Çarşamba, Aralık 31, 2014

Yeni Sene Gelsin, Evler Neşelensin

Ben her sene 22 Aralık’ı günlerin uzaması vesilesiyle kutlarım. Birkaç gün evvel "Noel kutlanmalı mı, kutlanmamalı mı?, hindi yenmeli mi, yenmemeli mi?" başlıklı programlardan birinde, ön Türkler tarafından 22 Aralık’ın geceyle gündüzün savaşından gündüzün zaferi olarak kutlandığı öğrendiğimde bir hoşuma gitti ve adına Nardugan denilen bayramı araştırmaya başladım.


Ön Türkler denilen, Ay takvimini kullanan, yaklaşık 2000 yıl önce yaşamış Türkler 22 Aralık gününü yeni yılın başlangıcı olarak görür, ölümsüzlüğün simgesi olarak gördükleri Akçam ağacını (son zamanlarda aksesuarlarda bolca kullanılan hayat ağacı) süslerlermiş. Bu ağaç o kadar önemliymiş ki, etrafında bayram kutlar, şarkılar söylermiş.

Nar sözcüğü ise Güneş anlamına gelirken, dugan sözcüğü ise doğmaktan türemiş. Yani öz be öz Türkçe. Bu bilgiler, çok değerli Sümerolog İlmiye Çığ’ın Sümerliler ve Türkler hakkında görüşlerinden.

DNA’ma Rumların karıştığı ara ara söylense de ben tam bir Türk’üm, biliyorum. Bilmeden kutladığım Nardugan da bunun ispatı oldu sanki.
***

Nardugan değil de Noel olsa da pırpır yüreğime fark etmez; hangi ırkın, hangi dinin ya da hangi dilin bayramı olursa olsun her bayram kutlanmaya değer. Hele ki ‘Yeni’ olan.

Yeni sene, eskisi gibi acı dolu geçmesin diyerek bu yazıyı noktalamak isterim. Bir de aşk dolu olsun. Bir de şefkat, merhamet eksik olmasın.



*Nardugan ile ilgili şahane bir yazı okumak isterseniz, şuraya bir tık alayım.



Yorum Yok

Pazartesi, Aralık 29, 2014

Ağıt Yakarken Göbek Atmak


Her şey Cuma akşamı, yeni evine taşınan kuzenimde yaptığımız büyük aile yemeğinde başladı. Rakı, çay, ballı viski, karadutlu votka, Putin, Osmanlıca, ekonomi, Galatasaray derken konu Dünya türkülerine geldi. Dinledikleri şarkıların sözlerine nerdeyse hiç dikkat etmemiş annem ve teyzemi, istisna bulamadığımız yüzdeyle ağıt olduklarını, göbek atıyor olmamızın bizim (bütün Dünya halklarının) selam göndermek olduğuna örneklerle ikna etmek saatlerimizi aldı.
Bu ikna sürecinde ben de sesli olarak düşünme fırsatı buldum: Bütün halk türküleri aslında birer ağıt; biz bazen bu türkülerde ağlıyoruz, bazen de dans ediyoruz.
Delicesine özlem duyduğum Neşet Babaya selamlar
***
Geçtiğimiz hafta vizyona giren Son Umut filminin de konusu olan Çanakkale Savaşı için askere alınan ve geri dönemeyen 15 (hicri takvime göre 1315) doğumlular için yakılan Hey On Beşli ağıdı veya güvercin uçuverirken, kaytan bıyıklı sevdiği onun için dövüşen ama sağ salim döndüğünü anlayamayıp elma ağacında dengeseni kaybeden bahtsız Misket’in hikayesi,.. Hepsi birer acı, hepsi birer ağıt.
***
Sadece Anadolu halkı değil ki, Güney Amerika, Uzak Asya, Orta Doğu,.. Eğlenceli görünen türkülerde alkış tutuyoruz, halay çekiyoruz, göbek atıyoruz,vs. Hatta şarkılarda. Polis kurşununa kurban giden Alexis'e selam veren 'Yan Babilon' Bandista'nın dilinden ne kadar da haykırılası ya da kocasını uğurlayan İtalyan kadının emekçi kocasının ardından söylediği sonraları 'Bella Ciao' olarak direniş meydanlarında haykırılan sözler, Ah anneciğim ne çiledir bu!, derken ne kadar acıklı...
***
Temmuz ayında ailemizin ilk torunu, ceviz içimiz dünyaya gelmeden önce, onu ziyarete gelenler için bazı ufak hediyeler hazırladık. Özenerek aldığımız kutuların içine, şekerler koyarken bir de ‘Hoş geldin şiiri’ eklemek istedik. Fena sayıda olmayan şiir listemden umut veren, insanın içini gıdıklayan, bir taraftan da coşku dolu birkaç dize eklemek istedik. Ancak içimize sinen bir şiir bulamadık. Çünkü bu topraklarda hep acı vardı, hep hüzünlü günler yaşandı; elbette ki yansıması da yüreğimizi burkan sözcükler oldu.
***
2014 farklı bir yıl değildi;  hastalanan Muharrem’e sağlık ekibi yetişemediği için babası cansız bedenini bir poşette şehre taşımak zorunda bırakıldı mesela, Berkin ufaldı ufaldı, yaşam savaşını kaybetti, Gazze’ye yine bombalar yağdı, sansür aldı başını gitti, Soma faciası yaşandı, kimse üzerine alınmadı, diğer ocaklarda önlem alınmadan çalışmaya devam edildi, Kobane’de çatışmalar oldu, binlerce Yezidi, binlerce Alevi yine yine kırıma uğradı, yerlerinden yurtlarından ayrılmak zorunda bırakıldılar, ve dahası. Bu yıl da sadece ağıtlar yakıldı. Yıllar sonra insanlar bu yılın türkülerini dinleyecek, haykıra haykıra söylerecek, belki dans edecek, dans ederken yine direnecek.
Umarım 2015 biraz farklı bir yıl olur, 2015’i kapatırken bu kadar ağlatmaz.
Güzel günler efendim, mutluluklar...
Yorum Yok

Bir Başa Dönüş : Cube



*Dikkat birazcık spoiler içerir.
Dışarıya çıkmak için uğraşmak mı, yoksa kaderinin bu olduğunu kabul etmek mi? Kader diyorum. Kader dediğim buraya seni getirdiğini düşündüğün gücün varlığına teslim olmak.
Dışarıya çıkmak. Dışarıya çıkmak her şeyin çözümü mü? Hayır. Dışarıda seni bekleyenle içeride olan çok mu farklı?
***
Sadece 4-5 karakterle anlatılmış aslında tüm insanoğlu. Birbirini yemelerinden başlamıyorum, toplum denen olgunun oluşmaya başladığı zamandan itibaren onun başlarına geçen insanlar, gerek liderlik bilinciyle, gerek tatmin için, ve toplum olgusunu besleyen insanlar. Polisler, doktorlar, memurlar, halk, biz..
İçimizden dışarıya bakıp gördüğümüz sayısız aptal sürüsü insan var bazen. Bazense onlardan sadece biriyiz. Film insan düşüncelerini, psikolojilerini, olabileceği en basit haliyle bizi, hepimizi anlatıyor. Kendi yarattığımız insanlık ve kendi kendimize tekrar bunu yok edişimiz.
Aslında birbirimizi yiyişimiz. Film bir başa dönüş. Hiç başlayamadığımızı da hissettirebilir.
Fazla kaybolmayın. Çıkış biziz, saflığımız.
Yorum Yok

Çarşamba, Aralık 24, 2014

Artık Benim de Bir Müzem Var

Artık benim de bir müzem var: Utku'nun Yüzyıllık Aşk'ı

Utku'nun Yüzyıllık Aşk Sergisi

İstanbul Modern'de 25 Eylül (2014)'den bu yana sergilenen, Yeşilçam'ın 100. yılına ithafen hazırlanan Yüzyıllık Aşk hakkında içeriği zayıf bulmakla beraber, önemli bir İLK olduğunu düşündüğümü daha önce şurada yazmıştım. 
***
Sergide eksiklikler olmasına rağmen, Modern'in ve popüler kültürün desteğiyle nefis pazarlama yapılıyor ki; sonuncusu, çok önemli bir teklifi revize ederken sitede dolanmamı sağladı(ya da neden oldu, artık satışı kapatma sürecim gösterecek).
Müzede yer alan bazı fotoğrafları dijital ortama aktarılmış; hem bu fotoğraflara yeniden göz gezdirmemiz, hem de beğendiklerimizi işaretlememiz, dolayısıyla kendi sergimizi oluşturmamız sağlanıyor. 
Sergi üzerine hatırladıklarımın üzerinden geçtim, yeniden gezmiş kadar oldum. Bu yöntemi çok sevdim. 
Siz de Emek Sineması'nın fotoğraflarıyla anılara dalabilir, bir ah çekebilir, 'Aa ben bu filmi izleyecektim' diyebilir, kendi müzenizi kurabilirsiniz.
En nihayetinde benim müzem, senin müzen.
***
Şehir hafızası, kurum hafıza, proje hafızası önemli. Çünkü biz insanlar geçiciyiz, hafızamızda anlık olarak tuttuklarımız daha da geçici. Gün içinde o kadar çok şey düşünüp görüyoruz ki, yeni bilgi gelirken, bir öncekini ite kaka dışarı atıyor.
Bir yandan da, şehir hafızasına zarar vermek için elimizden geleni yapıyoruz. Cumhuriyet Gazetesinde 100 yıllık İBŞT arşivinin talanı haberini içim acıyarak okudum.
***
Sadece 4 yıl için değil, yarından itibaren her gün için planlar yapılması ve bugünden itibaren dünün unutulmaması dileklerimle...

*Kendi müzenizi kurmak için: bir tık lütfen.
Yorum Yok

Pazartesi, Aralık 22, 2014

İçinize Doğaya Dokunma Hissi Verecek: Atatürk Arboretumu



Annemlerin İstanbul’u ve bizi ziyaretini fırsat bilerek gittiğimiz ‘kaçamak’ alanını yazmak için sabırsızlanıyorum. Neyden kaçıyoruz?, diye sorarsanız, şehirden kaçabilirsiniz, betondan kaçabilirsiniz, kalabalıktan kaçabilirsiniz. Sizin tercihinize kalmış.
***
Atatürk Arboretumu (Canlı Ağaç Müzesi) yaklaşık 2 senedir ‘gidilecekler listemde’ sırası sürekli değişerek bekliyordu. Bahçeköy (Sarıyer)’de olması nedeniyle kolay ulaşılamayacağı için hafta sonu bir tam günü bu müzeye ayırdık. 

***
Arboretum kelimesi ağaç anlamına gelen 'arbor' ile farklı canlı türklerinin bulunduğu yer anlamına gelen 'etum' kelimelerinin birleşiminden meydana geliyormuş. Dünyanın farklı noktalarına has (Güney Amerika, Uzak Asya, Orta Doğu,vb) yüzlerce ağaç türünün bir arada olduğu nefis bir alan. Öyle ki, her ağacın altında farklı yapraklar var; sonbaharda orda bulunmanın en güzel yanı bu olsa gerek. Bizim ziyaret mevsimimiz kendisini sonbahar sanan kış olduğu için çamurlu ancak romantik bir gezi oldu.
                           
 

 ***
Ne fotoğraf çekmeyi, ne çekilmeyi, ne de doğa fotoğraflarını severim. Ancak bütün gün fotoğraf çekmek ve çekilmek istedim. Onlarca fotoğraf çekildik, kendimi iyi fotoğraf çeken biri sanmaya bile başladım. 
'Dawn' açılmayı bekliyor
'Cennet Bambusu'
'Bahar Dalı'
*** 
Asfalt yollardansa sık ağaçların olduğu bölümlere attık kendimizi. Düşe kalka koşmak istedik; koştuk da. Rengarenk solucanlar, kendini yaprak sanan kahverengi karizmatik mantarlar ve minik kuş evleri gördük. Aşırı doz oksijenden yorgun düştük, yorulduk. Yeteri kadar dinlenip, Baharda çiçeklerin açılışına katılmayı planlıyoruz.
***
Gitmeden önce yapmanızı önerdiğim birkaç not:
1. İçinize doğaya dokunma hissi dolacağı için çamura batsa da üzülmeyeceğiniz ayakkabı ve giysilerinizle gitmenizi öneririm. 
2. İçeri tripod sokmak yasak, ancak profesyonel fotoğraf makineniz buraya aşık olacak.
3. Cumartesi için pek de fena olmayan ziyaretçi sayısına rağmen iki aracı ücretsiz olan otoparka rahatça park edebildik. Toplu taşımayla gelmek isterseniz, Bahçeköy hatları buradan geçiyor. 
4. Önceden hafta sonları sadece üyelere giriş hakkı verilirken, şimdilerde biletli ziyaretçilere de açık olduğu için haftanın (hatta yılın) her günü gidebilirsiniz.
5. Müzeye giriş 10 TL, öğrenci giriş 5 TL.
6. Biz Türkler iki yeşil gördüğümüzde termosa çay koyduğumuz için dışardan yiyecek-içecek getirilmemesi özellikle belirtilmiş. Türklük yapmayın, müzede yemek yenmez, ayıp!

Çok kişisel notum: çayır-çimende konsept düğün fotoğrafı trendi bitsin artık. Üşüyen gelinlerin zoraki gülümsemeleri doğayı üzüyor olmalı.
***
Eğer aşık değilseniz, hemen aşık olun gidin; aşıksanız zaten gidin.
Gidiniz efe'm...
Yorum Yok

Çarşamba, Aralık 10, 2014

Kendi Aramızda Kutladığımız Dünya Rakı Haftası'nda İnciraltı Meyhanesi

Kendi Aramızda Kutladığımız Dünya Rakı Haftası'nda İnciraltı Meyhanesi



Kendi aramızda kutladığımız Dünya Rakı Haftası etkinlikleri çerçevesinde bu hafta sonu nereye gitsek yazışmalarımızın başladığı şu iş gününde daha önce gittiğim ve Mekanist.comda da paylaştığım İnciraltı Meyhanesi hakkında birkaç cümle yazmak istedim:


İnciraltı Meyhanesi’ne girer girmez; meyhanenin arkasındaki yazın açtıkları taş bahçede, usul usul çalan şarkılar, her masadan ayrı ayrı yükselen sesler, yormayan, tatlı ışığı anlamak için etrafınıza bakacaksınız. Henüz yemeğe/içmeye başlamadan daha önce gelmediğiniz üzüleceksiniz. Diğer masalarda oturanlar sanki dekor olarak konulmuş, bahçenin bir parçası gibi. Kadehlere giydirilen danteller çok tatlı, ama kadehleri tokuşturduğumuzda, kulaklarımız rakı içtiğimizi anlamadı, biz de çıkarttık. Her ne kadar balık+et meyhanesi gibi görünse de, bana daha ziyade et meyhanesi gibi geldi. Balığın olduğu masada dolu dolu ot ve deniz ürünleri mezeleri olması gerektiğini düşünürüm. Her ne kadar bu açıdan biraz zayıf bulsam da, şevketibostana bayıldım(Puanım 8/10).
İstanbul'da Bir Egeli: şevketibostan
Kavurması, uykuluğu, pirzolası ile etleri daha lezzetliydi (İstanbul’da yediğim en iyi uykuluklardandı; ama Balıkesir’de çok çok daha iyilerini yediğim için puanım 7/10). 

Bahar ayında gittiğim için bahçenin keyfini çıkardık, belki kış için de bir planları vardır. Çünkü bahçenin dört tarafı kapalı. Isıtılması zor değildir diye düşünüyorum.
***
Beylerbeyi deniz kenarında bu sıcak ama havalı meyhaneye gitmenizi öneriyorum.

 Meyhaneler

Yorum Yok

Salı, Aralık 09, 2014

2015'in Rengi: Marsala





Geçtiğimiz hafta, Pantone Renk Enstitüsü 2015’in rengini Marsala olarak açıkladı. Yani kahveye çalan bordo, şarap kırmızısı.
Pantone Marsala 18-1438
***

Marsala, aslen İtalya’nın özerk bölgesi Sicilya’da Trapani’ye bağlı bir şehir. Dünya şaraplarından farklı olarak “acımtırak” tadıyla özel şarapları var. Marsala renginin bu şehrin isminden geldiğini anlamak da zor değil galiba.
Bir Marsala Şarabı
 ***

Bohem tarzın önlenemez yükselişinde Marsala rengi bu trendi parlatacak olsa da, ben bu rengi bir hayli feminen, bir o kadar da maskülen buluyorum. Özellikle 2014’ün rengi orkide moru renginin enerjisinden ve dinamizminden sonra; güçlü, ağır ve karizmatik bir renk olduğu kesin.
***
Dekorasyonun yanı sıra, kadın giyiminde kullanılacak olan Marsala rengini, erkekler de rahatça kullanabilirler:
Bu şık kıravatı hangi erkek takmaz ki!




Bu yıl damatlar da, Marsala rengi ile daha havalı olacak gibi görünüyor.
 ***
Trendsetterlık konusunda siyah kuşak sahibi Blake Lively'nin böyle havalı bir rengi kullanmaması kaçınılmaz:







***
Ayrıca dekorasyonda:


***
Bu yıl yer gök şarap kırmızı olsun,
Olsun ki şarabın gazabından korkulsun,
Saygılar efe'm...

 Stil ve trendler

Yorum Yok

Cumartesi, Aralık 06, 2014

Kardeşimsin Alexis, Kardeşimsin Berkin




Gezi olaylarının başlamasından 2 ay sonra Yunanistan’a, önce Atina’ya, ordan da Mikonos’a tatile gittik. Atina’da geçireceğimiz bir tam günü uyumadan geçirdik. Amacımız Atina'da turist olmaktansa, halktan biri olmaktı. Zaten o kadar küçük bir şehir ki çok zor olmadı.
Tavernalar, hediyelik eşya mağazaları yerine, Gezi’nin de etkisiyle, protestoların olduğu meydana gittik; parlamento binasının önüne. Akademisyenleri topluca işten çıkartmayı oylayan vekiller parlamento binasında, toplu işten çıkarmaları protesto eden göstericiler bina önündeydi. Sanmayın ki, bina yüksek demirlerle çevriliydi, biraz kafamızı uzatsak içeride ne olduğunu görecektik neredeyse.
Türkiye’deki çevik kuvvet polislerini muadili 50 kadar polis parlamento binasının önünde duruyordu. Göstericiler ise 1000 kadardı. Yemek dışında seyyar satıcı yoktu etrafta. Biz duruma hazırlık yaparak #OccupyGezi dövizleriyle gitmiştik, Türkiye’den geldiğimizi gören birkaç kişi ile konuştuk. Göstericilerden birisi (haberci olduğunu söyledi) bize, “Türkiye’deki olaylar Yunanistan’da olsaydı, burada bir kişi kalmazdı” dedi parlamento binasını göstererek. Çok acıydı, o tarihte müdahalelerin doğrudan etkisiyle 7 kişi kaybetmiştik. 
Alexis'in öldürülüşü üzerinden tam 6 yıl geçti
Yunanistan’daki olaylar 2008’de Alexandros Grigoropoulos(Alexis)'un öldürülmesi ile başlamıştı; ancak sanki Gezi’nin ilk günleri gibi bez maskelerle gelmişlerdi, kadınlı-erkekli, genç-yaşlı farklı bir sürü renk vardı meydanda. İlerleyen saatlerde olay olmadığı gibi, polis adım bile atmadı meydana. Birkaç kez binanın sağında soluna, solundan sağına yürüdü, o kadar.
Göstericiler arasında Yunanistan’da yaşayan bir Türk (kişisel fikrim gayet apolitik olduğu) ile tanıştık. Bizi Alexis’in öldürüldüğü, gösterilerin simgesi olan iki parka götürdü. Giderken, parkta turist olduğumuzu özellikle belli etmememizi istedi. Kendince nedeni, parkın turistik bir yer olmamasıydı. İki parkta biralarımızı içerek, sohbet ederek akşamımızı(gecemizi) geçirdik. Yol boyunca gösterilerin ve Alexis’in izi olan duvar boyalarını gördük. Ancak bizi darmadağın eden parkın tam ortasındaki kalın direğin üstünde #direngeziparkı ve #occupygezi yazılarıydı. Bize Ege’nin diğer yakasından selam vardı.
Atina'da polisin giremediği park (adını ne yazık ki hatırlayamadım)
Ve sonra günler, haftalar, aylar geçti; Berkin’imiz, zeytin gözlümüz daha fazla direnemedi. Yunanistan direnişinin simgesi Alexis'in yanına gitti. Halklar birleşti. Sokaklar birleşti. Şimdi her yerdeler. Kardeşimsin Alexis demek, kardeşimsin Berkin demek, kardeşimsin Ferhat demek. İster polis olsun, ister astinomia fon, burda vurdu Ferhat'ı orda gitti Aleko'n.
***
Alexis'in cenazesinde dağıtılan mektup çok açıktı:

unuttunuz bizi 
desteklemenizi bekliyorduk,
bir defa da olsa,
sizin bizi gururlandırmanızı bekliyorduk
boşuna yalancı hayat yaşıyorsunuz,
boynunuzu eğdiniz,
donunuzu indirdiniz ve öleceğiniz günü bekliyorsunuz
hayaliniz yok,
sevdalanmıyorsunuz,  
yaratmıyorsunuz yalnız satıp alıyorsunuz.
her yerde maddiyat sevgi hiçbir yerde-hiçbir yerde 
gerçek ana babalar nerede? 
sanatçılar nerede?  
neden dışarı çıkıp bizi korumuyorlar?  
bizi öldürüyorlar yardım edin
çocuklar
***

Yunanistan ile Türkiye arasındaki fark çok net: kurşunun tabancasından çıkan polis ömür boyu hapis cezası aldı, yanındaki polisler ise “engellemedikleri” gerekçesiyle 10’ar yıl... Bir Ege denizi tüm coğrafyayı değiştiriyor.
Şimdi bir daha soralım #BerkinElvanDosyasıNerede
***
Uyumuyoruz Berkin, Alexis, Ferhat, Uğur, Ceylan ve dahası...
Yorum Yok

Perşembe, Aralık 04, 2014

Dünya Rakı Haftasından Mahrum Kalan İstanbul'a

Dünya Rakı Haftasından Mahrum Kalan İstanbul'a

2005'ten beri Istanbul'da yaşıyorum, ne trafiği ne betonu beni bu muhteşem şehirden soğuttu. Müziği, tiyatrosu, yemeği, sinemasıyla çeşit çeşit festivallerini, yılın neredeyse her günü, ülkemin başka hangi  şehrinde bulabilirim ki! Bu bazen görkemli bazense kör topal festival/etkinlikler arasında kendisine en yakışanlardan birisi (belki de en çok yakışanı) Dünya Rakı Haftası’ydı. Beyoğlu, Kadıköy, Kumkapı gibi farklı yerler yüzden fazla meyhane bu etkinliğe katılıyor, bize birlikte kadeh kaldırmanın enfes hissiyatını veriyordu. Ay ne zaman Aralık olsa biz “Bu sene nerde kutluyoruz?” demeye başlıyorduk. e-posta gruplarında herkes mutlaka nefis mezeler olan birkaç seçenek sunuyor,  o epostalar bir hafta dönüyor, dönüyor en nihayetinde bir meyhanede karar veriliyor ve coşkuyla sene kutlanıyordu. Çünkü biz birlikte çok güzeldik.

İlerleyen senelerde İzmir, Ankara, Adana,vs kutlamaya başlandı, tüm ülkeyi sardı.

Yavuz Turgul güzelliği

***

Ne var ki sene oldu 2014, ay oldu Aralık; biz yine meyhane seçmeye başladık. Üşenmedim adını hatırladığım meyhanelerden oluşan bir liste oluşturdum. 30’dan fazla meyhane çıktı.  Yeni bir yerler keşfetmek düşüncesiyle birkaç alternatif araştırdık. Etkinlikleri sormak için telefon ettiğimizde etkinlik olmadığı cevabını aldık. Şehrin en güzel ilçelerinden biri, ilçenin en güzel meydanı,  yan yana meyhaneler, ama etkinlik yok. Hayal kırıklığı ile başka ilçelere bakmaya başladık. Haftanın etkinlik haberlerinin olduğu sitelerine bakmak istediğimizde sitelerin hiçbirine giremedik. Tahminimce alkollü ürünlere teşvik eden her türlü sitenin yayından kaldırılması nedeniyle ulaşamadık. Arama motorlarına dünya rakı haftası yazdığımızda da elle tutulur bir sonuç alamadık.

-Geçen sene de gidememiştik, ama ben her sene 30 Ağustos'un resmi tatil olup olmadığına Ağustos başı yeniden bakıyorum.-


***

Oturdum düşündüm, senelerce katıldığımız etkinlikler benim hayal ürünüm müydü? Hepsi beynimin aldatmacası mıydı? (Halkın genç nüfusunda Leyla ile Mecnun sendromu olarak yer edecek bence)

***

Almanların birası, Fransızların şarabı varsa bizim de rakımız var. Festival/etkinlik kapsamında tüm dünyaya duyurmak bir başka turizm kolu yaratmanın nesi kötü! Alışveriş yapmaya gelen kolları dolu turistlerdense çok daha güzel bir akım olacağı kesin.

Biz bir meyhane bulur gideriz, enfes mezelerimizi seçeriz, kadehlerimizi kaldırırız, sağlığımıza ve yanımızda olmayanlara içeriz ama bu şehir bu güzel etkinliğe mahrum kalır.

1985 yılında başlayan Salihli Şiir İkindileri'nde yıllar yılı Salihli ve çevre şehir halklarına enfes bir şiir şöleni olarak sunuldu. Ne var ki, belediye seçimlerini başka bir parti kazandı, şiir ikindilerine ara verildi. Bir sonraki seçimlerde, yine parti değişti, şiir ikindileri yeniden başladı. Geçici bir dönemdi, geçti.

Bu dönem de geçecek, yeniden Dünya Rakı Haftası kutlanacak, ancak bu yıllar kayıp kalacak.

***

Rakı dedim, Yine mi Güzeliz ile bitireyim. Konudan konuya atlıyorum ama, Yine mi Güzeliz deyince Madam Despina’nın Yeri geldi aklıma:


Dedikleri kadar güzel gerçekten muşambalı masalarda rakı sofrası. Şarkıdaki gibi, topik getirmemeleri ile hayal kırıklığı yaşamadım desem yalan olur. Neyse ki Madamdan kalma pilaki(7/10) ve yaprak ciğer (8/10) geleneği ile gönlümüzü aldılar. Haşlamayı masaca çok sevdik.(9/10) Mekanda fasıl ekibi var, zurnayı kulağınıza sokmuyorlar, sohbet etmemiz için bizi bizimle bırakıyorlar. En güzeli çok güzel insanlar olan garsonlar. Ahh bir de kapıdan Sezen Aksu girseydi... Yine mi güzeliz Madam... 

***

Bu hafta sonu, Dünya Rakı Haftasından mahrum kalan İstanbul’da rakı içmeye, sohbet etmeye bir İstanbul meyhanesine giderseniz, bir de bizim için kaldırın kadehinizi, zira biz öyle yapacağız. Sağlığınıza...

 Meyhaneler

Yorum Yok

Pazartesi, Aralık 01, 2014

"Karar Vermek" için Güzel Bir Gün: 1 Pazartesi




İnsan bazen karar vermek için dışardan bir motivasyona ihtiyaç duyuyor; diyete başlamak Pazartesi günü, gitmeyen ilişkiyi bitirmek için yazın gelmesi, çamaşırları makineden çıkarmak için yelkovanla akrebin buluşması, gibi. Tüm bu motivasyonlardan en güzelinin ayın 1’inin Pazartesi gününe denk gelmesidir. İstatistiksel olarak birçoğunun sonu fos çıksa da, yapabildiğim birkaç tanesi adına kendimde büyük büyük konuşma hakkını görüyorum. Ya tutarsa...
Hemen bir örnekle pekiştireyim: sırf çok beğendiğim için “birazcık” büyük gelen bluzu almıyorum ki, o bluze güvenerek kilo almayayım.
Görsel WeHeartIt.com'dan
***
Yolunuzu tıkayan bir alışkalığınızdan kurtulmak veya uzun süredir bir kenara attığınız planınızı gerçekleştirmek için çok güzel bir gün. Hadi adım atın.

***
Benim de daha vaktim varken, önemli kararlar almam gerekiyor; diğer 1 Pazartesi günü için Haziran’a daha çok var!

Yorum Yok

Perşembe, Kasım 20, 2014

Yüzyıllık Aşk, Aşkımız

İşimin en güzel yanlarından biri “toplantı sonrası gezmeleri”. Toplantımdan çıktıktan sonra, bulunduğum semtteki butik pastaneleri, nefis lokantaları ya da takip ettiğim sergileri geziyorum. İstanbul Modern bu gezme listemin ilk sıralarında yer alıyor. Yolum Kabataş ya da Karaköy’e düştüyse, mutlaka giriyorum. Yeni sergi yoksa bile, sabit sergiyi geziyorum, Erol Akyavaş’ın Hallac-ı Mansur’una selam veriyorum.
***
İstanbul Modern’de Eylül ayında, Türk Sineması 100. Yılına ithafen ilk kez bir araştırma sergisi açıldı. Mekanist’in davetiyle bu özel araştırma sergisini rehberli turla gezme fırsatı bulduk. Bize küratörlerden Müge Turan da katıldı.
http://www.istanbulmodern.org/tr/sergiler/guncel-sergiler/yuzyillik-ask_1436.html
Sergide, seyircilere, hayranlara, oyunculara, sinema salonlarına ait fotoğraflar, plaklar, film afişleri, gazete kupürleri ve özel eşyalar bulunuyor. Serginin en ilgi çekici bölümlerinden biri, yıllar yılı Yılmaz Güney, Filiz Akın ve Türkan şoray’a ait özel eşyalarını, mektuplarını, fotoğraflarını saklayan hayranlarının bu eşyalarından oluşan “Sinema Seyircisi Fanatiktir” bölümüydü. Rehberimizin söylediğine göre, hayranları, eşyaları kısa süreliğine de olsa almak için ikna etmek zor olmuş.
Eski sinema biletlerinin replikasına misafirlere anı olması açısından sunmaları tatlı bir detay olmuş. Ne kadar erken giderseniz, biletlerden edinme ihtimaliniz artar.
Kişisel fikrim, sergi, elbette ki, yeterli değildi; bazı sinema emekçilerine ulaşamamıştı. Bu kadar yakın bir tarihe ait olan ve üstelik popüler kültür olan öğelerden daha çok edinebilirlerdi. Türk sineması denildiğinde akla ilk gelen filmlerin sahibi Arzu Film’den iz göremedim mesela, ki son zamanlarda eski filmleri restore eden çalışmaları takdire şayan. Televizyonda gördüğümüzde değiştirmeye kıyamadığımız, Gülen Gözler, Hababam Sınıfı, Neşeli Günler,.. yoktu. Sergi, yeterli olmasa da gayet iyi bir İLK olmuş.
***
4 Ocak 2015 tarihine kadar İstanbul Modern’de olacak bu sergiyi gezmenizi öneririm. Üstelik İstanbul Modern, her Perşembe ücretsiz. 
*İstanbul Modern'e kadar gitmişken, nefis Çok Sesli sergisini mutlaka gezin.



Yorum Yok

İstanbul'un Yeni Trendi: Evden Kaçış Oyunları

İstanbul’da yeni bir trend var: evden kaçış oyunları. En fazla 5 arkadaş bir eve giriyorsunuz. Üzerinize kapı kapanıyor, hikayenin bir parçası oluyorsunuz. Ve başlıyorsunuz şifreleri çözmeye.
Şifreler oda(lar)daki her yerde olabilir. Birbirinin ardı sıra çözülen şifrelerle sonunda evden kaçıyorsunuz. Tabi size sunulan sürede yapabilirseniz.
***
Biz bir Mekanist etkinliği kapsamında yeni açılmış evdenfirar'a gittik. Birbirini 10 dakika önce tanımış ve içerde bizi neyin beklediğini bilmeyen 5 kişi olarak çok da başarılı olabildiğimizi söyleyemem. 
Ancak oldukça zevk aldık; evden çıktıktan sonra bilinçaltım şifreleri çözmeye devam ediyordu.
Ekip olmak, görev dağılımı, görev bilinci,vb güzel ancak kendi payıma, dağınık çalıştığımı fark ettim. Bir sonuç çıkmadığını fark ettiğimde onu orda bırakıp (oraya bir yerlere fırlatıp) başka bir şeyle ilgilenmeye başlıyorum. Belki de aklıma şifreyi çözmede önemli bir tüyo geldi ama 5 dk önce nereye odaklandığımı kaçırdım. Siz de yaşam içinde yaptığınız ancak fark etmediğiniz bir davranışınızla burun buruna gelebilirsiniz.
Özellikle kurumsal firmaların küçük ekipleri için iyi bir çalışma olacaktır diye düşünüyorum. 
Doğum günü gibi özel günlerde özel sürprizler yapıyorlarmış, alternatif doğum günü organizasyonlarından olabilir.  
***
*Ev ile ilgili bilgi vermiyorum, siz de daha önce gidenelere sormayın ki; çok eğlenin. Katilin uşak olduğunu bilmek, tüm eğlenceyi kaçırır.
*Fiziksel güç harcamayacağınız için kıyafet sorununuz olmayacak ama oturup kalacağınız için rahat bir şeyler giyin bence.
*Telefonunuzu içerde kullanabilirsiniz, fotoğraf da çekebilirsiniz; ama şifrelerin içine o kadar gireceksiniz ki fotoğraf çekmeyi unutacaksınız yine de bir tane olsun fotoğraf çekin.
*Evdenfirar.com adresinden rezervasyon yapabilir, yerine bakabilirsiniz. Cezayir Sokağında sorduğunuz herkes gösteriyor. Hatta sanki herkes sizin sormanızı bekliyor. 
*** 
DIP NOT:Evden çıkamayan bir ekip olarak; mühendislerin çok üzüldüğünü, satışçı, pazarlamacı, iletişimcilerin daha normal karşıladığını gördüm. Tahminimce biz satışçıların yenilmeye ve reddedilmeye alışık olmasından kaynaklanıyor. Kaybedince üzülmeye değil, kazanınca sevinmeye alışıyoruz.
***
Evdenfirar'dan sonraki -benim için- yeni oyun Exist. Caddebostan'daki Exist'te hem korkup hem şifreyi çözmek istiyorum. Arkadaşlarımla gideceğim için daha çekişmeli, daha kavgalı, daha gürültülü olur diye düşünüyorum.  
İstanbuldaki tüm oyunların listesine buradan ulaşabilirsiniz.
Yorum Yok

Salı, Kasım 11, 2014

Çünkü Vitamini Kabuğunda

Ahh şu anneler; arkadaş toplantılarından, sorularına cevap veren her doktordan, TV programlarından hatta şu sıralar sosyal medyadan öğrendikleri bilgilerle bize hayatı zehrederler. Yok, meyvenin vitamini kabuğundaymış, kahvaltı yapmadan evden çıkılmazmış, gece yatmadan önce yemek yenmezmiş. Sanki biz, İstanbul’da yaşayan/çalışanlar eve 18.00’de geliyoruz da, 19.00’dan sonra yemek yemeyebiliriz. Sanki evden 9.00’da çıkıyoruz da kahvaltı yapabiliriz. Sanki portakalın kabuğu güzel de kabuğunu yemeliyiz. (Gerçi benim annem süper-modern ve genç bir anne ki, ne TV programlarıyla yaşar, ne de dırdır vırvır yapar, yine de sağlığımı düşündüğü için, tavsiyelerde bulunur.)
*** 
Anneciğimin en muhteşem mükerrer tavsiyesi ise meyvelerinin vitaminin çekirdeğinde olması. Üzüm dahil hiçbir meyvenin çekirdeğini sevmedim, sevemiyorum.
Yaşlandıkça/yaş aldıkça, daha sağlıklı yaşamaya ve yemek yemeye çalışıyorum ve bu sağlıklı yemeklerin daha lezzetli olduğunu düşünmeye başladım. Daha önce şu yazımda da yazdığım gibi, ambalajlı ürünlerden elimi eteğimi çektim; yoğurdumu kendim yapıyorum, en çirkin görünen meyve ve sebzeleri satın alıyorum; hatta satın almaktansa bağ-bahçeden topluyorum. Böylece oldukça kilo verdim.
***
Kahvedense çayın her türlüsü seven biri olarak, kendi meyve ve ot çaylarımı yapmaya başladım. Böylelikle hem kabuğundaki ve çekirdeğindeki vitamin bonuslarını kazanıyorum, hem de geri dönüşüme katkıda bulunuyorum. (Sorunlu biri olduğum için ambalajları da kağıt toplayıcılar için özellikle ayırıyorum.)
Mevsim kışa dönerken, eve giren turuncu renkli meyveleri sayısı da artmaya başladı. İçini yiyorum, kabuğunu kurutuyorum; birkaç hafta içinde çayını yapıyorum, işin suyunu çıkarıyorum.
Yaz mevsiminde ise, kalbimin sultanı yeşil otların (maydanoz, gelincik, hardal vb) güneşlenmesini sağlıyorum; bütün kış, yemeğimi taçlandırıyorum. Yemeğimi yiyen ve ot sevmeyen misafirlerime de fark ettirmeden o otları yediriyorum. Biz otçul beslenmeye inanıyoruz. 
 
Muhteşem 'Kuru Meyve Stoğum'u paylaşıyorum sizinle
***
Ay olmuş, Kasım. Domates mevsimi bitti. Hormon basılmış domatesleri yemeyin artık. (Egelilere göre cümleyi güncelliyorum: İlaca basılmış domatları yemen gari). Domatessiz kahvaltı mı olur demeyin,  yazın kurutulmuş domatesleri biraz ölecek kadar haşlayın, zeytinyağında bekletin, yemek istediğinizde, biraz sarımsak ve üzüm sirkesi ile kahvaltınızı şenlendirin. Otsuz olmaz tabi, kuruttuğunuz, kekik, nane ve maydanozları üzerinde gezdirin.
Off, canım nasıl çekti, hemen kendime biraz hazırlayayım. 
***
(15 dakika sonra)
‘Kahvedense, çay seviyorum’ yazdım ya, caanım İsmail Saymaz’ın hislerime tercüman olan şu tiviti geldi aklıma:


Selamlar, saygılar...


 Sağlıklı Yaşam

Yorum Yok