneciğimin en muhteşem mükerrer tavsiyesi ise meyvelerinin vitaminin çekirdeğinde olması. Üzüm dahil hiçbir meyvenin çekirdeğini sevmedim, sevemiyorum.
Yaşlandıkça/yaş aldıkça, daha sağlıklı yaşamaya ve yemek yemeye çalışıyorum ve bu sağlıklı yemeklerin daha lezzetli olduğunu düşünmeye başladım. Daha önce şu yazımda da yazdığım gibi, ambalajlı ürünlerden elimi eteğimi çektim; yoğurdumu kendim yapıyorum, en çirkin görünen meyve ve sebzeleri satın alıyorum; hatta satın almaktansa bağ-bahçeden topluyorum. Böylece oldukça kilo verdim.
***
Kahvedense çayın her türlüsü seven biri olarak, kendi meyve ve ot çaylarımı yapmaya başladım. Böylelikle hem kabuğundaki ve çekirdeğindeki vitamin bonuslarını kazanıyorum, hem de geri dönüşüme katkıda bulunuyorum. (Sorunlu biri olduğum için ambalajları da kağıt toplayıcılar için özellikle ayırıyorum.)
Mevsim kışa dönerken, eve giren turuncu renkli meyveleri sayısı da artmaya başladı. İçini yiyorum, kabuğunu kurutuyorum; birkaç hafta içinde çayını yapıyorum, işin suyunu çıkarıyorum.
Yaz mevsiminde ise, kalbimin sultanı yeşil otların (maydanoz, gelincik, hardal vb) güneşlenmesini sağlıyorum; bütün kış, yemeğimi taçlandırıyorum. Yemeğimi yiyen ve ot sevmeyen misafirlerime de fark ettirmeden o otları yediriyorum. Biz otçul beslenmeye inanıyoruz. 
 
Muhteşem 'Kuru Meyve Stoğum'u paylaşıyorum sizinle
***
Ay olmuş, Kasım. Domates mevsimi bitti. Hormon basılmış domatesleri yemeyin artık. (Egelilere göre cümleyi güncelliyorum: İlaca basılmış domatları yemen gari). Domatessiz kahvaltı mı olur demeyin,  yazın kurutulmuş domatesleri biraz ölecek kadar haşlayın, zeytinyağında bekletin, yemek istediğinizde, biraz sarımsak ve üzüm sirkesi ile kahvaltınızı şenlendirin. Otsuz olmaz tabi, kuruttuğunuz, kekik, nane ve maydanozları üzerinde gezdirin.
Off, canım nasıl çekti, hemen kendime biraz hazırlayayım. 
***
(15 dakika sonra)
‘Kahvedense, çay seviyorum’ yazdım ya, caanım İsmail Saymaz’ın hislerime tercüman olan şu tiviti geldi aklıma:


Selamlar, saygılar...


 Sağlıklı Yaşam

Yorum Yok

Pazartesi, Kasım 10, 2014

O'nun İçin İçiyorsan, Yarasın; Bir Kadeh de Benden

Tarihin en stil sahibi, en karizmatik ve en çalışkan önderinin asil ruhunun naçiz bedeninden ayrıldığı  tarih: 10 Kasım 1938.
O sadece Anadolu topraklarında yurttaşa özgüven veren, doğru strateji kuran ve motive eden bir asker ve yurdun ekonomik ve siyasi temellerini atan siyasetçi değildi; öğretmendi, devrimci, dilbilim ve fikir insanıydı.
Gerçek bir lider gibi, hem taşın altına elini soktu, hem de fikir insanlarından öneriler aldı, onları organize etti. Onlara inandı, kendisine inanılmasını sağladı. 
***
Tabi ki, her fani beden gibi bir gün toprakla kavuşacaktı, kavuştu. Kavuştu ki; tohumla buluştu, suyla buluştu, çiçek oldu, meyve verdi, yeniden yeniden yaşama karıştı.

Minnet  ve saygıyla anıyorum.
  
*Kendisini bizim babamız sanan cumhurbaşkanının kafeteryada sigara içen gençler ve kafeterya sahiplerine müdahalesinin videoları dönerken, en iyi monte bobiler.org’dan geldi, paylaşmak istedim: 


O'nun için içiyorsan, yarasın; bir kadeh de benden.
Yorum Yok

Perşembe, Kasım 06, 2014

En İyi Diyet: Ambalajlı Ürünlerden Kurtulmak

Ben hep şişko bir çocuktum, sonra şişko bir genç oldum. Boğa burcu insanı olarak ileri seviyede oburum. Her şeyi, her saatte, her porsiyonda yiyebilirim. Gece acıkıp kendime yemek yapabilirim. Ee doğal olarak da, yemekler takiptedir. Birkaç kez diyet yapmaya karar verdim; ancak diyet programım başlangıç seviyesinde takılıp kaldı.
***
Bir gün politik kimliğimi hayatıma yaymaya karar verdim. “İçinde koruyucu madde olan hiçbir şey yemeyeceğim” diyerek kendime yalan söylemedim, tabi ki. Yıl olmuş 2014, evde erişte yapamayacağımı biliyordum. Ama erişteye ulaşabileceğim yerleri bulabilirim, diye düşündüm. Erişte kötü bir örnek oldu aslında, makarnadan vazgeçebileceğimi sanmıyorum. Ama kakaolu fındık kremalarından vazgeçtim. Karadenizli fındık üreticisinden üç kuruşa fındığa alıp ekonomilerine zarar veren sistemden kurtuldum. Onun yerine bahçeden toplanmış meyvelerle yapılan reçeller yiyorum. O reçelleri yiyorum, çok çok yiyorum. Yemelere doymuyorum. 
*** 
http://www.greenpeace.org/turkey/tr/campaigns/tarim-ve-gdo/

Taze meyvenin olduğu bahçeyi nereden bulacağım, hadi buldum diyelim evde nasıl reçel yapacağım, diyorsanız, gezdiğiniz yerlerde özel reçeller alabilirsiniz. Bozcaada’ya gittiğinizde, nefis gelincik reçellerini deneyebilirsiniz. Reçel bana gelsin derseniz, ofisten eve giderken, mobil telefonunuzla bile sipariş verebilirsiniz.
Salça bana gelsin derseniz de, şurdan alabilir, geçtiğimiz Mayıs ayında, son yılların en büyük acılarından birini yaşamış Somalı kadınlara yardımcı olabilirsiniz.
***
Sonuç olarak 18 yaşında İstanbul’a geldiğimde 42 bedendim. Bilgisayar başında çalışıyorum, daha az hareket ediyorum, hatta tenis oynamak için kendime zaman yaratıyorum. Buna rağmen, 28 yaşımda 36 bedenim.
Kendimi, doğal beslenmek konusunda zorlamıyorum, bedenim ambalajlı ürünleri istemiyor artık. Doğalın daha lezzetli olduğunu düşünüyorum. (Şekeri bırakarak çaydan daha çok zevk aldığınız anı hatırlayın.) Üstelik hepsinde de aynı anda vazgeçmedim. Dikkatimi çeken birini eliyorum. Siz de deneyebilirsiniz. Yaşamınıza daha sağlıklı, lezzet alarak ve ince ilerleyebilirsiniz.
Sağlıklı günler efe’m..


Sağlıklı Yaşam

Yorum Yok

Cumartesi, Kasım 01, 2014

Rakı, Bir Halkla İçiyorsan, Rakıdır

Rakı, Bir Halkla İçiyorsan, Rakıdır

Hafta sonu planlarımın tam ortasında iki şey var: şehir dışından gelecek olan ve kendisine, sohbetine delicesine özlem duyduğum arkadaşım ve İstanbul barajlarını doldurmaya niyet etmiş yağmur. Sonbahar geldi, vatandaş şehre doldu; tiyatro, sinema, müzik derken festival üzerine festival yapılıyor; yoğun iş hayatı nedeniyle kimimizin boyun fıtığı, kimimizin migreni hortladı. Üstelik Validebağ, Kobani, Karaman, vb derken gündem yoğun. İşte bu noktada; iki kişilik “şarap mı rakı mı?” anketinden %100 ile rakı çıktı ve ben yine fellik fellik meyhane aramaya başladım. Arama motoruna “en iyi meyhaneler” yazınca çıkan sonuçlara başım döndü. Liste meyhanelerinin birçoğuna gittim, puan vermeye bile tenezzül etmiyorum. Üzerine bir sürü paramı aldılar. 
***

Şu anda İstanbul’daki favori meyhanem/balıkçım: Moda Cibalikapı Meyhanesi

Bu bağlamda, kendime bir meyhane dosyası açmaya karar verdim. Tabi ki, ben bilirkişi veya gurme değilim ama, güzel ahtapottan da anlarım yani. Ahtapot deyince aklıma gelen ilk yer ise Moda Cibalikapı Balıkçısı. Bu balıkçının aslı Cibalıkapı’ymış, ben gitmedim; ancak Moda’daki bana yetti. Şu anda İstanbul’daki favori meyhanem/balıkçım.
***
Favori meyhanem/balıkçım olmasını ilk nedeni, zurnayı kulağınıza sokan saz ekibinin olmaması, sanırım. Arkadan gelen müzikle rahat rahat, sakin sakin sohbet edebilirsiniz. Hele ki, hava güzelse bahçede oturmanızı tavsiye ederim.
Moda Cibalikapı Balıkçısı
Bir başka neden ise; samimiyetin, esnaflığın “Ne vereyim ablama/abime?” tadında  diyaloglar olduğunun düşünüldüğü şu sıralar, güler yüzlü, dinamik, güzel ve yakışıklı çalışanlarının olması. Oh be, meyhanede yaşlı tekeline son!
Girit ezmesi, ahtapot ve kalkan benim favorim meze ve yemeklerimdi mesela.
***
Nihayetinde -zar zor da olsa- Moda Cibalikapı Balıkçısını referans alarak, bir mekana karar verdik. Rezervasyonumuzu yaptırdık. Yarın akşam rakı şişesinde balık oluyoruz.
***
Rakı dedim, sohbet dedim, halk dedim, gülmek dedim; aklıma Edip Cansever geldi:

...
Ahmet Abi, güzelim, bir mendil niye kanar
Diş değil, tırnak değil, bir mendil niye kanar
Mendilimde kan sesleri.

Her satırın ayrı bir duygu verdiği kaç şiir vardır ki: Gülmek, bir halk gülüyorsa gülmektir, derken neden sokakta olduğumuzu anlatmıyor mu; dizelerini ince çizgiyle ayırırken Behçet Necatigil’e selam göndermiyor mu; Gelmiyor içimden hüzünlenmek bile, Gelse de, Öyle sürekli değil derken insanın içini gıdıklamıyor mu; Ahmet Abi, güzelim, bir mendil niye kanar, Diş değil, tırnak değil, bir mendil niye kanar, Mendilimde kan sesleri derken insanın göğsüne bir yumruk atmıyor mu; hatırlatmıyor mu sokaklarda vurulan o güzel çocukları!
***
Nerde kendini bilmez çocuklar, bir gece ansızın çekip gittiler...

***
Moda Cibalikapı Balıkçısı'na rezervasyon yaptırmak için: http://cibalikapibalikcisi.com/

 Meyhaneler


Yorum Yok