Pazartesi, Ekim 16, 2017

Oyun Atölyesi Uyarlaması ile Woyzeck

Yalnızca 23 yıllık hayatına 3 müthiş oyun sığdıran Büchner'in bitiremediği son oyunu Woyzeck bu sezon hem Oyun Atölyesinde, hem de Tatbikat Sahnesinde karşımızda. Bitirememiş olabilir, ama tamamlanarak ya da tamamlanmayarak sahneye koyulabiliyor. Bu da şahane olabiliyor. 
"Danton'un Ölümü" İstanbul'da seyrettiğim ilk oyundu. Benim için Büchner'in yeri her zaman apayrı. 

Oyun Atölyesi Uyarlaması ile Woyzeck

Woyzeck

Woyzeck Hakkında

Düşük rütbeli bir asker olan Woyzeck Marie ve gayrimeşru çocuğuna para yetiştirmek için birtakım deneylere katılarak, deneylerin de etkisiyle akıl sağlığını yitirmeye başlar. Ordunun, doktorun, toplumun ve Marie'nin baskılaması arasında kalır ve yaşama nedeni Marie'yi kendisini aldattığında şüphelendiği için planlı bir şekilde öldürür. 

Oyun Atölyesi Uyarlaması

"Oyun Atölyesi'nin Büchner'in Woyzeck'ine 2017 uyarlaması ne?" derseniz: su, fısıltı ve tabii ki kırmızı derim. Metin hali hazırda güçlü ve etkileyici; ancak sahne tasarımının hakkını hiç de yemek istemem. (Oyun Atölyesi kostüm tasarımına ve dekor tasarımına sahne tasarımı diyor) Özlem Karabay çok iyi iş çıkarmış. 
Woyzeck'in sevdiği kadının eteğinin ve adamın pantolon fermuarının gibi günahlı bölgelerin kırmızı olması ve günah arttıkça kırmızının da artmasını çok sevdim. En çok da hem alt sınıf hem de üst sınıftan tarafından ezilen Woyzeck'in de üzerinde kırmızı bir şerit olması benim için önemliydi. Ezildiği, sıkıştırıldığı için bireyin saf, masum, günahsız olmadığı kesin, nitekim Woyzeck de bu adaletsiz, baskıcı ve suçlu toplumun bir parçası. 
Dans ile bir arada olan su sesini ve fısıltıları da çok sevdim. Woyzeck'in yani bireyin iç sesi gibiydi.
Woyzeck Afişi
Oyunun afişini tasarlayan Ethem Onur Bilgiç'e de hayranlığımı çok öncelerden. Kendisinin şahane illüstrasyonlarını buradan takip edebilirsiniz.
Acaba yalnızca bebeğin ve içkilerin beyaz olması tesadüf mü? 

Künye

Orijinal Adı: Woyzeck
Yazan: Georg Büchner
Çeviren: Haluk Bilginer
Yöneten: Muharrem Özcan 
Sahne Tasarımı: Özlem Karabay 
Müzik: Çağrı Beklen 
Işık Tasarımı: Kemal Yiğitcan 
Koreograf: Orçun Okurgan 
Korrepetitör: Sibel Demir 
Oynayanlar 
Woyzeck: Emre Yetim 
Marie: Ayça Koptur 
Yüzbaşı: Aydın Şentürk 
Doktor: Sefa Tantoğlu 
Bando Çavuşu: Sinan Arslan 
Andres: Yiğit Çakır 
Çırak: Dilara Topuklular 
Panayırcı: Numan Aydın 
Margaret: Hazal İspirli 
Yönetmen Asistanı: Gözde Kırgız 
Yönetmen Asistanı: Mithat Ozan Küren 
Yönetmen Asistanı: Timuçin Başgül 
Sahne Tasarımı Asistanı: Pınar Demir
Oyun Atölyesi Twitter adresi

Canım Kadıköy Tiyatrolar Platformu, canım Kadıköy Tiyatro Şenliği. 
#tiyatroiyidir
Yorum Yok

Perşembe, Ekim 05, 2017

Ekolojik Tarıma #SıfırÇöp 'ün Etkisi

Eve hibrit veya GDO tohum, kimyasal gübre ve ilaçlı gıda girmeyecek iddiamı yalnızca iyi beslenmek için sürdürmüyorum. Gıdanın politik bir duruş olduğu hepimizce aşikar. Ben yememeye direniyorum, direneceğim. İnanın, o hafta ekolojik bir elma bulamazsam, almıyorum. Yemezsem ölmem, yersem sürünürüm. 
İnsanlar delirmeye başladığımı düşünmeye başladı bile. Bense akıllandığımı düşünüyorum. Elmanın değerini biliyorum. Çekirdeğine, sapına, kabuğuna kadar. Damak tadım gelişti. Bir de çeşitlerine bakmaya başladım. Hangi elma hangi mevsimde çıkar, hangi bölgede yetişir, ana vatanı neresidir? Bir sürü güzel bilgi ile donanıyorum. Bu ilgimi bilen kişiler bana elma gönderiyorlar bazen. Şahane insanlarla tanışıyorum.
Geçtiğimiz hafta son karpuzlardan (yukardaki) aldık. Karpuzun kendisi küçük, çekirdekleri büyüktü. Tadı ise resmen bal gibi. Şekerli renkli su karpuzlara inat, nefisti.

Ekolojik Tarıma #SıfırÇöp 'ün Etkisi

Gıda için atalık tohum, zehirsiz gübre ve öldürmeden uzaklaştıran ilaç yeterli değil; toprak da, su da, hava da önemli. 
Geçenlerde öğrendim ki, domatesini yediğim, tohumuna rağmen gün be gün verimsizleşen bahçenin verimsizleşme nedeni yakınındaki üzüm bağlarına ilaç atılmasıymış. İlaç dediğimiz, hormon, zehir. 
Topraktaki tek zehir tarım ilaçları da değil elbette. Bildiğiniz gibi evdeki çöp de toprağa atılıyor ve dolayısıyla evdeki kimyasallar da toprağı zehirliyor, verimsizleştiriyor. 
Ekolojik tarım yalnızca tohum ve gübre ile olmaz. Plastik ve sentetikten uzak durmak da ekolojik tarımın olmazsa olmazı. Almadığınız plastik poşet, polyester tişört, suni deri ayakkabı, elma ağacının kurumasını, elmanın plastikleşmesini, elmayı yiyen çocuğunuzun zehirlenmesini önleyecek.
Ekolojik hayat bir bütündür; yediğiniz elmayı korumak için evden çöp de çıkarmamanız gerekecek; evden çöp çıkarmamak içinse, eve çöp olabilecekleri almamanız. Vazgeçmeniz gereken ilk malzeme ise kullan-at ürünler. İçtiğiniz kahve bardağı dönüşmediği için kahve ağacının zehirlenmesine neden oluyor.
*
Burada veganlığa bağlamayı isterdim; ama yapacak başka işlerim var. Bunu da başka zamana bırakayım. 
#SıfırÇöp hakkında ne kadar ciddiyim, bir kısmı burada.
Elmanıza, karpuzunuza sahip çıkın. 
Utku
Yorum Yok

Perşembe, Eylül 14, 2017

Evden Daha Az Çöp Çıkarmak için Ne Yapılabilir?

Dünyada özellikle ABD'de nefis #SıfırÇöp uygulamaları yapan bloggerler var. Semt pazarına, markete bez torba, cam kavanoz, cam şişe ile gidiyorlar. Nohutunu cam kavanoza, birasını cam şişeye, karnabaharını bez torbaya koyuyorlar. Dişlerini Hindistan cevizi yağı ve bambu diş fırçası ile temizliyorlar. Saçları için kağıda sarılmış sabun kullanıyorlar. Meyve kabuklarını buzdolabında saklayıp, haftalık olarak kompost evine götürüyorlar. Evden koca bir senede yalnızca bir kavanoz atık, o da kağıt atık çıkarıyorlar. Hatta dört kişilik bir ailenin bile böyle bir hayatı var. Peki bu sistem Türkiye'de gerçekçi mi?
Takip edenlerin bildiği üzere zaten hali hazırda evden çıkarmamaya çalışıyorum; ancak bu süreç oldukça zor oldu. Çünkü Türkiye'de, özellikle de İstanbul'da, devlet, şehir hayatı, konu, komşu, vs çelme takmak için yarışıyor. Herhangi bir alışverişinizi atıksız yapmamanız mümkün değil. Nedenini tek kelime ile açıklayacağım: Mevzuat. 
Örneğin bakkala nohut almaya gideceksiniz. Ne kadar basit bir alışveriş değil mi? Nohutu ambalajsız ve etiketsiz alamazsınız. Öyle alıyorsanız, yasal bir alışveriş yapmıyorsunuz, demektir. Kredi kartı ile ödeme yapmanıza gerek yok, yazar kasadan çıkan fişe maruz kalıyorsunuz. Alışverişinizi tamamladıktan sonra plastik poşetlerden birine bu nohutunuz atılıyor. Basit bir alışverişte, bir ambalaj, bir etiket, bir plastik poşet ve bir yazar kasa fişiniz oldu, tebrikler. (Etiketi ayrı niye yazdım: geri dönüşümde kağıt ile plastik ayrı değerlendirilir) Peki zorunluluklar da dahil yaptıklarımızın sonucunda, bu ambalajlar ne yapıyor olabilir? İşte bunu:
Yukarıda bahsettiğim bloglar işe yaramaz değil; aksine motive edici ve gerçek. Yalnızca yerel değil. Satış mevzuatı farklı, yetiştirdiği meyve ve sebzeler farklı, yolları farklı, insanları farklı. Burada kendi yolumu referans alarak size kendi yolunuzu bulmanız için formülü aktarmaya çalışacağım

Evden daha az çöp çıkarmak için ne yapılabilir?

Öncelikle malzemeyi tanıyın. 

Organik ve inorganik maddeler nelerdir? Yumurta kabuğu ne kadar zamanda çözünür? Plastik ne kadar çözünür? Kağıt ne kadar zamanda çözünür? Toprağa bu maddeleri koysanız hangisi kısa sürede (2-3 ayda) çözünür?
Bu konuda kısa bir test dahi yapabilirsiniz. Bir test sistemi olarak kompost. Bir kova toprağın içine kağıt, muz kabuğu, naylon torba, yumurta kabuğu koyarak kompost yapın. Yaklaşık 20 gün içinde kompostunuz  hazır olacak. Bu süreçte hangi maddelerin çözündüğüne bakın.
Belediyenin sizden aldığı çöpü poşetiyle toprağa yığdığını bilin. Atığınızı bu bilgiye göre yeniden değerlendirin.

İkinci olarak çöp analizi yapın. 

Evinizden hangi çöpler daha çok çıkıyor? Plastik poşetler mi? Son kullanma tarihi geçen makyaj malzemeleri mi? Gıda atıkları mı?
Azaltmaya, daha çok olan çöpten başlayın. Eve zaten plastik poşet girmiyorsa kendinizle kavga etmeyin. Kahve içmiyorsanız, kahve filtresini bırakmanı anlamı yok. 
Analiz ile ilgili sevdiğim bir örneğim bile var: 
Yıllar önce bana nasıl kilo verdiğimi soran bir arkadaşıma, çok kullandığım yararsız gıdaları hayatımdan peyderpey çıkardığımı söyledim. Ona "Mesela beyaz şekeri çaya atmayı bıraktım" dedim. Günde iki çaydanlık çay içen biri için bu, bir hayli şeker demek. Ama "mesela" ile başlayan cümleler "sen de aynısını yap" demek değildir. Kendisi de çaya şeker atmayı bırakmıştı. Sorun şuydu ki günde iki bardak çay içen biri için bu etkin bir yöntem olmaz, olmadı. Sonra da taktiği işe yaramaz bularak bıraktı.

Üçüncü ve çok kritik önerim evden çıkmasını istemediğiniz çöpü eve almayın.  

Bir şey eve giriyorsa kullanılır. Poşeti alayım evde dursun derseniz o poşet kullanılır. Kendi sınırlarınızı zorlayın. Bırakın çöp bir gece evde kalsın.
Biliyorsunuz; ne kadar para çekerseniz o kadar harcarsınız biliyorsunuz, cips eve giriyorsa gece yenir.
*
Bu adımlar evden çöp çıkarmamak için kendinizi zorlamanın ilk üç adımı. Siz kendi ofisinizden, evinizden, çantanızdan çöp çıkarmamaya başladığınızda çıkan birkaç çöp için daha teknik bir mücadele vermeye başlayacaksınız.  Temelde belediyeler size hizmet için varlar, belediyenizden plastik, kağıt, cam, pil, ilaç ve kompost atıklarını ayrı almasını talep edin. Bu konuda diretin. Yok, yapmıyor mu? Başka bir belediye mümkün!

#SıfırÇöp örneklerini aklıma geldikçe burada toparlıyorum.
Sevgiler,
Utku
Yorum Yok

Salı, Ağustos 29, 2017

Tatilde #SıfırÇöp

Her hafta sonu tatil yapan bir şımarık olarak bu hafta tatilde dahi aksatmadığım rutin "Çevremizi koruyalım" kuşağında bugün. 

Tatilde #SıfırÇöp

Güneş koruyucu, parfüm, nemledirici ve diş macunu olarak Hindistan cevizi yağı

Hindistan cevizi yağcılarından Utku olarak yanıma hiçbir şey alamazsan Hindistan cevizi yağı alıyorum. İnce bir yağ olduğu için nemlendirici, kokusu güzel olduğu için parfüm, 20 SPF olduğu için güneş koruyucu, iyi bir temizleyici olduğu için diş macunu olarak kullanılabiliyor. 
Güneş koruyucuda ayrıca endüstriyel ürünler de kullanıyorum. #CrueltyFree ve bitkisel ürün kullandığımı burada yazmıştım.
*Hindistan cevizi yağı ile ilgili tek meselem, çok uzaklardan geliyor olması. Alternatifini bulunca ekleyeceğim.

Deodorant

Yalnızca Hindistan cevizi yağı kullananlar olduğunu da söylemeden edemeyeceğim. Ben çok uzun yıllardır kolayca hazırlanan bir deodorant kullanıyorum. Yapmaya zaman ayıramayacaksanız, Fermente Mutfağım'dan hazırına da bakabilirsiniz.

Güneş sonrası nemlendiricisi olarak sarı kantaron çiçeği yağı

Sarı kantaron yağı nemlendirmenin yanında çok iyi dinlendiriyor da. Güneş yanıklarına çok iyi geliyor. Güneşlenmemeye çalışsam da, yazın bu mümkün olmuyor. En iyisi de sarı kantaron çiçeği yağı oluyor. 
Güneşlenmeyi sevmiyorum ama geçtiğimiz günlerde teknede rüzgara aldanıp güneşte kaldım. Akşama güneş alerjisi olmuştum. Sarı kantaron çiçeği yağı hem serinlik verdi, hem de sabaha iz kalmasını engelledi. 

Makyaj temizleyici su ve ped

Makyaj temizleme düzenimin öncesiyle-sonrasıyla nasıl değiştirdiğimi daha önce yazmıştım. Sıvı karışımı seyahat boyu sprey şişeye, pedleri ise bolca kullandığım büzgülü pamuklu keselere koyuyorum.

Diş fırçası

Maalesef henüz seyahat boyunu yapmadıkları kocamaaaan bambu diş fırçamı koruması ile taşıyorum.

Tarak

Her daim en sevdiğim tarağım Taraklı'dan Sabri Usta'nın şimşir tarağı.
 

Zeytinyağı sabunu 

(Burası önemli zeytinyağlı sabun değil, zeytinyağı sabunu)

Her duşta saçımı şampuanlamıyorum, bu sayede dört-beş gün evden uzak kaldığımda da sorun çıkmıyor. Saçımı yıkama sıklığımı artırma sürecime iki gün ile başladım. Sonra üç gün, sonra dört gün oldu. Beşinci gün saçımın temizliği için bana yetiyor. Bu nedenle en fazla dört günlük yaptığım tatillerimde saçımı şampuanlama stresim olmuyor. Yine de zeytinyağı sabunu zorda kaldığımda, yardımcı oluyor.
Vücut temizliğimde zeytinyağı sabununu tatilde de kullanıyorum.

Makyaj çantası

Makyaj malzemelerinde de endüstriyel ürünler kullanmaya devam ediyorum. Mutlaka #CrueltyFree ve bitkisel makyaj ürünlerimden biri bitmeden başka bir ürün satın almıyorum, ayrıca birkaç malzemeye indirdim.
*
Hakkım olan tatilimi bütün bir yıla yaydığım için şımarık olduğumu biliyorum. Kimsenin olmadığı bir kumsalda saatlerce kitap okumak da, sabaha kadar dans etmek de ayrı güzel. Kendinizi bundan mahrum etmeyin. 
İyi tatiller,
Utku
Yorum Yok

Pazartesi, Ağustos 28, 2017

İstanbul'da Dört Mevsim No:3 Beyoğlu Günü

...İstanbul'da son dört mevsimim kaldığını varsayarak İstanbul'u yeniden keşfediyorum; gittiğim yerlere bir daha giderek altını çiziyorum.
Beyoğlu hala çok güzel. 

Size Yaşadığınız Ulan İstanbul'da Canım İstanbul Planlar 

İstanbul'da Dört Mevsim No:3 Beyoğlu Günü

Yüzünü Gezi Parkı'na verdin mi sol baştan:

1- Çiçek Pasajı

Turunuzu Gezi'den başlatırsanız, kafanızı Çiçek Pasajına içeriye uzatın. Çiçek Pasajı'ndan evvel ismini işletmecisi Mihael Naum'dan alan, İstanbul'un ikinci tiyatrosu Naum Tiyatrosuna selam verin. Sanatsever Abdülmecit'in büyük yardımları olan Naum Tiyatrosu'nun ahşap binası bir yangında yanınca yerine Çiçek Pasajı yapıldığını ekleyeyim.

2- Hazzo Pulo Pasajı

Çayseverlerin severlerin çok sevdiği Hazzo Pulo Pasajı boşaltılmadan bir çayını için. 

3- Beyoğlu Üç Yıldız (1926)

Hazzo Pulo Pasajı'nı arkasındaki Üç Yıldızdan akide şekeri alın.

4- Avrupa Pasajı (Aynalı Pasaj)

Galatasaray'daki Aynalı (Avrupa) pasajını mutlaka görün. Biraz yozlaşsa da hala Beyoğlu'nun mücevher kutusudur. Ergün Hiçyılmaz'ın efemera dükkanı buradadır. Birçok antikacı vardır. Dar bir pasaj olduğundan duvarları aynalıdır. Üst kattaki karyatid heykeller çok güzeldir.
@kulturistan 'dan.

5- Türvak Sinema-Tiyatro Müzesi

Bir sinemasever ya da tiyatroseverseniz mutlaka gidin. Türker İnanoğlu bir sinemacı olduğu için sinemaya daha çok bölüm ayrılmış. Tiyatro katına daha çok yer ayırmalarını isterdim; ancak tek kat bile uzun zaman geçirmeme yetti. Tiyatro biletleri, afişler, özel eşyalar ve dahasından oluşan tiyatro katına güncel tiyatrodan da eklemeler yapılabilir. 

6- İstanbul Araştırmaları Enstitüsü Kütüphanesi

İstanbulla ilgili okumak isteyen herkese İstanbul Araştırmaları Enstitüsü kütüphanesi tavsiye.Her kat ayrı bir devir.
@kulturistan 'dan.

7- Pera Müzesi

Konferanslar, söyleşiler, okumalar, hatta partiler düzenleyen yenilikçi bir müze. Sabit sergilerin dışında, değişken sergileri de var. Ayrıca Cuma günleri ücretsiz. Geçerken uğramalı nefis müze.

8- Postacılar Sokağı

Beyoğlu Postacılar Sokağı'nı- ki sonunda Pera'nın en dar patikası vardır- gezin.
Sokağın sonunda aniden Karşınıza Pera'nın en ferah meydanı çıkacak, sakın şaşırma. Meydanda Marx'ın Napoleon Bonaparte'nin karikatürü olarak nitelediği 3. Napolyon'un yaptırdığı mahkeme binası vardır. Binanın dışında Louis (3. Napolyon oluyor) adalet ve güç yazar hala. Prusya savası ve ardından komün onun sonu oldu. Sokağın aşağı kottan görünüşü şöyle:
Venedik sarayı ayrı güzeldir. Marx binaya adını kazıyan Louis Bonaparte için 18 Burumeire kitabını yazdığını hatırlatayım.
@kulturistan 'dan.

Postacılar Sokağı'na İstiklal'den girin, unutmayın.

9- Leyla Gencer'in Evi

İKSV'nin Şişhane'deki binasında bir kat Leyla Gencer'in eşyalarına ayrılmış. Müthiş Primadonna'yı ziyaret edin.

10- Doğan Apartmanı (Serdar-ı Ekrem Sokak)

Muhsin Bey'in ve Eşkıya'nın son sahnesinin çekildiği bu apartmanı görün.

11- İngiliz Kırım Kilisesi

İstanbul'un yegane anglo-sakson kilisesi İngiliz Kırım Kilisesini görün. Galata Serdar-ı Ekrem sokakta. Kırım savaşı sırasında İngilizlerce inşa edilmiş,her şeyiyle bir İskoç-İngiliz kasaba kilisesini andıran nev-i şahsına münhasır bir mekandır.
@kulturistan 'dan.

12- Masumiyet Müzesi

Orhan Pamuk'un aynı adlı kitabından düzenlenen müze, şehir müzeciliğine iyi bir örnek. Masumiyet Müzesi benim Orhan Pamuk'un en sevmediğim kitabıdır, ekleyeyim.

13- Galata Mevlevihanesi

Galata Mevlevihanesini gezin. Hamuşan'da yatan suskunlara selam edin, Şeyh Galip Hün-ü Aşk'ı bilin. Ferahfeza Mevlevi Ayinini -ki Tanpınar Huzur'da sık sık söz eder- dinleyin.Kitap önerisi: Tanpınar - Huzur
@kulturistan 'dan.

Mevlevihane bahçesi sıcak havada bile serin. Canım ağaçlar. 
Müzede bol bol eşya var; hepsi çok kıymetli. Ancak eşyaların başında hiç açıklama yok, biraz yorum katarak ne olduğunu anlıyorsunuz. İsimleri olsa da numaraları karışmış, ilgisiz bir müze yönetimi olduğu kesin. Bu kısmı çok can sıkıcı.

14- Galata Kulesi

Hezerfen Ahmet Çelebi'den ve onun uçuşundan bahsedelim. Hezarfen (bin fenli-Alim) Ahmet Çelebi hakkında tek kaynak Evliya Çelebi'dir. Seyahatnamesinin 1. cildinde bahseder Hezarfen'den. İddiasına göre Hezarfen Galata kulesinden kendini lodosun kollarına bırakıp Üsküdar Doğancılara kadar uçan yeryüzündeki ilk insandır. Şimdi biraz yamaç paraşütü bilen herkes bilir ki belirli bir yükseklik, rüzgar hızı ve koşma-rüzgarı karşılama mesafesi olamadan bugünün teknolojisiyle bile Galata kulesi gibi bir yerden kendini boşluğa bırakan yere çakılır. Bu iddianın sahibi olan Evliya Çelebinin seyahatnamesindeki başka palavralarına hiç girmeyeyim. Bugün hiçbir akıllı yamaç paraşütçüsü bu uçuşu denemez bile. Ha, Hezarfen yaşamış mıdır, bu cesareti gösterip atlamış mıdır, olabilir.Tarihte böylesi tutkuların peşinden giden çok bilim insanı vardır. Varsa kendisine rahmet dileriz ama bu uçuşun bugün hala gerçekmiş gibi okul kitaplarında bile başarılı bir şekilde tamamlandığını iddia etmek hakikaten geniş bir hayal gücü gerektirir. Evliya Çelebi gibi İlhan Berk'in bu palavra üzerine mi yazdığını bilmediğim bir şiirine rastladım. Hezarfenle çok örtüşüyor"Bu kalabalık niye toplanmış öyle? Bir çocuğun gözlerini topluyorlar. Kendini Galata kulesinden atan"Pek bilinmez, Hezarfenden 500 yıl önce başka bir türk Hipodrom duvarlarından atlayarak bu çılgın deneyi yapmış ve hakkın rahmetine kavuşmuşturİlk Türk İkarusu hakkında. 
@kulturistan 'dan.

15- Banker Sokak

İstanbul'un en eski sivil mimari örneği: Galata Banker Sokakta. 1314 Cenevizliler zamanında yapılan meclis binası. Avrupa'nın en eski meclis binalarından da birisi.
@kulturistan 'dan.

16- Kamondo Merdivenleri (Bankerler Sokak-Bankalar Caddesi)

Torunu Avusturya Lisesi'nde okuyan Abram Kamondo'nun torunu okula kolay gitsin diye inşa ettirdiği Kamondo Merdivenlerini görün. Zaten merdivenleri çıkıp sola dönünce liseyi görüyorsunuz.

17- Bankalar Caddesi

Göbek bağı Galata'da kellesi Paris'te kesilmiş büyük bir Fransız şairinin izini bankalar caddesinde sürün.Galata'da bulunan Eski Banka Sokağı'ndaki Sen Piyer Hanı'ından bahsedeyim bu akşam. Han Kanuni'nin izniyle kurulmuş Galata'daki 2. elçilik binasıdır. Fransa devletinin malıydı. Binanın dış cephesinde hala Bourbon Hanedanının arması gotik tarzda pencere kemerleri ve yine gotik tarzda gül pencereler bulunur. Ancak asıl hususiyet cephedeki kitabededir. Bina 1772 yılına kadar ahşaptı. Bir yangın sonucu kül olunca bu tarihte taştan yeniden yapıldı. Ancak bu yangından 12 yıl önce Fransızların Namık Kemal'i sayılacak Andre Chenier bu binada doğdu. Bu büyük şair 1792'de kellesini giyotine uzattığında 32 yaşında ateşli bir jakobendi. Sunay Akın'ın deyimiyle "Göbek bağı Galata'da, kellesi Paris'te kesildi." Chenier'in kellesi kesildikten 70 yıl sonra 1860'larda doğduğu bu binaya 1 kat eklenerek Osmanlı Bankasının ilk binası buraya kuruldu. Sokağın adı oradan gelir. 1890'larda Mimar Aleksanr Vallury tarafından inşa edilen yeni binasına taşınırken Vallury çok sevdiği Andre Chenier'in anısına binanın cephesine bu kitabeyi yazdırdı. Kitabede Chenier'in 1760'da bu binada doğduğu yazar Osmanlı Bankası yeni binasına taşındıktan sonra İstanbul'un tüm kalburüstü mimarları bu handa ofis açtılar. Vallury ve Mongeri gibi. Bu nedenle bu hana Mimarlar Hanı denmiştir. son dönemde burasının Bahçeşehir Üniversitesi tarafından 22 yıllığına kiralanarak restorasyonuyla birlikte Mimarlık Fakültesi olarak kullanılacak. Kitabe:
@kulturistan 'dan.

*
#KitapÖnerisi: Ahmet Hamdi Tanpınar - Huzur
#SohbetÖnerisi: Medyascope TV - Ah Güzel İstanbul Beyoğlu - Saadet Özen - link
*
İstanbul'un sahipleri kilise, cami, sinagog, vs bilgilerini Kültüristan'dan aldım. Hatta İstanbul'u yeni baştan gezmeye karar verdikten sonra nereleri gezeceğime karar vermekte zorlandığım için kısa listeyi de şu flood'dan aldım ki maddelere @kulturistan 'ı ekledim.

İlk paragrafı yazdım yazdım sildim. Hep bir söylenme havası, hep bir veda. Hayır başka türlü olmayacak: Beyoğlu yine bizim olacak!

Utku

İstanbul'da Dört Mevsim:
No:1 Ayvansaray-Fener-Balat Günü
No:2 Adalar Günü

Yorum Yok

Çarşamba, Ağustos 23, 2017

Neden Bir Su Pınarı Kullanmalısınız?

Buzdolabını açtığınızda dışı buğulanmış pet su şişeleri görmek istemiyorsanız, içtiğiniz suyun sıcaklığını kontrol edebilmek ve hem hijyenik, hem de pratik bir şekilde su içmek istiyorsanız, bir su pınarı kullanmanın zamanı gelmiş demektir. Sanılanın aksine, su pınarları ofislere özgü cihazlar değiller. Evde de rahatlıkla kullanılabiliyorlar, aynı benim yaptığım gibi. Plastik bir pompaya basarak su doldurmaktan sıkıldıysanız ve o plastik pompaların kanserojen maddeler içerdiğini biliyorsanız, sizin de su sebili kullanmanız gerekiyor. Pratik, hijyenik, sağlıklı ve lezzetli: Suyunuz tüm bu özellikleri taşımalı.


Ne yazık ki, piyasadaki su sebillerinin çoğunun üretim kalitesi son derece düşük. Çoğu, maliyeti düşürmek için plastik hazneler ve bölmeler kullanıyor. Bu tarz su sebillerinden uzak durun, zira damacana sulara kıyasla hiçbir faydaları bulunmuyor. Hatta daha sağlıksız oldukları bile söylenebilir, zira plastik bölmeler kısa süre içinde kireç tutup suyun lezzetini değiştiriyor. Yeni su sebili mevzuatına uygun, paslanmaz çelikten imal edilmiş hazne ve bölmelere sahip sebiller tercih etmelisiniz: Uğur Soğutma tarafından üretilen USP 20 D, tüm bu özellikleri taşıyor.

                                                        

Tek avantajı bu değil elbette, USP 20 D üç musluğa sahip. Bu durum zannettiğinizden daha önemli, zira sıcak ve soğuk su musluklarına ek olarak normal su musluğu bulundurması, hava sıcaklığı uygunsa suyu doğal sıcaklığında içmenizi sağlıyor. Sıcak/soğuk musluklarla oynayarak ideal su sıcaklığını yakalamaya çalışan (ve başaramayan) herkes, bu özelliği takdir edecektir. Soğuk su bölmesi saatte 5 litre, sıcak su bölmesi ise saatte 2 litre su kapasitesine sahip, yani en kalabalık ailelerin (veya ofislerin) bile ihtiyacını rahatlıkla karşılayabiliyor. Suyu 5 dereceye kadar soğutabilen, 85 dereceye kadar da ısıtabilen USP 20 D, tüm standart damacanalar ile uyumlu. Alt kısmında da kapalı bir muhafaza alanı bulunuyor: Benim yaptığım gibi, yedek damacanayı burada depolayabilirsiniz. Yaklaşık bir aydan beri kullandığım USP 20 D, tüm beklentilerini karşıladı ve uygun bir fiyata son derece kaliteli bir su sebili sahibi olmamı sağladı. Gönül rahatlığı ile tavsiye ettiğim bu modeli https://satis.ugur.com.tr/item/usp-20-d/100017 adresinden peşin fiyatına 12 taksitle satın alabilirsiniz. 

                                             
Bir boomads advertorial içeriğidir.
Yorum Yok

Pazartesi, Ağustos 14, 2017

Şatonun Altında

Her yıl olduğu gibi bu yıl da tiyatro sezonuna yaşlı gözlerle veda ederken, Ağustos geliverdi, Kadıköy Belediyesi Tiyatro Festivali başladı ve bir nebze olsun beni mutlu etti. Bir nebze olsun, diyorum; çünkü artık hiçbir mekan bana alternatif mekanların verdiği tadı vermiyor. Fuayesi başka, seyircisi başka, oyuncunun duruşu dahi başka. 
Yine de açık havada oyun seyretmek şahane!

Sezonun "Özel Ödüllerini" Kapatan Oyun: Şatonun Altında

Şatonun Altında
Şatonun Altında sezonda neredeyse tüm jüri özel ödülü, seçili kurul özel ödülü, vs ödüllerini topladı. Bolca ödül almasının yanında alternatif tiyatro seyircisinin de dikkatini çekmiş olmalı ki, oyun farklı yerlerde karşıma çıkmıştı.  

Macbeth'e Bir de Şatonun Altından, Yer Altından Bakın

Şatonun Altında, Shakespeare'nin ünlü tragedyası Macbeth'in uyarlanmış, evrilmiş hali. Yani yazarı Shakespeare, uyarlayanları aynı zamanda oynayanları olan Pınar Akkuzu ve Gülden Arsal. Macbeth hikayesinden sapma yok; sonunda Macbeth yine ölüyor. Farklı bir son, farklı bir ana fikir beklemeyin. Ancak Macbeth'in ölümüne giden yolda grotesk, bufon ve clown stillerinden de alınan güç ve esneklikle şahane bir iş çıkmış. 
Oyun Macbeth'in karşısına çıktığı varsayılan iki cadı gözünden anlatılıyor. Bu iki cadı güldükçe, güldürüyor. Bu gülüş tatlı, keyifli bir gülüş değil; daha ziyade rahatsız edici bir gülüş. Fiziksel ve genel geçer ahlaki sınırların dışında bir anlatımı var. Sanatın şahane rahatsız ediciliği.
Sınanmamış iyiliğin kötülük potansiyelinden bahseden Macbeth'i henüz seyretmediyseniz de, oyunu anlar ve seversiniz; ancak seyretmişseniz, daha çok zevk alacaksınız.

"Hiçbir şeye inanmamak ve her şeyle dalga geçmek"

Fena bir tiyatro seyircisi olmadığını düşünen ben, oyunla ilgili biraz gezindim, gezinirken de şaşırdım. Oyun sonrasında röportajlarında dahi eğlendim. (Bu kez keyifle). Grotesk, bufon (buffon), clown stilleri üzerinden şahane bir "Şatonun Altında" röportajı için buraya bakabilirsiniz. 
*Bufonlamak: İçini boşaltmak. Oldu mu sana, bir yaş daha. 

Künye

YazanWilliam Shakespeare
Proje Tasarımı ve UyarlamaPınar Akkuzu, Gülden Arsal
YönetenGüray Dinçol
OyuncularPınar Akkuzu, Gülden Arsal
Işık: Uğur Açıkgöz
Proje AsistanıTuba Keleş
Sahne, Kostüm Tasarımı ve UygulamaFiziksel Tiyatro Araştırmaları
Görsel TasarımUğur Açıkgöz
*
Allah'ım izlenecek ne çok oyun var, tanışılacak ne çok ekip ve stil var! Sezon başlasa da yeniden seyretsek.
Utku,
*Fotoğraf Fiziksel Tiyatro Araştırmaları Facebook hesabından.
Yorum Yok

Perşembe, Ağustos 10, 2017

Gıda Topluluğu Nedir? Nasıl Kurulur?

Gıda topluluğu nedir?

Gıda topluluğu toplum destekli tarım ve/ya katılımcı onay sistemi ile birden fazla kişinin iyi tarım yapan üreticiye doğrudan ulaşarak ilişki kurması, iyi tarım ürününe ulaşması, iyi tarım yapan üreticiyi desteklemesi gibi temellere dayanan topluluk/sistemGıda toplulukları, gıda üzerinde teorik ve pratik meseleleri konuşur ve çözüm üretmeye çalışırlar (üretirler).

Gıda toplulukları nasıl kurulur?

Bu mevzuyu gözünüzde büyütmeyin. 
  1. Siz, iki iş arkadaşınız ve iki akrabanız (ablanız/ağabeyiniz) hafta sonu buluşun. Tebrik ederim, gıda topluluğunuzu kurdunuz. 
  2. Hangi ürünlere, ne kadar ihtiyacınız olduğunu belirleyin. 
  3. Saklaması ve taşıması kolay olan kuru gıda ile başlayın. 
  4. Tüketim kooperatiflerinden, gıda topluluklarından, Çiftçi-Sen'den, vs üretici listesi isteyin. 
  5. Üreticiyi arayıp elindeki ürünü ve fiyatını sorun.
  6. Gıda topluluğunuza kargo bedelini de hesaplayarak para toplayın. 
  7. Üreticiye parayı göndererek sipariş verin. (Bazen kapıda ödeme ile verilir.) 
  8. Gelen ürünü paylaşın.
  9. Sene içinde fırsat buldukça üreticiyi ziyaret edin, çayını için, sofrasına oturun, üretimi nasıl yaptığını sorun. 
  10. Önümüzdeki sene büyüyen gıda topluluğunuzla daha çok sipariş verin. 
Fotoğraf Ayşegül Çetinkalp'tan

Hangi ürünlerle başlamalısınız?

Elbette alacağınız ürünler coğrafi koşullarınıza göre değişiklik gösterecek; ancak pirinç, bulgur, nohut, fasulye, mercimek gibi kuru temel gıdadan başlamanızı öneririm. Neden kuru gıda?
  • Temel gıda olması nedeniyle sizin gıda topluluğunuzdan itiraz gelmeyecek.
  • Bozulma ihtimali düşük. 
  • Senede bir kez almanız sebebiyle takibi kolay olacak.
  • İyi tarım yapan üreticiyi bulmak diğer ürünlere göre daha kolay. 
  • Yerli ürün, yerli tohum.
Sağlıklı bir nesil için ev yemeği yetmez, o yemeğin gıda ışınlanmasına (radurizasyon) maruz kalmayan bakliyat ile yapılması gerekir. 

Gıda toplulukları benimle ilgilenir mi, mi?

Elbette evet. Hatta kocaman EVET! Neredeyse tüm gıda toplulukları daha çok gıda topluluğu kurulması için çaba gösteriyor, buluşuyor, görüşüyor, üretici ve tüketici ağını genişletmeye çalışıyor. Büyük bir kısmı sitelerinde üretici listesi yayınlıyor. 

Memleketteki tüketim kooperatifleri / gıda toplulukları

İstanbul
Ankara
İzmir
  • BİTOT - Batı İzmir Topluluk Destekli Tarım - Web sitesi (Batı İzmir; Çeşme, Karaburun, Urla, Seferihisar ve Güzelbahçe)
  • Tarım Ekonomisi Derneği - Web sitesi
  • İmece Evi Abone Sistemi - Web sitesi
  • GETO - Gediz Ekoloji Topluluğu - Web sitesi (Kuzey İzmir; Karşıyaka, Bostanlı)
  • Homeros Gıda Topluluğu - Facebook grubu (Bornova)
Balıkesir
  • Yaşam Dostu Ürün Dayanışma Üretim ve Paylaşım Grubu - Web sitesi
Antalya
Çanakkale
  • Çanakkale Ekolojik Yaşam İnisiyatifi (ÇAYEK) - Web sitesi
Gaziantep
Muğla


Gıda Toplulukları konusunda güncel bilgi burada da olabilir. Bu gıda topluluklarının üretici listelerini de takip ediyorum ve bir liste oluşturmaya çalışıyorum. 
*Yasal statüsü olan bir dernek veya kooperatif kurmak isterseniz, diğerleri ile görüşmenizi öneririm. 
***
Ben bu yazıyı yazarken, Whatsapp grubuna şöyle bir haber düştü. Çoook güzel nohutlar geliyor, kooperatif girişimlerini kooperatif olması için hızlandırmalıyız. (: Hadi, kalkın. 
Utku,
Yorum Yok

Perşembe, Temmuz 27, 2017

Ölsün Polyester, Yaşasın Doğal

Bu yazı, stil sahibi, elbisesinin dikişine dikkat eden, sağlığına önemseyen, çevreye duyarlı, bütçesine dikkat eden kişiler için. 250 çift ayakkabınız olduğundan övünç duyuyorsanız ya da kredi kartınızı boşaltıp mağazaya koşuyorsanız, yazıya devam etmenize gerek yok.

Ölsün Polyester

Ben cumhurbaşkanı olsam; plastik poşetle birlikte polyesteri topyekun yasaklar, rahatlarım. Diktatörlükse diktatörlük. Sürekli temizlik dahi polyester tişörtün yazın verdiği koku azabından kurtarmıyor. Kullan-at tişörtler çevreye plastiği yayarken, yıkadığında dahi plastik partiküller denizlere salınıyor. 
Kullanıp atmaya, tüketmeye, sevmemeye, bağlanmamaya, kıymet vermemeye o kadar çok alışmışız ki, bunu artık normal de sayıyoruz üstelik. "Amaan iki giyer atarsın". Halbuki en sevdiğimiz tişörtümüz orta okuldan beri giydiğimiz eskiyen, parçalanan, rengi solan tişörtümüz. 
Neyse melankoli denizinde bir yolculuğa çıkmadık; ancak nerde o eski elbiseler deme hakkımı da kullanmak isterim. Annemin 20li yaşlarında diktiği ipek gömlekler, ilk günkü gibi dolabımda. Rengi solmadı, dikişi atmadı, aşınmadı. 

Öncelikle doğal kumaşlar nelerdir?

İpek, pamuk, keten, kaşmir, yün, kürk, deri, vs

Neden doğal kumaşlardan yapılan giysileri giymeliyiz?

  • Doğal kumaşlar çevreye zarar vermeden çözünür. Doğadan gelen doğaya gider yani. 
  • Daha uzun süre dayanır. 
  • Toksik madde içermediği için kanserojen gibi zararlı etkileri olmaz. 
  • Terletmez, kötü kokmanıza neden olmaz
  • Hava aldığı için mantar gibi sorunlara  neden olmaz
  • Tarzınızı, stilinizi tamamlar. 
  • Ayakkabı gibi ürünlerde ayağınızın şeklini alacağı için ayağınıza zarar vermez.
  • Evladiyeliktir, kıymetli eşyalarınızdan olur. 

Doğal kumaş yeterli mi?

Değil. Kumaşın rengi belirleyen boyalar da, kumaşlar kadar tehlikeli. Kimyasal boyalar yerine kök boyası kullanılan ürünler kullanılmalı. 

Doğal kumaşları nasıl anlarız?

İşte burası en zor kısmı; çünkü sadece pamuklu bir kumaşın dahi çok sayıda farklı dokuması var. Farklı dokumalar da kumaşın yumuşaklık ya da inceliğini değiştirebilir. Üstelik yeni teknolojiler sayesinde, doğal ham maddelerle kumaşın kimyasal yapısını bozmadan fiziksel yapısının değişimi ile gibi daha kullanışlı kumaşlar da yapılabiliyor. Etiket okumayı öğrenmeniz önemli. Polyester, elastan, polyamid, polar, vs sentetiktir. Deri nasıl anlaşılır, derseniz, cevabım burada var.

Doğal kumaşlardan yapılan giysiler pahalı, benim bütçem o kadar fazla değil. Ne yapmalıyım?

Evet doğal kumaşlar pahalı. Satın almak pahalı olduğu kadar, bakımı da pahalı. Ancak yaşamınızın tamamına baktığınızda fiyatı daha da uygun olacaktır. Nasıl? 
Ucuz etin yahnisi pek olur da diyebiliriz, ucuz alan pahalı alır da, az çoktan fazladır da. Kolay kolay eskimediği için eskiyip yenisini aldırmayacaktır. 10 yıldır kullandığım deri ayakkaplarım örneğin; birkaç kez topuğu aşındı o kadar. Güzel pamuklu tişörtler yıkandıkça dönmez. Annemin ipek gömleklerinden bahsetmiştim. Bu örnekler artabilir. 
Eğer ki vitrinleri takip ediyor ve her sezon birkaç çift ayakkabı alıyorsanız, (Aklıma, 250 çift ayakkabısı olduğunu ve kendini sosyalist olarak tarifleyediğini aynı röportaj içinde söyleyen manken geldi; en son mafya sevgililerini birbirine kırdırmıştı.) bu yazıya boşuna başlamışsınız zaten. Bu yazı, tüketimi azaltarak mutluluğun alışverişte olmadığını bilen kişiler için. Eğer bir stiliniz varsa, zaten sevdiğiniz bluza veda etmek istemeyeceksiniz. 

Vegan doğal kumaşlar nelerdir?

Açıkçası ipek, ipek böceğinden; kaşmir, deri, yün, kürk koyun gibi hayvanlardan elde edildiği için, veganlar için alternatifler oldukça azalıyor. Ancak pamuklu kumaşlar, farklı dokunarak çeşitlendirildi. Ananas, Hindistan cevizi, muz gibi meyve kabuklarından da deriye benzer alternatif kumaş elde edildiğinin müjdesini almıştık. Ne kadar sürede yaygınlaşır bilmiyorum, ama merakla bekliyorum.
Modal, tencel ve viskon da kayın ağacından olduğu için veganlar için uygundur. 

Ne yapılabilir?

  • Evvela en önemlisi, ihtiyaç fazlasını almayın. İhtiyacınız tahmin ettiğinizden çok daha az. Kendinize bir süre herhangi bir şey satın almama yasağı koysanız, almadığınız zamanda hiçbir şey kaybetmediğinizi göreceksiniz. Satın alma orucu tutun. 
  • Doğal malzemeleri kullanan markaları tercih edin.
  • Sevdiğiniz, bildiğiniz markalardan kumaş, ip, boya, vs doğal malzemeleri kullanmalarını talep edin.
  • Bütçeniz yeni giysi almaya yeterli değilse, takas pazarlarından yararlanın. Takas pazarlarında, sadeleştirilmiş bir dolap isteyen kişilerin giysileri çok olmaya başladı. Genellikle de hiç giymedikleri giysileri getiriyorlar. Tahmin ettiğinizden daha iyi giysiler göreceksiniz.  
  • Biraz retro giyinmeyi de seviyorsanız, ikinci el kıyafetler satan yerlere bakın.
  • Etiket okumayı öğrenin. 
  • Kendi kıyafetlerinizi dikin, diktirin. Bu mevzuyu gözünüzde büyütmeyin. Bu benim en büyük şımarıklığım olabilir. Pantolonumdan gömleğime, ayakkabımdan çantama benim bedenime uygun, istediğim renk ve dokuda kumaşla yaptırıyorum. Makineniz varsa ama nereden başlayacağınızı bilmiyorsanız, Terzihane size Bir Değişik Dikiş imkanı sunuyor. Youtube kanalında kolay dikişi öğretiyor. 
Derseniz ki, sentetik kumaşlar geri dönüştürülen malzemeden yapılıyor. Geri dönüştürülmesi, plastiğin her kullanımda biraz aşınarak doğaya saçılmasına neden oluyor. Plastik ambalajları geri dönüşüm kutusuna gönderdiğiniz için içiniz rahatsa, çok da rahat olmasın. Doğrudan olmasa da dolaylı olarak çevreye zarar veriyorsunuz. Konuyla ilgili nefis bir video ekliyorum. Bi' gidip bakın. 
*
Kürkü özellikle yazdım. Kürk kullanmaktan rahatsız olmadığım gibi, özellikle kullanıyorum. Suni kürk kullanabileceğimi hiç sanmıyorum. İhtiyacınızdan fazlasına sahip olmayın, böylelikle bir tavşan size bir kürk olmak için öldürülmez.
*
Daha önce Özgür Kazova dan bahsetmiştim. Kök boyası ve doğal kumaş kullanmalarının dışında, politik duruşları, örgütlenme biçimleri ile de kalbimizin sahipleri. 
N'apıyoruz, önce kendimizi dönüştürüyoruz,
Utku
Yorum Yok